Rapor

Uluslararası Araştırma Merkezlerinin En Önemli Yayınları / 15-31 Aralık 2020

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

Arapların İsrail’i tanıması Ortadoğu’nun tanımını yeniden yapıyor
15 Aralık 2020
Yazar: George Friedman / Sayfa Sayısı: 3 / Dil: İngilizce/ Kaynak: Geopolitical Futures 

Geopolitical Futures, Arapların İsrail’i tanımasının Ortadoğu’nun yeniden tanımlanmasındaki rolü üzerine bir makale yayınladı: 

  • Geçtiğimiz hafta Fas İsrail ile diplomatik ilişkiler kurarak bu yıl İsrail ile ilişkilerini normalleştiren diğer 3 Arap ülkesine (Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Sudan) katıldı.
  • Diplomatik ilişkiler kurma kararı, genellikle bir ittifak ile sonuçlanmaz. Nitekim ABD ve Çin’in diplomatik ilişkileri var; ancak müttefik değiller. Ancak Arap dünyasında durum farklı. Her ülkenin içinde İsrail’e düşman olan gruplar var. İsrail ile ilişki kuran herhangi bir rejim bu gerçekle yüzleşmelidir. Buradaki tehdit dahili bir tehdittir ve İsrail’i tanıyan her devlet bir engeli kırmış demektir. ABD ve İsrail’de bu hoş karşılanan bir kırılmadır. Pek çok Arap arasında, bu durum temel ilkenin ihlalidir. Toplumun önemli bir kesiminde bu tür konulardaki yoğun duygulara karşı temkinli hareket eden Suudi Arabistan, İsrail ile uzun süredir iş birliği yapmasına rağmen, İsrail’i tanıma yolunda bir adım atmadı. Bölgenin siyaseti göz önüne alındığında, tanıma hamlesi bir ittifak da olabilir. İsrail’i tanıyan Arap devletlerinin kaybı az kazancı fazla olacak.
  • Örtülü ittifak, İran’ı son derece zor bir durumda bırakıyor. Arap dünyası daha önce de birçok yönden İran’a karşı düşmanca bir tutum içindeydi. Şimdi İsrail gücü etrafında örgütleniyor ve İsrail’i İran için daha da tehlikeli hale getiriyor. Yıkıcı yaptırımlara, iç siyasi gerginliğe ve ABD’nin potansiyel tehdidine ek olarak, şimdi sadece Arap düşmanlığı değil, aynı zamanda İsrail ile Arap ittifakının düşmanlığıyla karşı karşıya.
  • Tanıma süreci, Filistinlileri eski müttefiklerinden izole ediyor. İran kendisini makul bir şekilde Filistinlilerin tek kahramanı ve İsrail’in tek gerçek düşmanı olarak gösterebilir. Arap devletleri uzun süredir Filistin’i ikincil mesele olarak görüyorlardı. Ancak aynı şey bu ülkelerin vatandaşları için geçerli değildir. İran, Filistin davasını kendi davası gibi benimseyerek, Filistinlileri İsrail’e teslim etme ihanetini Arap kamuoyuna seslenmek için kullanmaktadır.
  • Bu hamle, İsrail’in Arap dünyasında kınamayla karşılaşmadan İran’a saldırabileceği koşulları büyük ölçüde genişletmesiyle sonuçlandı. İsrail’in karşısında bir araya gelmiş bir düşmanlık gördüğü 1970’lerden bu yana bölgede güç dengesi çarpıcı biçimde değişti. Şimdi aynı düşmanlıkla karşı karşıya kalan ülke, İran.
  • Arap dünyasında birlik hali nadirdir, ancak ortaya çıkan yapıya katılmanın da istikrarı bozmanın da Arap rejimlerine yönelik riskleri çok büyük olacaktır. Pek çok şey ters gidebilir, ancak ne olursa olsun bu durum Ortadoğu’nun derin bir şekilde yeniden tanımlanmasıdır. 



ABD Yemen’deki çıkarlarını güvence altına almak için liderlik rolünü üstlenmeli
16 Aralık 2020 
Yazar: Katherine Zimmerman / Kelime sayısı: 361 / Dil: İngilizce / Kaynak: American Enterprise 

American Enterprise, ABD’nin Yemen’deki çıkarlarını güvence altına almanın yolları hakkında bir makale yayınladı:

  • Yemen’de iç savaş sonrasındaki çok sayıda çatışma, El Kaide ve Husileri güçlendirerek Arap Yarımadası’nda istikrarı bozma ve mevcut insani koşulları kötüleştirdi. Yalnızca iç savaş veya terörle mücadele yerine bu çatışmalara odaklanmak, ilerleme kaydetmenin en iyi yoludur.
  • ABD, temelde yatan sorunun çözülmesine yardımcı olmalıdır: Yemen’deki güç ve kaynakların bölünmesi. Özellikle El-Kaide’nin faaliyet gösterdiği yerlerde, çatışmayı azaltmak için yerel yerleşimleri müzakere etme çabalarına öncülük etmelidir. Bu tür adımlar Yemen’in bazı bölgelerini istikrara kavuşturacak, El-Kaide için ise daha az müsamaha gösterecek ve insani yardım ve kalkınma yardımına erişimi artıracaktır. Buna ek olarak ABD, Husilerin yardım programlarından yararlanmalarını ve ortaklarının Husileri İran’a doğru yönlendirecek eylemlerde bulunmalarını engellemelidir.
  • Temelde, Biden yönetiminin Yemen’de Suudi Arabistan’dan tamamen ayrılma arzusuna direnmesi gerekiyor. Suudi Arabistan’ın Yemen’deki faaliyetleri Amerikan desteğine bağlı değildir. Bu adım, özellikle İran’ın nükleer müzakereleri yeniden başlarsa büyük Körfez ortağının uzaklaşmasına yol açacak.


Güney Suriye’yi kontrol etme mücadelesi: İsrail nerede?
16 Aralık 2020
Yazarlar: Carmit Valensi, Udi Dekel / Sayfa sayısı: 5/ Dil: İngilizce / Kaynak:INSS

Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) İsrail’in Suriye’nin güneyindeki mücadelede yeri ile ilgili bir makale yayınladı:

  • İran’ın ‘arka bahçesi’ olarak nitelendirilen Güney Suriye, İsrail’e düzenlenen saldırıların merkezi konumunda. İran nükleer projesinin başı Muhsin Fahrizade’nin öldürülmesinden sonra intikam almak için iyi bir seçenek olabilir.
  • İran, bölgedeki vekillerini sağlamlaştırmak ile sivil ve askeri nüfuzunu derinleştirmeye kararlı.
  • Güney Suriye’deki mevcut kaos, Esed rejiminin kontrol eksikliğinden ve orada faaliyet gösteren birçok aktörün çıkar çatışmasından kaynaklanıyor. Bu aktörler; rejim güçleri, İran, Hizbullah, Rus güçleri tarafından desteklenen yerel milisler ve Esed rejimine muhalif olan yerel Sünni ve Dürzilerden oluşuyor.
  • Bu karışıklık, İran’ın bölgedeki nüfuzunu artırma hedefine ulaşmadan önce İsrail’in Güney Suriye’ye müdahale etmesini zorunlu kılıyor.



Büyüyen küresel mülteci meselesini yönetmenin yeni  yolu
17 Aralık 2020 
Yazar: Shelly Culbertson / Kelime sayısı: 1523/ Dil: İngilizce/ Kaynak: RAND

RAND araştırma merkezi, dünyada büyüyen mülteci durumunu yönetmenin yeni yolları hakkında bir makale yayınladı:

  • Bugün, mültecilerin idaresine ilişkin beş temel sorun var.
  • Birincisi, mevcut yöntemler, mültecilerin yerleşik hayata dönmelerine izin verecek bir çözüm bulamadığı gibi onlarca yıldır ve nesiller boyunca sürgünde yaşayan insan sayısının artmasına neden oluyor.
  • İkincisi, mevcut mülteci politikası, ev sahibi topluluklar ve ev sahibi ülkeler üzerinde müthiş bir baskı oluşturuyor.
  • Üçüncüsü, mülteci krizlerinde yakın dönem için tasarlanan politika çözümleri, temelde geleceğe uzanan sorunlu yapılar kurarak yüksek insan maliyetlerine yol açar. Dünyadaki mültecilerin yüzde kırkı kamplarda yaşıyor. Kamplar, acil bir kısa vadeli insani ihtiyaç için geçici çözümler anlamına gelir. Yine de bu kamplar genellikle kasabalara dönüşerek insanları standartların altında, bakımsız koşullarda hapsediyor. Suç işlemeyen insanlar, hareket özgürlüklerinin olmadığı kamplarda yaşamamalıdır. 1948 ve 1967’de Ortadoğu ülkelerinde Filistinliler için kurulan kamplar hala varlığını sürdürüyor.
  • Dördüncüsü, mevcut yaklaşım ekonomik olarak sürdürülemez. Zira bu yaklaşım, göç etmiş insanları yoksulluk içinde; yardıma bağımlı hale getirirken; hem ev sahibi ülkelerin hem de bağışçı hükümetlerin bütçelerini kurutuyor.
  • Beşincisi, mültecilerin insani gelişim ve insan hakları sonuçları yerel nüfusa yönelik yansımalarından daha kötüdür ve küresel bir alt sınıf oluşturur.
  • Özetle, bu büyüyen küresel sorunun üstesinden gelmek için yeni ve pratik çözümlere ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaç, yeni başkan Joe Biden liderliğinde, özellikle ABD’nin dünya çapındaki mülteci meselesinin birincil insani yardım sağlayıcı rolü ve yakın tarihte yerleştirilen mültecilerin temel alıcısı olduğu düşünüldüğünde Amerika’dan talep ediliyor.
  • Çözümlerden biri; çatışmayı önleme ve çözüm diplomasisine daha fazla çaba göstermektir. Böylece insanlar ilk etapta bu ölçekte yerinden edilmez.
  • Amerika Birleşik Devletleri ve diğerleri, mültecilerin göç etmesi için daha fazla yasal esnek vize yolları sunabilir.
  • Birleşmiş Milletler, kampları kademeli olarak kapatmak veya kamplarda yaşayanların hareket özgürlüğü üzerindeki kısıtlamaları kaldırmak için ev sahibi ülkelerle birlikte çalışabilir.
  • Mültecilere yasal olarak çalışma izni verilirse, vergi ödemeleri de beklenebilir, bu da eğitim veya sağlık gibi kendi kamu hizmetlerini finanse etmeye yardımcı olabilir.
  • Ev sahibi ülkelerin mevcut ulusal kamu hizmetlerini genişletmelerine yardımcı olmak adına diğer aktörler tarafından yürütülen paralel hizmetleri desteklemek yerine bağışçıların finanse etmesine öncelik verilemez.
  • Son olarak, ABD, bağışçı ülkeler ve Birleşmiş Milletler ile birlikte mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler için mültecilerin kendi kendine yeterliliği ve beşeri sermaye gelişimini teşvik etme girişimine öncülük edebilir.  Bunu yapmanın yolu; eğitim, bankacılık ve internet erişimi, kimlik belgeleri sağlamak için daha iyi araçlar ve mültecilerin ev sahibi ülkelerdeki işlerinde becerilerini kullanmalarına izin vermektir.


Düşmanlar ve ortaklar -Ortadoğu’yu oylayacaklar-
17 Aralık 2020 
Yazar: Jon B. Alterman / Kelime sayısı: 953/ Dil: İngilizce/ Kaynak: CSIS 

CSIS, Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’daki düşmanlarının ve ortaklarının rolü üzerine bir makale yayınladı:

  • Amerika Birleşik Devletleri’nin Ortadoğu’daki müttefikleri ve ortakları, ABD’nin yeni ittifaklar ve ortaklıklar keşfederek, dikkatini başka yöne çevirmesine karşın reaksiyon gösterecektir. Bazıları ABD ile dost ülkelerle hareket edecekken bazıları ise daha düşman ülkelerle bir arada olacak. En azından kısa vadede, silahlı çatışma ve silahların yayılması yoluyla daha tehlikeli tutumlara girişmeleri muhtemeldir. Nitekim; Yemen, Irak, Libya ve başka ülkelerde tüm bunların halihazırda gerçekleştiğine ve muhtemelen daha da artacağına dair emareler gördük.
  • Ekonomisini ilerletmek için gerekli petrol ve gaza sahip olmayan Çin, önümüzdeki yıllarda Ortadoğu’ya yönelecek gibi görünüyor. Çin, bölgedeki varlığını artırmaya çalışacak ve muhtemelen bölgeye bağlı olan Doğu Asya komşuları üzerinde nüfuz sahibi olmak için Ortadoğu’daki güçlü konumunu kullanacak. Ortadoğu ülkelerini, ABD’nin geri adım attığı ve Çin’in yükseldiği bir gelecek beklerken, Çin’in bölgede kendi fiziksel ve teknolojik altyapısını sağlamlaştırmasını engellemek için ABD yoğun bir baskıya maruz kalacak. Çin, Ortadoğu’da ya da başka herhangi bir yerde ABD askeri varlığının yeniden canlandırılmasını istemiyor, ancak bölgede kendi güvenliğini başka yöntemlerle sağlamlaştırma arzusunu taşıyor. Konuşlandırılmış gözetim noktaları kurabilirse, sınırlı Çin askeri varlığının gücünü iki katından daha fazla artıracaktır. Aynı zamanda, neredeyse tamamı halkın hoşnutsuzluğundan endişe duyan; sosyal ve siyasal istikrarsızlıkla çalkalanan Ortadoğu ülkeleri, Çin’in ekonomik kalkınma modelinden etkilenecek.
  • ABD, Ortadoğu’da enerji fiyatlarının küresel fiyatları şekillendirmeye devam ettiği bir süreçte, bölgeden planladığından daha hızlı bir şekilde çekilebilir.
  • İran aynı zamanda ABD’nin geri çekilmesini değerlendirecek ve İranlıların siyasi tabaka üzerinde keskin bir şekilde savunduğu ‘Basra Körfezi’ meselesinde ısrarcı olarak daha baskın bir güç olmaya çalışacak.
  • Fırsatçı Rusya’nın yapıcı bir rol oynaması pek olası değil. Rusya, zayıf ve istikrarsız devletlere özel olarak önem veriyor. Çatışmaları krize doğru itmek ve ardından kendisini çözüm için arabulucu olarak sunmaktan kaçınmıyor.


Veda hediyesi: Trump yönetimi Sudan ve Fas’ı İsrail’i tanımaya zorluyor
17 Aralık 2020 
Yazar: Marina Ottaway/ Kelime sayısı: 973 / Dil: İngilizce/ Kaynak: Wilson Center 

Wilson Center, Trump yönetiminin Sudan ve Fas’ı İsrail’i tanımaya itme çabaları hakkında bir makale yayınladı: 

  • Trump yönetimi altında İsrail Devletini tanıyan ilk iki ülke, Birleşik Arap Emirlikleri (Ağustos 2020) ve ardından Bahreyn (Eylül 2020) olmuştur. Hiç şüphe yok ki Washington kararı onayladı ve övgü yağdırdı, ancak iki ülke genellikle ABD’yi memnun etmek yerine kendi nedenleriyle hareket ettiler.
  • Eylül ayında Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri’nin izinden gitti ve BAE ile aynı ekonomik nedenlerle normalleşmeyi tercih etti. Ancak aynı zamanda İsrail ile ilişkilerin güvenliğini artırmaya yardımcı olacağını umuyor.
  • Trump yönetiminin hayal kırıklığına uğratan şey ise Suudi Arabistan’ın henüz aynı adımı atmaması oldu. Buna ek olarak, Trump yönetimi İsrail’in Sudan ve Fas ile normalleşmeyi sağlamasını da başardı. Bu adımlar, büyük baskı ve her şeyden önce büyük tavizler gerektirdi.
  • Sudan örneğinde Trump yönetimi, Sudan’ı 1993’ten beri yürürlükte olan ‘devlet destekli terörizm’ listesinden çıkarmayı teklif etti. Dolayısıyla Sudan’ın İsrail’i tanıması ileriye doğru bir yol sundu. Ancak, Sudan’ın ödediği bedel, politik ve ekonomik çok daha ağır olabilirdi. Şu an Sudan’daki rejim zaten kırılgan ve İsrail’i tanıma kararı tartışmalı. Bu anlaşma, ülkeyi yöneten askeri ve siyasi güçler arasındaki dengeyi bozabilir.
  • Fas, kendi adına, Batı Sahra’yı fiilen ilhakını yasal olarak tanıma, Birleşmiş Milletlerin rolünü azaltarak bölge sakinlerinin kendi geleceklerine karar verme haklarını görmezden gelme teklifiyle İsrail ile ilişkileri normalleştirmeye teşvik edildi. Trump yönetimi, düğümlenmiş uluslararası müzakereleri görmezden gelerek, hukuk meselelerini hiçe saymaya ve sadece Fas’a istediğini vermeye karar verdi. Buna karşılık Ortadoğu’dan giderek uzaklaşarak Avrupa ve Batı Afrika’ya yaklaşan Fas, düşük bir bedel ödeyerek İsrail’i tanıdı.
  • Yakın süreçte daha fazla ülkenin İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi pek olası görünmüyor. Trump yönetiminin yeni ülkeleri İsrail’i tanımaya ikna etmek veya zorlamak için çok az zamanı kaldı. Yeni gelen Biden yönetimi ilk etapta çok daha büyük sorunlarla karşılaşacak.



Umutsuz değil zayıf Irak: 
Irak’ın kırılganlığı bölgesel istikrarı nasıl zayıflatıyor?
18 Aralık 2020 

Yazarlar: Ketti Davison, Katherine Lawlor / Sayfa sayısı: 48/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Savaş Araştırmaları Enstitüsü

Savaş Araştırmaları Enstitüsü, Irak’ın kırılganlığının bölge üzerindeki etkisi hakkında bir rapor yayınladı:

  • Irak devletinin istikrara kavuşturulması, ABD için stratejik olarak önemli olmaya devam ederken; ABD’nin politik çabalarını hak ediyor.
  • Irak, ABD’nin ulusal güvenlik çabası için bir dizi hayati önem taşımaktadır:
  • Bölgesel istikrara ulaşmak: Irak’ta istikrarsızlığın devam etmesi, bölgesel ve küresel çatışmaların yoğunlaştığı ve tırmandığı ülkede vekalet savaşları için bir alan sağlar. İstikrarlı ve egemen bir Irak modelinin inşası, Ortadoğu’da barışın ön koşuludur.
  • Terörle mücadeleye karşı zaferleri sürdürmek: Irak ve Suriye’de DEAŞ’ın yeniden ortaya çıkmasını önlemek için Irak güvenlik güçlerini destekleyerek Suriye’ye ikmal hatları ve takviyeleri sağlamak için Irak’ta ABD askeri varlığının devamı şarttır.
  • Büyük güçlerle rekabet: Hem Rusya hem de Çin, Irak sahnesinde ABD’nin çıkarlarını tehdit etmeye başladı. ABD-Irak stratejik ortaklığını sürdürmek ve geliştirmek, bu büyük güç rakiplerinin Ortadoğu’da istikrarı bozan yeni bir alan oluşturmasını engelleyecektir.
  • İran’ı kısıtlamak: Şii liderliğinde, zayıf ve bağımlı bir Irak devletinin kurulması, İran rejiminin bölgesel projesinin temel amacıdır. ABD’nin Irak devletini güçlendirmek için verdiği destek, rejimin yalnızca bu temel hedefini engellemeyeceği gibi aynı zamanda İran’ın Irak pazarının kısıtlanmasını ve Amerika’nın İran’ın bölgedeki etkisini sona erdirme arzusunu da bitirmiyor.
  • Bugün 2020’de Irak devleti kırılgan ama umutsuz değil. Tarihte olduğu gibi bugün de güçlü siyasi, dini ve güvenlik kurumlarının etkisi, elit tabakanın çıkarları ile Irak halkının çıkarlarından uzaklaştıkça azalmaktadır. Bu kurumların çürümesi, Irak’ın siyasi sürecine yeni katılımcılar ve değişiklikler gerçekleştirmek için alan yaratıyor. 2021 için planlanan Irak seçimleri, gittikçe Irak halkını temsil etmeyen ve parçalanmış siyasi rejimlere olan inancını yeniden tesis etmek için son ve en iyi şans olabilir.


ABD-Fas takası
21 Aralık 2020 
Yazar: I. William Zartman / Kelime sayısı: 880/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Ortadoğu Enstitüsü 

Ortadoğu Enstitüsü, Fas-ABD arasındaki takas hakkında bir makale yayınladı:

  • ABD, İsrail ile halihazırda ‘sessiz’ ilişkileri olan bir devlet tarafından yapılan, ancak şu anda iç muhalefeti bastırmak için geleceğe dönük bir adım olarak ifade edilen ‘İbrahim Anlaşmaları’nı bir kez daha onayladı. Fas, neredeyse yarım yüzyıldır umduğu bir onay olan Batı Sahra üzerindeki iddiasını ABD tarafından onaylatmış oldu. Bu onay, ABD’de çok az bir kesim dışında tepkiyle karşılanmadı.
  • Fas’ta rejime bağlılık unsurlarından birisi Kral VI.Muhammed’e sadakat göstermek. Analistler, genellikle Sahra meselesinde geri adım atılmasının monarşiyi tehlikeye sokacağını düşünüyor. Kral, 2011’de Arap Baharı’nı oldukça ustaca atlattı ve uygulanması zaman alan yeni bir anayasayı yürürlüğe koydu. Fas, Ortadoğu barış süreci dahil olmak üzere ABD için yıllardır önemli olan konularda sağlam bir işbirlikçi oldu ve kendisi için aynı öneme sahip konularda karşılıklı destek aradı.
  • Tüm vadeli sözleşmelerde olduğu gibi, takasın etkisi açıkça belirtilmemiştir. “Savaş” patlamamış olsa da Cezayir, iç destek toplamak için Fas ile ilişkilerini kızıştırıyor olabilir. Ancak mesele Cezayir halkından çok ordu için daha çekici olabilir. Sahra meselesinin dönüşümü, başta Fransa olmak üzere Fas’ın bazı dostlarının, aynı zamanda İngiltere, İtalya ve büyük ölçüde İspanya’nın da tanınmasıyla tamamlanmış olacaktı. Biden yönetimi, kendi yürütme düzeniyle bu kararı geri çekebilir, bu da Trump sonrası politika belirsizliğine katkıda bulunacağından bu meselede Kongre’de kavga etmek istemeyebilir.
  • Normalleşme yolunda büyük bir adım atılmasının ardından, Fas, Cezayir ve yerel Sahra halkı dışında kimse için önem taşımayan Batı Sahra meselesi, istikrara kavuşabilir.



Çin’in Libya Politikası ve Tek Kuşak Tek Yol Projesi: Geleceğe bir bakış
22 Aralık 2020 
Yazar: Mordechai Chaziza/ Kelime sayısı: 1285/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Ortadoğu Enstitüsü 

Ortadoğu Enstitüsü, Çin’in Libya’ya ilişkin gelecek planını içeren bir makale yayınladı:  

  • Çin ile Fas arasındaki büyüyen ekonomik ve ticari ilişkiler, esas olarak Tek Kuşak Tek Yol projesi üzerinden yürütülüyor. İki ülke arasındaki ilişkiler, bölgenin stratejik coğrafi konumu göz önüne alındığında, genişlemesi ve derinleşmesi beklenebilecek ilişkiler.
  • Ancak 2011’deki Arap Baharı sonrası başta Libya’da hala süren çatışma olmak üzere bölgeyi saran siyasi kargaşa, Çin’in Fas’ı Tek Kuşak Tek Yol projesine entegre |hedefini zorlaştırdı.
  • Libya’daki büyük uluslararası oyuncular arasında yer alan Çin, tarafsız bir konumdan uzaklaşarak daha belirgin bir tutum sergilemeye başladı. Sahada hangi Libya grubu galip gelirse gelsin, Tek Kuşak Tek Yol Girişimi’ni güçlendirmeye hazırlanıyor.
  • Libya’daki çatışmanın rakip yabancı güçler tarafından körüklenen bir vekalet savaşı haline gelmesi, Pekin’in Libya’ya karşı ilkeli ve etkili bir politika oluşturma görevini daha da zorlaştırdı. Pekin, bu zorluğa karşın devlet önderliğindeki barış girişimlerinin aksine çok taraflı barış girişimlerine verdiği kararlı desteğiyle karşılık verdi. Bu da uluslararası sistem ve stratejik öncelikleriyle uyumlu bir tutum. Bu pozisyon aynı zamanda Libya’dan bireysel menfaat güden dış mihrakların tutumuna karşı Çin bakış açısının da bir yansıması. Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen çok taraflı barış girişimlerini desteklemesine rağmen Pekin’in ihtilaf çözümünde merkezi ve doğrudan bir rol oynaması pek olası görünmüyor.
  • Bununla birlikte; Birleşik Arap Emirlikleri, Rusya, Fransa veya Türkiye gibi ülkeler savaşı kazanmak için güçlü askeri teçhizat sağlayabilirken, Çin, ülkenin yeniden inşası için finansal ve teknik destek sağlayabilen birkaç ülkeden biri. Çin, devam eden iç savaşta hakim olan taraf ne olursa olsun, Libya’nın yeniden inşası ve yeniden geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir.
  • Libya çatışması bir denge noktasına ulaştığında, Çin şüphesiz Tek Kuşak Tek Yol proje ile Libya’da çatışma sonrası yeniden yapılanma arasındaki sinerjiden yararlanmaya çalışacaktır. O süreç gerçekleştiğinde Pekin’in temkinli ve sınırlı angajman yaklaşımı, Çin’e sadece Libya’nın ekonomik meselelerinde değil, siyasi arenasında da müdahale için daha fazla alan sağlayacaktır.



İsrail-Filistin müzakereleri Joe Biden göreve geldiğinde başlayabilir mi?
28 Aralık 2020 
Yazar: Pinhas Inbari/ Kelime sayısı: 464/ Dil: İngilizce/ Kaynak: Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi

Kudüs Halkla İlişkiler Merkezi, İsrail-Filistin müzakerelerine ilişkin bir makale yayınladı: 

  • Joe Biden’in Beyaz Saray’a gelişi yaklaşırken, ABD’nin İsrail ve Filistinliler arasında yürüteceği ‘barış süreci müzakerelerinin’ doğası hakkında spekülasyonlar artıyor. Bununla birlikte Filistinlilerin görüşlerini ve tutumları incelendiğinde, yeni bir süreç isteyip istemedikleri anlaşılmıyor. Filistinlilerin tercihi, mevcut süreci – statükoyu – korumak ve hiçbir şeyi değiştirmek istememek olabilir.
  • Nitekim Filistinli yetkililer Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Rusya’nın ‘dörtlü’ vesayeti altında uluslararası bir konferansa önem verdiğini ifade etti. ABD, bir dünya gücü olarak azalan uluslararası konumuyla bu dörtlünün yalnızca bir üyesi olacak.
  • Biden, Kerry ve Obama’nın çabalarının başarısız olmasının nedenlerini muhtemelen çok iyi biliyor. Mahmud Abbas’ın ısrarı ve belki de hileli taktiklerini denemek, ABD yönetimini şu anda İsrail ile müzakerelerin yeniden başlamasını geciktirmeye itebilir.
  • Çözülmesi gereken bir diğer konu da Filistin yönetimi ile Hamas arasındaki görüşmeler.
  • Sonuç olarak, prensipte topraklarının yarısını kontrol etmeyen bir Filistin devleti için hiçbir meşruiyet yoktur. Belki de şimdilik Filistin davasını bırakmak hem Filistinliler hem de tüm insanlık için en iyisidir.

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: