Rapor

Uluslararası Araştırma Merkezlerinin En Önemli Yayınları | 15-31 Ocak 2021

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

Körfez uzlaşması daha geniş bir bölgesel ittifakın geri dönüşünün habercisi olabilir mi?
20 Ocak 2021
Yazarlar: Ari Heistein, Yoel Guzansky / Sayfa sayısı: 4 / Dil: İngilizce / Kaynak: INSS


INSS, Körfez mutabakatı ve bölgesel yansımalarına ilişkin bir makale yayınladı: 

  • 5 Ocak 2021’de Suudi Arabistan Krallığı’nın ev sahipliğinde düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi zirvesi, Katar krizinin çözümüyle sonuçlandı.
  • Kriz, 2017’de ABD Başkanı Trump’ın bölgeye yaptığı ziyaretten kısa bir süre sonra, Arap Dörtlüsü olarak anılan Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Mısır’ın Doha’ya dış politikasını kontrol altına alma baskısını içeren ablukasıyla başladı.
  • Abluka ülkeleri, anlaşmanın şartları tam olarak açıklanmasa da Katar üzerindeki baskıyı kaldırmaya başladı. Daha önce Katar’a talep ettikleri maddelerin herhangi birinin karşılanıp karşılanmadığı ise belirsiz.
  • Son Körfez uzlaşmasının potansiyel bölgesel etkilerinden bazıları şunlardır: Körfez İşbirliği Konseyi’nin Katar’ı Türkiye’den uzaklaştırması; BAE ile Suudi Arabistan arasındaki politik düzeyin genişlemesi. Şayet uzlaşma sekteye uğrarsa, Katar ve komşuları arasındaki anlaşmazlıklar kökleşebilir.
  • Bu krize başarılı bir çözüm, İran’ın bölgedeki zararlı faaliyetlerine karşı  Körfez İşbirliği Konseyi cephesini güçlendirmekle beraber Türk dış politikasına yönelik baskıyı artırarak İsrail’in çıkarlarına hizmet edebilir. Ancak Kudüs, bu gelişmenin Körfez’de bir bölünme değişikliğinin habercisi olabileceğini de kabul etmelidir.


Covid-19 ve Ortadoğu’daki çekişme
21 Ocak 2021
Yazarlar: Mick Mulroy, Eric Oehlerich, Amanda Blair \ Sayfa sayısı: 16 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: Ortadoğu Enstitüsü


Ortadoğu Enstitüsü, Ortadoğu çatışması ve Covid-19’a ilişkin bir makale yayınladı: 

  • Ortadoğu; Suriye, Irak, Yemen ve Libya’da iç savaşların patlak vermesiyle kargaşa içinde. Yalnızca geçen yıl yüz binlerce insan öldürüldü ve askerlerle savaşa zorlanan çocukların sayısı ikiye katlandı. Pew Araştırma Merkezi’ne göre, bu 4 çatışma sırasında 20 milyondan fazla insan yerinden edildi ve her gün yaklaşık 35 milyon insan, insani yardıma ihtiyaç duyuyor.
  • Çatışmalarla dolu Ortadoğu’da sahadaki koşulları iyileştirmek için büyük bir uluslararası çaba gerekiyor. 2018 ABD Ulusal Savunma Stratejisi, ABD ordusunu özellikle dünya çapında ortaklar ve müttefikler inşa etmeye ve sürdürmeye yönlendiriyor. Genel olarak, ABD ve ortakları Ortadoğu’yu istikrara kavuşturmaya, teröristlerle savaşmaya ve yerel ortaklarla uzun vadeli bir yönetim ile barış inşa etmeye odaklandılar. Sivillerin evlerine dönmeleri, ekonomik kalkınmaya katkıda bulunmaları ve hayatlarını yeniden inşa etmeye başlamaları için küresel istikrar üzerinde çalışılmalıdır. Bu uzun ve kanlı çatışmalar, ABD’nin bölgeden çekilmesinden yana bazı ABD’li siyasi liderlerin motivasyonunu sekteye uğrattı.
  • Covid-19, artık şiddetin ve uluslararası zorlu görevlerin üstünde bir faktör haline geldi. Ölümcül Covid-19 salgınının etkileri, Ortadoğu’da uzun vadeli barış ve kendi kendine yeterliliği sağlamak için daha güçlü uluslararası çabalara duyulan ihtiyacı ortaya koyuyor.
  • Esasen krizi bağımsız olarak idare edemeyen çatışma ülkelerinde Covid-19’la mücadelede uluslararası destek çok önemli olacaktır.
  • Covid-19, halihazırda kırılgan olan sağlık sistemlerini ve çatışmaları çözmek için her türlü girişimi giderek daha zor hale getiriyor. İstikrar çabaları, önümüzdeki aylarda Covid-19’la müdahaleye yardımcı olmak ve ayrıca bölgede uzun vadeli barışı sağlamak için kritik öneme sahip olacak.
  • Bazıları, ABD’nin Covid-19 salgınına yanıt olarak ne yapılmaması gerektiğine dair bir örnek sağladığını iddia etse de, ABD; kırılgan ve çatışma bölgelerinde krizi ele almak için uluslararası toplumun tepkisini koordine etme konusunda başı çekebilir.
  • Yeni yönetim, Covid-19 pandemisine çok taraflı bir yaklaşım taahhüt etti. Yeni yönetim Dünya Sağlık Örgütü’ne dönerek, devam eden krizin yönetilmesine yardımcı olabilecek iş birliğini kolaylaştırması muhtemeldir. Uluslararası platformlardaki ABD liderliği, yüksek riskli ülkelerde daha sağlam ve dirençli sağlık sistemleri oluşturarak gelecekteki acil durumlara hazırlanmaya yardımcı olabilir.


Küresel Covid-19 aşısının kullanıma sunulması hakkında bilinmesi gerekenler
22 Ocak 2021
Yazar: Claire Felter \ Kelime sayısı: 799 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: Dış İlişkiler Konseyi (CFR)

Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Covid-19 aşısı ile ilgili bir makale yayınladı: 

  • Genel olarak aşı üreticileriyle, özellikle de yerli üreticilerle aşı anlaşmalarını daha erken yapabilen zengin ülkeler, Covid-19’a karşı aşılamayı ilk başlatanlar olmuştur. Aşılama kampanyalarının yapıldığı ülkeler arasında Çin, Avrupa Birliği ülkeleri, İsrail, Rusya, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri yer almaktadır. 
  • Dünya çapında yaklaşık 70 milyonu bulan savunmasız mültecilere ev sahipliği yapan ve sınırlı kaynaklara sahip olan bazı ülkeler de aşı konusunda adım atmıştır. Örneğin Ürdün; mültecilere Covid-19 aşısını sunan ilk ülke olmuştur. BM yetkilileri diğer ülkeleri de aşı konusunda teşvik etmiştir.
  • İsrail, aşılamanın başladığı tarihten yaklaşık 2 hafta sonra nüfusunun hemen hemen yüzde 15’ini aşılayarak en hızlı aşılama eylemini gerçekleştiren ülke olmuştur. İsrail hükümetinin aşı malzemeleri için yüksek primler ödediği ve dozları erken talep ettiği bildirildi. İsrail aynı zamanda kapsamlı, tamamen dijital bir sağlık hizmetleri ağına sahiptir. Bu da öncelikli grupları belirlemeyi ve aşıları dikkatlice takip etmeyi kolaylaştırır. İsrail, yaklaşık 9 milyon kişiden oluşan nispeten küçük bir nüfusa sahiptir.
  • İsrail gibi, BAE de küçük bir nüfusa ve kapsamlı bir sağlık sistemine sahiptir ve benzer lojistik faydalar sunmaktadır. Körfez ülkesi BAE, Amerikan şirketi Moderna ve Alman ortakları Pfizer ve Biontech’in aşılarını sunmakla kalmayıp, aynı zamanda Çin şirketi Sinopharm tarafından geliştirilen ve 10 milyonluk nüfusunun yaklaşık beşte birine sunmak için yeterli dozları da sağlamaktadır. Ülkenin Fetva Konseyi tarafından Covid-19 aşıları lehine İslami bir karar yayınlanması da dahil olmak üzere, halkın güvenini artırma çabaları aşılanmanın yayılmasına katkıda bulunmuştur.


10 yılın ardından Arap Baharı 
26 Ocak 2021 
Yazar: Dr Georges Fahmi / Kelime Sayısı: 915 / Dil: İngilizce / Kaynak: Chatham House

Chatham House, Arap Baharı’nın üzerinden 10 yıl geçmesinin ardından bir makale yayınladı:

  • Geçtiğimiz 10 yılı düşündüğümüzde, Arap Baharı’nın henüz sona ermediği açıktır. Son 2 yıldır Sudan, Cezayir, Irak ve Lübnan’da yaşanan halk ayaklanmaları ve bölgede devam eden siyasi ve sosyo-ekonomik gerilimler, hiçbir siyasi dengenin bulunmadığını gösteriyor.
  • 10 yıl önce meydana gelen siyasi kargaşa, hem siyasi ortamda hem de halk bileşenlerinde geniş kapsamlı dönüşümlere yol açtı. Siyasi reform çağrıları, gerçek bir değişim talep ediyorsa bu değişiklikleri hesaba katmalıdır.
  • 2011 ayaklanmalarının 3 ana sonucu oldu: devletin çöküşünden korku,  sosyal kutuplaşmanın artması ve sosyo-ekonomik taleplerin öneminin artması. Herhangi bir siyasi değişim stratejisi başarılı olmak için bu faktörleri ele almalıdır.
  • Tunus hariç Arap Baharı ülkelerinin başarılı bir şekilde demokratik bir sisteme geçiş yapamamaları şaşırtıcı değil. Aslında, çok az sayıda ülke dikkatli, kademeli ve doğru yollarla demokrasiye ulaşmıştır. Geçtiğimiz iki yüzyıl boyunca birçok ülke, en azından geçici olarak, yalnızca demokrasiyi ortadan kaldırmak için demokrasiye doğru önemli adımlar attı. Demokrasi desteği, Arap Baharı’nın kilit bir yönüdür. Son 10 yılda çoğunlukla olumsuz deneyimlere rağmen, beşinci Arap Barometresi anketi, Tunusluların yüzde 78’inin, Libyalıların yüzde 74’ünün, Mısırlıların yüzde 70’inin ve Yemenlilerin yüzde 51’inin hala demokrasileri mükemmel olmasa da, en iyi seçenek olduğuna inandığını gösterdi.
  • Arap Baharı hala bitmedi ancak, 2011 dönemi sona erdi. Güzelliğine rağmen o anda bölgedeki siyasi aktörlerin takılıp kalması hata olur. Siyasi manzara ve halk seferberliğinin belirleyicileri o zamandan beri kökten değişti, hem retorikte hem de eylemde dikkatle analiz edilmesi ve ele alınması gereken değişiklikler yaşandı. Bu değişikliklerin gerçekleştirilmemesi, 10 yıl önce başlayan Arap Baharı’na engel olacaktır.



Güçlü ve bağımsız bir Irak inşa etmek: Biden yönetimine siyasi rehber
27 Ocak 2021
Yazar: Abram N. Shulsky \ Sayfa sayısı: 5 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: Hudson Enstitüsü 

Hudson Enstitüsü, güçlü ve bağımsız bir Irak inşasına yönelik siyasi rehber hakkında bir makale yayınladı:

  • Politika formülasyonu, İran’ın Irak’ta baskın siyasi ve askeri nüfuz kazandığı bilgisiyle başlamalıdır. Eski Başbakan Adil Abdulmehdi ve şu anki Başbakan Mustafa Kazımi’nin çabalarına rağmen, Haşdi Şabi’nin bileşenleri Irak hükümetine değil, hala İran’a karşı sorumludur. İran, siyasi sınıfa yayılmış bir nüfuza sahip. Irak ekonomik olarak enerji için hala İran’a bağımlıdır. Irak’taki Kerbela ve Necef’teki kutsal mekanlara yönelik İran kaynaklı din turizmi önemli bir gelir kaynağıdır. Ayrıca İran, pazarları ucuz gıda ve tüketim malları ile doldurmuştur.
  • Irak petrol üretiminin canlanmasına rağmen, ekonomi nispeten can çekişmekte ve temel kamu hizmetleri zayıf düzeydedir. Halk nezdindeki hoşnutsuzluk 2019’da daha da kötüye giderek geniş çaplı protestolara yol açmıştır. Protestolar, İran karşıtı bir tutum benimseyince İran’a bağlı Haşdi Şabi örgütü göstericilere saldırdı.Irak’ın İran’dan bağımsız hale gelmesi için tasarlanmış ciddi bir politikaya ihtiyacı vardır ve bu politika iki yönlü olmalıdır:

    1) Başbakan Kazımi ve genel olarak Irak siyasi sınıfı İran’a karşı durmalı ve özellikle İran’la bağlantılı milisleri kontrol altına alması için baskı yapmalı.
    2) Irak hükümetini ve sivil toplumu İran müdahalesine karşı güçlendirmeye yönelik siyasi ve ekonomik çaba harcanmalı. Örneğin; Bağdat büyükelçiliğini kapatma tehdidi gibi. Bu iki mesele arasında gerginlikler olabilir: Irak yönetimine baskı uygulayan bu tehdit, toplumun İran’a karşı bir denge unsuru olarak ABD’ye olan güvenini azaltır. Bu tehdidi hayata geçirmek, İran’a büyük bir zafer kazandırır.
  • Uygulanacak ciddi politika uzun vadeli bir proje olmalı ve İran kontrolüne muhalefet eden Irak’ın milliyetçi duygularını temel almalıdır. Irak’taki durumu etkilemek için sahip olduğumuz tüm araçları kullanmak durumundayız.
  • ABD, mezhepçilik ve etnisitenin merkezkaç güçlerine karşı koymaya çalışan “tek Irak” politikasını tutarlı bir şekilde sürdürdü. Ne yazık ki, zaman zaman bu politikanın bölgesel ve yerel siyasi güçlerle etkili bir şekilde başa çıkma çabalarımızı sınırlamasına izin verdik. İran’ın etkisi ülke genelinde hakim. Bu nedenle Irak toplumunun her kesimiyle ilgilenmedikçe bu tehlikeyle mücadele edemeyiz.


Yemen Trajedisi: Savaş, Çıkmaz ve Acı
27 Ocak 2021
Yazar: Kali Robinson \ Kelime sayısı: 2310 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: Dış İlişkiler Konseyi (CFR)

Dış İlişkiler Konseyi, Yemen trajedisiyle ilgili bir makale yayınladı:

  • Uluslararası alanda tanınan Yemen hükümeti ve İran destekli Husi isyancılar, hükümeti destekleyen Suudi Arabistan önderliğindeki askeri koalisyonla savaşıyor. 
  • Ülkedeki açlık, hastalık ve sivillere yönelik saldırılar nedeniyle Yemen’deki insani krizin dünyanın en kötüsü olduğu söyleniyor.
  • BM destekli barış süreci durdu ve Trump yönetiminin Husileri terörist olarak tanımlaması, çatışmaların ve Yemenlilerin sıkıntılarını artıracağına ilişkin endişeleri artırdı.
  • Yemen, zorlu bir iç savaşın ortasında ciddi bir sivillerin acı çektiği bir ülke haline geldi. Pek çok analist, şu anda yedinci yılına giren çatışmaların bir vekalet savaşına dönüştüğünü söylüyor: Yemen hükümetini deviren İran destekli Husi isyancılar, Suudi Arabistan liderliğindeki çok uluslu bir koalisyonla karşı karşıya.
  • 1 milyondan fazla insanı yerinden eden çatışma koleranın yayılmasına yol açarken, ilaç eksikliği nedeniyle toplumu tehdit eder hale geldi.  Birleşmiş Milletler Yemen’deki insani krizi “dünyanın en kötüsü” olarak tanımlıyor.
  • Trump yönetiminin Ocak 2021’de Husileri, örgütle etkileşimi dahi suç sayan yabancı bir terör örgütü olarak tanıma kararı, Joe Biden yönetimi de dahil olmak üzere diğer ülkeleri barış görüşmeleri yürütmekten caydırabilir. Bu adım, ülkede çok ihtiyaç duyulan insani yardımın erişimini de engelleyebilir.
  • Trump yönetiminin Ocak 2021’de Husileri, örgütle etkileşimi dahi suç sayan yabancı bir terör örgütü olarak tanıma kararı, Joe Biden yönetimi de dahil olmak üzere diğer ülkeleri barış görüşmeleri yürütmekten caydırabilir. Bu adım, ülkede çok ihtiyaç duyulan insani yardımın erişimini de engelleyebilir.


Biden yönetiminin Körfez’deki güvenlik sorunları
27 Ocak 2021
Yazar: Anthony H. Cordesman/ Sayfa sayısı: 12/ Dil: İngilizce/ Kaynak: CSIS

CSIS, Körfez’deki Biden yönetiminin güvenlik sorunları hakkında bir rapor yayınladı:

  • Amerika Birleşik Devletleri’nin Basra Körfezi ve Ortadoğu’daki güvenlik çabalarında köklü değişiklikler yapması gerekiyor. ABD, son dört yılda istikrarlı bir caydırıcılık ve savunma yapısı oluşturmaktan ziyade Körfez güvenliğini istikrarsızlaştırmak için daha fazla çaba harcadı.
  • Biden yönetimi Körfez’de yeni bir caydırıcılık ve savunma kurmayı başaracaksa, radikalizm ve İsrail-Filistin barış süreci gibi konuların ötesiyle ilgilenmelidir; Arap devletleri ile güvenlik ortaklıklarını yeniden inşa etmeli, güçlendirmeli ve çok çeşitli yeni güvenlik sorunlarını ele almalıdır.
  • Bu zorlukların kolay, iyi veya basit bir çözümü yoktur. Bu meselelerin kontrol altına alınması için yıllarca sürecek sabırlı çabalar gerektirecektir ancak tamamen çözülmeyecektir. 

Körfez güvenliğiyle ilgili diğer konular şunlardır:

Stratejik ortak olarak ABD’ye güveni yeniden inşa etmek 

Körfez İşbirliği Konseyi için gerçek bir savunma oluşturmaya yardımcı olmak için ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM) rolünü genişletmek

Pratik bir bağlamda ABD’nin insan hakları ve hukukun üstünlüğü üzerindeki vurgusunu yeniden gündeme getirmek

Bölgenin ve Körfez’in stratejik öneminin yeniden değerlendirilmesi 

Terörizmin ve aşırılığın nedenlerinin incelenmesi

Çin, Rusya ve Türkiye rekabetiyle mücadele

Suriye ve Lübnan’a yönelik net bir strateji geliştirme 

Stratejik kilit noktası olarak Irak’a odaklanma 

Yemen’deki savaşa gerçekçi bir çözüm ihtiyacını ele alma

Bu zorlukların her birinin üstesinden gelmek, İran’ın oluşturduğu tehditlerle başa çıkmak için çok önemlidir. Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’la başa çıkmak için yalnızca istikrarlı bir caydırıcılık ve sınırlama yapısı oluşturmakla kalmayıp aynı zamanda İran’ın tutumunu değiştirmeye, ülkenin kalkınmasına ve halkın refahına odaklanan bir çok pratik yol bulması gerekiyor.

Bu çabalar şunları içermelidir:

Rejimin güvenliğine ve büyümesine yönelik ticari yaptırımlar ve tehditler

İran’ın artan etkisiyle başa çıkmak

İran’ın nükleer tehdidini yeniden değerlendirmek

İran’ın füze tehdidine odaklanma

İran Donanması ve Hava Kuvvetleri’nden gelebilecek meydan okumalara karşı çıkma


Körfez mutabakatının uygulanması
27 Ocak 2021
Yazar: Jeffrey Martini \ Kelime Sayısı: 998 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: RAND Merkezi

RAND Merkezi, Körfez mutabakatının uygulanmasına ilişkin bir makale yayınladı: 

  • Körfez ülkeleri yeni bir ABD yönetimiyle ilişki kurmaya hazırlanırken, yakın zamandaki mutabakat beyanları, hem kendi çıkarlarını hem de ABD ile ortak çıkarlarını ilerletme fırsatı sunuyor.
  • Körfez ülkeleri, İran’ın balistik füze tehdidine karşı korunmak için ortak savunma önlemlerinden yararlanacak. Washington, bölgenin güvenlik garantörü olarak iş yükünü azaltmak için yetkin ortaklara ihtiyaç duyuyor.
  • Ancak, Körfez ülkelerinin çatışmalarını sona erdirme niyetleri, anlaşma güven artırıcı tedbirlerle derinleştirilmedikçe ve Türkiye ile paralel bir anlayışla genişletilmedikçe, muhtemelen bu çıkarları gerçekleştirmede yeterli olmayacaktır.

Rus Askerinin Suriye’den aldığı dersler 
29 Ocak 2021
Yazar: Mason Clark \ Sayfa sayısı: 52 \ Dil: İngilizce \ Kaynak: Savaş Araştırmaları Enstitüsü

Savaş Araştırmaları Enstitüsü, Rus ordusunun Suriye’den çıkardığı derslerle ilgili bir rapor yayınladı.

  • Rus ordusu, Suriye’deki konuşlanmasını gelecekteki bir savaşın tipik bir örneği olarak tanımlıyor; koalisyon temelli hibrit savaşını desteklemek için hızlı konuşlanma. Rusya Genelkurmay Başkanlığı Suriye’de yeni bir askeri kapasite geliştirme ihtiyacının altını çizerek, sınır ötesinde “sınırlı önlemler” uygulamak için keşif kuvvetleri konuşlandırdı. Rus Silahlı Kuvvetleri etkili bir güç haline gelmek için Suriye’deki deneyimlerinden aldığı dersleri uyguluyor.
  • Rus ordusunun Suriye’den çıkaracağı ana ders, gelecekteki çatışmalarda “yönetim üstünlüğü” kazanmaya duyduğu ihtiyaçtır. Ruslar yönetim üstünlüğünü, rakiplerinden daha hızlı kararlar almak ve rakiplerini Rusya’nın kararları çerçevesinde hareket etmeye zorlamak olarak tanımlıyor.
  • Rus ordusunun Suriye’den öğrenmeye yönelik seçtiği uygulamalar, ABD ve müttefikleri için çeşitli zorluklar ortaya çıkarmaktadır. ABD, devam eden modernizasyon çabalarının Rus ordusunun komuta ve kontrol konusundaki değişen yeteneklerine  ve koalisyon savaşına tesadüfen karşı koyacağını varsayamaz. Rus ordusu, Suriye’den alınan dersleri uygulamak için hâlâ kapsamlı yatırım ve zamana ihtiyaç duyuyor. Ancak, ABD önümüzdeki yıllarda bu gelişmelere karşı koymak için harekete geçmezse, Rusya’nın Suriye’de edindiği yeni yetenekler, ABD ve NATO ile arasındaki birçok yetenek ve teknoloji açığını kapatacaktır.
  • ABD, Rus ordusuyla yüzleşmek için küresel, esnek bir kuvvet duruşu sürdürmelidir. ABD, kendi askeri güçlerini Kremlin’in sefer operasyonları düzenleyebileceği her yere konuşlandırması gerekmez, ancak Rus tehdidine karşı koymak için müttefik ve ortak askeri güçler bulmalı ve geliştirmelidir.
  • ABD ve müttefikleri, koalisyon ortamlarında keşif yeteneklerini daha da geliştirmek ve kullanmak konusunda kararlı, giderek daha etkili bir Rus ordusuna karşı hazırlıklı olmalıdır.
  • Rusya hala Suriye’deki çatışmanın içinde ve hala oradan bir şeyler öğreniyor. Rus ordusunun Suriye’de öğrendiği derslerden yola çıkarak geliştirmekte olduğu uyarlamaların birçoğunun daha fazla muharebe deneyiminden bahsetmemekle birlikte, büyük olasılıkla geliştireceği açıktır.
  • Rus ordusunun Suriye’de tecrübe edinmesi, Rusya’nın modernleşme çabalarına yön veriyor; ABD Kremlin ile etkili bir şekilde yüzleşmek için bu tecrübeyi ve uyarlamayı iyi anlamalıdır.

Irak’ın Riyad’a silahlı saldırısı, İran’ın bölgesel yaklaşımında daha büyük bir değişime işaret edebilir
29 Ocak 2021
Yazarlar: Katherine Lawlor, Nicholas Carl/ Sayfa sayısı: 5/ Dil: İngilizce/  Kaynak: Savaş Araştırmaları Enstitüsü

Savaş Araştırmaları Enstitüsü Riyad’a yapılan saldırı ve İran’ın bölgesel yaklaşımındaki değişiklikle ilgili bir makale yayınladı:

  • İran’ın Irak’taki vekilleri, Husi hareketi ve İran tarafından 2019’un sonlarında başlatılan Suudi Arabistan’a karşı yürütülen medya ve askeri kampanyaya katıldı. 23 Ocak 2021’de Suudi Arabistan’a yönelik drone saldırısını İran destekli Iraklı milisler gerçekleştirmiş olabilir. 
  • Bu saldırı, İran rejiminin Basra Körfezi çevresindeki rakiplerine nasıl baskı uyguladığına dair büyük bir değişikliğe işaret edebilir.
  • Irak’ın vekillerinin inkar etse de Direniş Ekseni’nin (İran, Suriye ve Lübnan’daki Hizbullah örgütü arasındaki siyasi ittifak) diğer bileşenleriyle koordinasyon içinde yabancı ülkeleri hedefleme yeteneğinin genişleme potansiyeli, ABD ve bölgesel ortakları için büyüyen bir güvenlik sorunu oluşturacaktır.

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: