Rapor

Uluslararası Araştırma Merkezleri’nin Yayınları / 1-15 Ocak 2021

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez: Geçiş sürecinde sıkışıp kaldılar
4 Ocak 2021
Yazar: John Calabrese / Kelime sayısı: 2217/ Dil: İngilizce/ Ortadoğu Enstitüsü 

Ortadoğu Enstitüsü, Amerika Birleşik Devletleri ve Körfez’in geçiş süreciyle ilgili bir makale yayınladı:

Küresel önceliğe geçişte sıkışıp kalan ABD gibi, Körfez İşbirliği Konseyi de (KİK) İran ile arasındaki ilişkiler de çıkmaza girmiş durumda. Bu çıkmazın sona ermesi, ABD’nin Körfez meselelerinde, KİK içi uzlaşmayı teşvik eden ve Suudi-İran stratejik rekabetini hafifletmeyi amaçlayan çabaları destekleyen güçlü, sürekli diplomasi liderliğindeki kararlı bir yeniden atılımını gerektiriyor.

  • Elbette, Biden yönetimi göreve başladığında en büyük öncelik Covid-19 salgını ve ekonomik iyileşmeyi yönetmek olacak. Bu nedenle yeni yılın ilk altı ayında ‘sonuç’ beklemek akıllıca olmaz. Ancak Biden’ın dış politika ve ulusal güvenlik ekibinin atıl kalacağını varsaymak da akıllıca olmaz.
  • İran’a karşı çok yönlü yaptırımlar ve bunların kaldırılmasına karşı kongredeki muhalefet, aşılmaz olmasa da, bir sonraki yönetimin karşılaşacağı zorluklardan birisi. Buna karşılık, ‘İbrahim Anlaşmaları’ ve Jared Kushner’ın Suudi-Katar yakınlaşmasını kolaylaştırmaya yönelik diplomasisi, ABD’nin bölgesel ortaklarını bir araya getirmeye yardımcı oldu. Bu, İran’ın zararlı davranışına karşı ek bir koruma olarak İran ile esnek ve geçici iş birliği biçimleri için son bir platform olarak yararlı olabilecek bir temel.
  • Yenilenmiş bir ABD angajmanına ve Körfez meselelerindeki rolünün yeniden şekillenmesine acil ihtiyaç var. ABD’nin ilk adımları sadece sınırlarını değil, aynı zamanda gücünü de belirler. Nitekim, ABD son zamanlarda zorlayıcı diplomasiye adadığı zaman ve enerjiyi önleyici diplomasiye harcarsa bu hamle ABD çıkarlarına daha iyi hizmet edebilir ve Körfez’i geliştirme umutları önemli ölçüde artabilir.
  • Bir sonraki yönetimin bu yolu izlemesi pek olası değildir. Bunu izlememesi halinde, ABD güvenilirliğini geri kazanmada, yeni bir güvenlik ortaklığı modeli için temel koymada ve kendini yeni bir tür küresel lider olarak sunma ve yeniden markalaştırmada bir miktar ilerleme kaydetmiş olacaktır.

Yükselen sıcaklıklar ve artan riskler: İklim Değişikliği ve İsrail Ulusal Güvenliği
4 Ocak 2021
Yazar: Shira Efron / Sayfa sayısı: 4/ Dil: İngilizce/ Kaynak:INSS 

INSS, iklim değişikliğinin İsrail ulusal güvenliği üzerindeki etkisi üzerine bir makale yayınladı:

  • Ortadoğu, yükselen sıcaklıklar, su kıtlığı ve dolayısıyla gıda kıtlığı, yükselen deniz seviyeleri, ekstrem hava olaylarının sıklığı ve yoğunluğu nedeniyle iklim değişikliğine karşı en savunmasız bölgelerden biridir.
  • Bu değişiklikler bölgesel istikrarsızlığı artırabileceği gibi, mültecilerin kitlesel göçüne yol açabilir ve terör örgütleri için daha rahat koşullar yaratabilir.
  • İklim değişikliğinin; İsrail için bir güvenlik sorunu haline gelebilecek bölgesel jeopolitik istikrar üzerindeki etkilerin ötesinde, aynı zamanda altyapı, ekipman, savunma ve silah sistemleri ile askeri ve güvenlik personelinin sağlığı ve hazırlık düzeyi üzerinde de doğrudan etkileri vardır.
  • İsrail, ulusal güvenliği açısından iklim değişikliğinin sonuçlarını ele almak için, konuyu temel ulusal güvenlik gündemine ve söylemine dahil etmelidir. Bu bağlamda; iklim ve güvenlik uzmanları arasındaki diyaloğu kolaylaştırmak; iklim değişikliğinin risk senaryolarını ele almak ve bütçe ile planlamada iklim değişikliğinin etkileri hesaba katılmalıdır.

Katar krizi: Sonun başlangıcı mı?
8 Ocak 2021
Yazar: Dr. Sanam Vakil / Kelime sayısı: 1030/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Chatham House

  • 5 Ocak 2021, 3 buçuk yıllık Katar krizinin resmi olarak bitişinin başlangıcı oldu. Katar Emiri Temim ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman da dahil olmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi liderleri, “güvenlik ve istikrar” anlaşmasını imzaladıkları Suudi Arabistan’ın Al Ula kentinde 41. KİK zirvesi için bir araya geldi.
  • Krizin kökleri, Mısır’da Hüsnü Mübarek gibi Arap otokratlarının düşmesiyle Bahreyn’e sıçrayan protestoların Körfez’de domino etkisi yaratacağına dair derin endişelere neden olan 2011 yılındaki Arap Baharı’na dayanıyordu. Katar’ın Mısır’daki Müslüman Kardeşler’e verdiği destek ve Al-Jazeera’nın gösterileri cesaretlendiren yayınları gerilimin artmasına yol açtı.
  • 2014’te Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in Doha’dan büyükelçilerini çekerek diplomatik ilişkilerini sonlandırdığında, 2017 krizinin sinyali verilmişti. Ardından, Riyad anlaşmasının toplu kabulü ile kriz teorik olarak çözüldü. Ancak gerilimler blok genelinde artmaya devam etti ve 2017 ablukasında tekrar ortaya çıktı.

Uzlaşmaya doğru bir adım

  • Suudi Arabistan Krallığı 2019’dan beri Doha ile uzlaşmanın gündeminde olduğunu belirtiyor. Aslında, Emirlikler, Bahreyn ve Mısır’ı yavaş yavaş bu fikre çekerek ilerledi. Suudi Arabistan, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin anlaşmazlığı gidererek, başarısızlığa uğrayan uluslararası imajını iyileştirmek amacıyla, Yemen’deki çıkmaza çözüm yolu aramak, İran’a karşı Körfez İşbirliği Konseyi’nin birliğini sağlama yoluyla bu krizi çözmeyi hedefliyor.
  • Daha dengeli bir bölgesel yaklaşım izlemeyi planlayan Biden yönetiminin yaklaşmakta olan görev döneminin uzlaşmanın arkasındaki itici güç olduğuna inanılıyor. Biden’ın İran nükleer anlaşmasına geri dönme niyetinin farkında olan Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri, Washington ile sağlam bir temelden başlamak için gerekli.

Uyarıcı bir hikaye

  • Bununla birlikte, 2014 ve 2017 deneyimleri, KİK ülkeleri için uyarıcı bir hikaye sunmalıdır. Kriz, blok içindeki gerilimleri, rekabeti ve bölünmeleri ön plana çıkardı. Şu an için Körfez ülkelerinin Katar’dan talep ettiği 13 madde bir kenara bırakılmış gibi görünüyor.
  • Henüz açıklanmasa da, bu meselelerin Doha ile diğer 4 ülke arasında ikili görüşmelerde tartışılması bekleniyor. Bu çatışmanın çözülmesinin; Doha’nın Tahran veya Ankara’yla ilişkilerinde nasıl bir değişikliğe yol açacağını veya Doha’nın İslamcı siyasi gruplara destek verip vermeyeceğini tahmin etmek zor.
  • Abluka sırasında Kuveyt ve Umman, 4 ülkenin faaliyetlerinden giderek daha fazla endişe duymaya başladı. Ekonomik vizyonlar ve çeşitlendirme planları, KİK ülkeleri arasındaki rekabeti arttırdı. KİK ülkelerinin birliği için yapılan teşviklere rağmen, her ülke İran için kendi bireysel stratejisini sürdürerek ortak stratejiyi geçersiz hale getirdi.
  • Müslüman Kardeşler’in rolü ve önemi konusundaki ideolojik ayrılıklar devam ederken, İbrahim Anlaşmaları da birliğe karşı karmaşıklığı temsil ediyor.

Katar’da Körfez ablukasının sonu: Trump’ın Ortadoğu’daki son diplomatik zaferi, seçilmiş Başkan Biden’a (Kısmen) Teşekkürler
8 Ocak 2021 
Yazar: David Ottaway / Kelime sayısı: 850/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Wilson Center 

Wilson Center, Katar’a yönelik ablukanın kaldırılmasına ilişkin bir makale yayınladı: 

  • Katar’da 2017 ablukasına neden olan temel sorunların hiçbiri çözülemedi ve bunları gündeme getirmek için belirlenen 13 talebin hiçbiri karşılık bulmadı. Trump yönetiminin, Basra Körfezi’nde İran’a karşı birleşik bir Arap cephesi oluşturmak için Körfez İşbirliği Konseyi’ndeki anlaşmazlığı sona erdirme konusundaki birincil hedefi hala belirsiz.
  • Trump, damadı Jared Kushner ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, ABD Merkez Komutanlığı güçlerinin bulunduğu El-Udeid Hava Üssü’ne ev sahipliği yapan Katar’daki ablukayı sona erdirmek için bir yıldan fazla süredir baskı yapıyor. Trump ve ekibi, İran’a karşı birleşik bir Körfez Arap cephesi oluşturmak ve böylelikle nükleer programını sınırlandıran 2015 anlaşmasını yeniden müzakere etmek için baskıyı artırmak üzere Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri arasındaki kaosa son vermeye çalıştı.
  • Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE, Trump’ın İran’la yüzleşme politikasını desteklerken, Katar, Kuveyt ve Umman uzunca bir süredir gerilimi azaltarak çözüm yoluna gitme fikrini benimsiyor. Bu üç ülke, Biden’ın ABD’nin İran nükleer anlaşmasına katılma ve Tahran ile gerilimi azaltma planını memnuniyetle karşılayacak gibi duruyor.
  • KİK anlaşmasının ayrıntıları yayınlanmadı. Şimdiye kadar bilinenler ablukanın kaldırılacağı ve Katar’ın kendisini destekleyen dört Arap ülkesine karşı uluslararası mahkemelerde açtığı davaya son vereceği. Her iki tarafın da birbirlerine karşı sert propaganda savaşlarını sona erdirmeleri için bir anlaşma da yapılmış olabilir. Ancak, Katar’ın komşuları tarafından dış politikasını değiştirmek için uygulanan ablukadan zarar gördüğüne dair çok az kanıt var. Bilakis, abluka çoğunlukla Katar’ın Suudi Arabistan ve BAE tarafından dikte edilenlerden bağımsız bir dış politika çabasını güçlendirmesine hizmet etti.
  • Katar ablukasının kaldırılmasının, Biden’ın Muhammed bin Selman’a yönelik açık düşmanlığını hafifletmeye yardımcı olup olmayacağı henüz belli değil. Yolda duran birçok başka engel var. Biden’ın İran’a diplomatik bir açılım başlatması, yurtdışında aktif olarak demokrasi ve insan haklarını teşvik etmesi ve Yemen’deki savaş nedeniyle ABD’nin Suudi Arabistan’a silah satışını askıya alma tehdidinde bulunması bekleniyor. Biden-Prens Selman ilişkisi zorlu bir başlangıçla karşı karşıya kalacak gibi görünüyor.

İran, anlaşma için Biden’a baskı yapma gücünü gösteriyor: Ama aslında başı dertte ve bu fırsat değerlendirilmeli
11 Ocak 2021 
Yazar: Yossi Kuperwasser / Kelime sayısı: 1007/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi 

Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi, İran’ın zaaflarından nasıl yararlanılacağına dair bir makale yayınladı: 

  • İran, Ortak Kapsamlı Eylem Planı (JCPOA) kapsamındaki taahhütlerini açık bir şekilde ihlal ederek uranyumu %20 seviyesine kadar zenginleştirmeye başladı. Aynı zamanda İran, eyleminin geri döndürülebilir olduğunu ve ABD’nin anlaşmaya geri dönmesi ve yaptırımları kaldırması durumunda yükümlülüklerine dönmeye hazır olduğunu vurguladı.
  • Aslında durum İran’ın yaratmaya çalıştığı imajdan tamamen farklı. Batı zayıf tepki veriyor, ancak Ayetullah rejimini cezalandıracak araçlara sahip – ve bu araçları kullanmayı düşünmeleri gerekiyor.
  • Ekonomik baskının gölgesinde İran’ın durumu, liderlerinin yaratmaya çalıştığı imajdan tamamen farklı. İran’ın yeni önlemleri içinde bulunduğu sıkıntıyı yansıtıyor. Ekonomik baskı ve bölgesel gelişmeler – “İbrahim Anlaşmaları” ve Katar ile Suudi Arabistan arasındaki uzlaşma Tahran’ı endişelendiriyor. Nükleer cihazın zenginleştirilmesi endişe vericidir. Ancak rejimin istikrarını tehlikeye atabilecek ekonomik yaptırımları sürdürürken İran’a karşı askeri harekatın gerçekleşebileceği tehlikeli bir eşiğin aşılmasını gerektiriyor.
  • İran’ın hamlesine verilecek uygun yanıt, nükleer silahların üretimi için yeterince zenginleştirilmiş uranyum elde etmeye yönelik herhangi bir girişimin sert bir şekilde karşılanacağını ve bu bağlamda “tüm seçeneklerin masada” olduğunu açıklığa kavuşturmaktır. Aynı zamanda, İran’ı nükleer silah stoklama olasılığını engelleyecek yeni bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için ekonomik baskı devam ettirilmelidir. Bu baskı, tam gözetim ile yapılmalıdır. Söz konusu anlaşma ise Fordo’daki zenginleştirme tesisinin yıkılmasını ve balistik füzelerin de kısıtlamalara dahil edilmesini içermelidir.
  • Biden yönetiminin bu tür bir senaryoyu uygulama olasılığı çok yüksek değil. Ancak bu yol seçilirse, yeni Başkan İran’ı yeni bir anlaşmayı kabul etmeye zorlamak için iyi bir şansa sahip olacak. Biden’ın bu politikası Avrupa, Arap ülkeleri ve İsrail desteği alabilir. Ayrıca İran Biden’ı, Trump gibi Tahran’ın yeminli düşmanı olarak sunmasına engel olur. Yakın gelecekte, İran Amerikan çıkarlarına karşı harekete geçmeye cesaret ederse, Trump’ın görevdeki son günlerinde bir tırmanma mümkündür.

Biden’a karşı İsrail’in İran politikası
11 Ocak 2021
Yazarlar: Shlomo Brom, Shimon Stein / Sayfa sayısı: 4/ Dil: İngilizce / Kaynak: INSS

INSS, İsrail ve Biden yönetiminin İran’a yönelik politikası hakkında bir makale yayınladı:

  • İsrail, başkan seçilen Biden’ın Beyaz Saray’a girmesiyle, İran politikasının Trump yönetiminden farklı olması beklenen bir başkanla çalışmak zorunda kalacak.
  • ABD’de eski ve yeni yönetim aynı temel taahhütte bulunuyor: İran’ın nükleer silah elde etmesini önlemek. Ancak bunun ötesinde, hedefe nasıl ulaşılacağı ve İran’ın füze programı ve nükleer anlaşmada (İran’ın nükleer programına ilişkin ortak geniş aksiyon planı, JCPOA) ele alınmayan İran’ın bölgedeki diğer olumsuz faaliyetleri ile nasıl başa çıkılacağı konusunda hemfikir değiller.
  • Yeni başkanın atacağı ilk adım, nükleer anlaşmaya geri dönüş, İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması, ardından yaptırımların yenilenmesi ve hatta askeri önlem alma olasılığının kullanılarak diğer konularda müzakerelerin yapılmasıdır.
  • İsrail, yeni yönetimle ilişkileri bozmak ve kaybedeceği bir savaşa girmek yerine (Obama yönetimi sırasında olduğu gibi), Biden yönetiminin politikasına karşı çıkmamalıdır. ABD’nin anlaşmaya geri dönmesinin ardından müzakerelerin gündemini etkilemek için yönetimle diyaloğa girmeli ve ne pahasına olursa olsun önceliğinin İran’ın nükleer silahlar elde etmesini engellemek olduğunu vurgulamalıdır.

Nükleer Anlaşmaya Dönüş: İsrail’e yansımaları
11 Ocak 2021
 Yazarlar: Sima Shine/ Eldad Shavit/  Sayfa Sayısı: 4/ Dil: İngilizce/ Kaynak: INSS

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü INSS, nükleer anlaşmaya dönüşün İsrail’e yönelik yansımalarına ilişkin bir makale yayınladı: 

  • Yeni göreve gelen ABD yönetiminin üst düzey üyeleri, ABD’nin İran’la nükleer anlaşmaya dönüşünü ve İran’ın anlaşma kapsamındaki yükümlülüklerine geri dönmesi halinde yaptırımların kaldırılmasını ilerletmeyi planladıklarını vurguladılar.
  • İran, kendi adına, iyileştirilmiş bir anlaşma için müzakereye yer olmadığını ve Biden’a baskı yapmanın bir yolu olarak Fordo’daki tesiste uranyum zenginleştirme seviyesini yüzde 20’ye çıkardığını belirtiyor.
  • Görünen o ki; İsrail, bir yandan meşru çekinceler koymasına, diğer yandan da yapıcı öneriler sunmasına izin veren bir politika benimsemek yerine, gelen yönetime İran’a yönelik politikası konusunda kamuoyuna meydan okumak için seçildi. Washington, tüm bunların yanı sıra gelecekte kendisini kaldıraç olarak sunacak ara adımlar atmaya teşvik edebilir ve yaptırımların kaldırılmasını, İran’ın anlaşmayı geliştirmeye yönelik diyalog taahhüdüne şart koyması çağrısında bulunabilir.
  • Bununla birlikte, İsrail, ABD yönetiminin politikasına ne kadar kararlı ve yüksek sesle karşı çıkarsa, yönetimin sahada gerçekleri tespit etmek için İran’a yönelik hedeflerini hızlıca gerçekleştirme olasılığı o kadar yüksektir. Her iki durumda da, daha iyi bir sonuç elde etme umuduyla geçmişte zaten başarısız olmuş bir yaklaşıma geri dönmenin bir anlamı yok.
  • İsrail’in ortaya çıkan tutum ve girişimlerinin, iki ülke arasındaki ilişkilerin zaman içindeki yapısını, ABD’nin İsrail’in tutumuna yönelik dikkatini ve İsrail’in ABD stratejisi üzerindeki etkisinin derecesini büyük ölçüde tanımlaması bekleniyor.

Jeopolitik rekabetin ortasında istikrar desteği: 
Doğu Suriye üzerine örnek bir çalışma
12 Ocak 2021
Yazarlar: Frances Z. Brown, Daphne McCurdy/ Sayfa sayısı: 10/ Dil: İngilizce/ Kaynak: CSIS

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS), Suriye’nin doğusundaki jeopolitik rekabetin ortasında ülkeyi istikrara kavuşturmak için ABD’nin yardımına ilişkin bir rapor yayınladı:

  • Doğu Suriye’de ABD’li politika yapıcılar, sınırlı başarıya ve ahlaki ikilemlere yol açan İran ve Rus etkisine karşı koymak için istikrar çabalarını güçlendirmeye çalıştılar.
  • Jeopolitik rekabetin ortasındaki istikrar çabalarının Amerikan çıkarlarını geliştirmede etkili bir araç olması için, nihai uygulanabilir bir strateji geliştirilmeli ve daha güvenilir, uzun vadeli angajman taahhüdü verilmelidir.

Ortadoğu’da ABD-Avrupa İş birliği: Yeni bir başkan yeni bir başlangıç demek mi?
12 Ocak 2021 
Yazar: Przemyslaw Osiewicz/ Kelime sayısı: 867/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü

Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü, ABD ile Avrupa arasında Ortadoğu üzerinde yapmaları beklenen iş birliği ile ilgili bir makale yayınladı:

  • Seçilmiş Başkan Biden’a, yönetiminin dış politika yaklaşımı netleşmeden önce Avrupa’da güvenilmesi beklenebilir. Başkan Trump, Ortadoğu politikası hakkında önemli kararlar alırken, sadece Avrupalı ​​ortaklarının pozisyonlarını ve çıkarlarını dikkate almamakla kalmadı, bunları açıkça görmezden geldi. Örneğin, ABD İran’ın nükleer anlaşmasından çekildiğinde, büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıdığında, Suriye’deki kuvvetlerini geri çektiğinde ve Filistinlilere karşı  İsrail’in tarafında olduğunu açıkça gösterdiğinde bunu kanıtladı. Biden’ın bu konulara farklı bir yaklaşım getirmesi bekleniyor. Biden’ın politikalarının ve hedeflerinin Avrupa’ya ve Avrupa Birliği’nin hedeflerine daha yakın olması bekleniyor.
  • Avrupalı liderlerin çoğu, Trump yönetiminin bölgesel politika yürütme şeklinden bıktı. Her iki taraf da birçok kilit konuda birbirinden ayrıldı. Bu nedenle AB-ABD ilişkilerinde yeni bir başlangıca ihtiyaç duyuyor.
  • Biden’ın seçilmesi, AB yetkililerine, 2021’de Ortadoğu’da Avrupa ve ABD çıkarlarının yeniden buluşacağına inanmaları için umut verdi. Bu, Avrupa’nın 2008’de Barack Obama’nın seçilmesini memnuniyetle karşıladığını ve Avrupa ile Ortadoğu’ya yönelik politikalarına verdiği desteği anımsatıyor.

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: