Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 13 – 19 Şubat 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
تحميل نسخة PDF

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“İbrahim Anlaşmalarından Yemen Savaşına: BAE ve İran Tehdidi” başlığıyla INSS’te yayınlanan yazıda şu hususlar ele alınıyor [1]

  • İsrail’in Körfez’deki ana müttefiki olarak nitelenen BAE ile İran arasındaki ilişkinin ele alındığı yazıda BAE’nin İran’ı ulusal güvenliği açısından en büyük tehdit olarak gördüğü ifade ediliyor. BAE açısından İran tehditleri aşağıdaki gibi kategorize ediliyor:
    • Stratejik bölgelere direkt saldırılar (petrol ve desalinasyon tesisleri)
    • Vekiller aracılığıyla dolaylı saldırılar (Yemen’deki Husiler vb.)
    • İç karışıklık ve terör potansiyeli (BAE’de mukim İranlılar)
    • Tunb ve Ebu Musa adalarını işgal tehdidi
  • Bu potansiyel tehditlere karşı BAE’nin kendini güvenceye almak için iki tür tepki verdiğine değiniliyor:
    • İran ile ekonomik ve diplomatik bağları sürdürmek 
      • BAE-İran ticareti 2018’de 13 milyar doları bulurken bu miktar BAE’nin nükleer anlaşmadan çekilme hususunda ABD’ye destek vermesi sonrasında 7 milyar dolar seviyelerine geriledi.
      • BAE, ABD ile İran arasındaki temaslardan endişe duysa da İran’a yönelik yaptırımların kaldırıldığı bir senaryoda kazançlı çıkacaktır.
      • İki ülke arasında diplomatik temaslar son dönemde gelişerek devam ediyor.
    • İran’a karşı savunma önlemleri almak
      • Bu noktada BAE-İsrail ilişkileri birçok şey vadediyor: Siyasi-stratejik düzeyde ortak koordinasyon, somut tehditlere karşı operasyonel iş birliği, güvenlik teknolojileri, özellikle füze savunma sistemleri vb.
  • Son dönemde görülen BAE’nin İran’a yakınlaşmasının, yukarıda bahsedilen iki yaklaşım arasındaki dengeyi korumak maksatlı olduğu ifade ediliyor:
    • İbrahim Anlaşmaları İran’ın tepkisini çekti ve BAE-İran ilişkilerinde gerginlik yarattı.
    • BAE, İsrail’in operasyonel yardımcısı imajından kurtulmak istiyor. Zira nükleer anlaşmaya varılması durumunda İran’ın bölgedeki statüsü iyileşebilir.
  • Husilerin BAE’ye gerçekleştirdiği saldırılar, İran’ın vekilleri aracılığıyla BAE’ye gönderdiği bir tehdit olarak nitelendiriliyor.
  • Yazının son kısmında, BAE’nin İran’a yönelik bu çift taraflı politikasının bilincinde olan İsrail’in olası bir nükleer anlaşmaya varılması durumunda BAE’nin İran’a karşı bölgesel cephedeki rolünde değişiklikler olabileceğini göz önünde bulundurması gerektiği ifade ediliyor.

“BAE Saldırı Altında: Bir Dış Politika Testi” başlıklı, Muhammed bin Zayed döneminde BAE’nin dış politikasına dair değerlendirmelere yer verilen yazıda şu noktalara temas ediliyor [2]:

  • Muhammed bin Zayed döneminde BAE dış politikasının daha proaktif ve zaman zaman saldırgan bir çizgide şekillendiği ifade ediliyor. (Yemen, Suriye, Libya ve Afganistan savaşlarına katılım)
  • Bu süreçte BAE’nin barış süreçlerinde aktif rol aldığı belirtiliyor. (Etiyopya-Eritre, Taliban-ABD, İbrahim Anlaşmaları)
  • Dış politikada yumuşak ve sert güç kullanımı arasındaki dengenin süreç içerisinde değişiklik gösterdiği ifade ediliyor:
Yumuşak Güç: Arap Baharı sonrası yumuşak güç yatırımları arttı. (DP World’ün yatırımları, Emirates markasının ön plana çıkarılması, uluslararası spor kulüplerine sponsorluk vb.) 
Sert Güç:Suriye (2014), Libya (2014) ve Yemen (2015) savaşlarına katılım bir dönüm noktasıydı.
Yeniden Yumuşak Güç:2019 yılında BAE’nin Yemen’den çekilmesi ve İran’la görüşmelere başlaması bir diğer dönüm noktası oldu. İsrail ile İbrahim Anlaşmaları, Katar ve Türkiye ile buzların eritilmesi bu dönüşümün bir parçası olarak ele alınabilir.
  • Küçük bir devlet olan BAE’nin küresel arenada bu derece etkili olmasının arkasındaki dinamikler şu şekilde sıralanıyor:
    • Sert Güç Ekseni: İyi eğitimli ve vatansever savaş birlikleri, yerel vekiller ve yabancı paralı askerler ile modern bir ordu
    • Yumuşak Güç Ekseni: Yerel ve bölgesel ittifak ağının geliştirilmesi
  • BAE’ye yönelik Husi saldırılarının, BAE’yi 2019’dan bu yana takip ettiği uzlaşmacı yaklaşımdan uzaklaştırarak sert güç kullanımına döneceği yeni bir dönüm noktası olabileceği iddiasına yer veriliyor:
    • Saldırıların BAE yönetim kademesi tarafından ülkenin egemenliğine doğrudan bir tehdit olarak ele alındığı ifade ediliyor.
    • Bu saldırılara karşılık olarak BAE’nin Husilere ve İran hedeflerine olası saldırısının BAE’yi uzlaşmacı tavırdan uzaklaştıracağı dile getiriliyor.
    • Bu süreçte İran’la diyalogları sürdürmenin bir zayıflık emaresi olarak değerlendirileceği ifade ediliyor.

“Türk Lirasına Ne Oldu?” başlığıyla Moshe Dayan Merkezinde yayınlanan yazıda şu hususlara temas ediliyor [3]:

  • 2001 yılında Kemal Derviş ile başlayan ve 2002 yılında AK Parti iktidarı döneminde de devam ettirilen, AB’ye adaylık süreciyle paralel ilerleyen Ortodoks ekonomi modeli sayesinde Türk ekonomisinin bir istikrara kavuştuğu belirtiliyor. Ancak özellikle 2018 yılından bu yana Türkiye’de ekonomik istikrar ve politikalar konusunda ciddi sorunlar olduğuna değiniliyor.
  • Yazıda son bir yıl içerisinde TL’nin yaşadığı dramatik düşüş, yüksek TEFE (%99) ve TÜFE (%49) oranları ile yabancı para mevduatlarının toplam banka mevduatları içerisindeki payı (+%68) gibi göstergelere vurgu yapılıyor.
  • Ekonomideki bu krizin nedeni olarak şu hususlara temas ediliyor:
    • 2018 yılında başkanlık sistemine geçilmesiyle gerçekleştirilen idari reform, bakanlıklarda -bakan dışındaki- üst düzey bürokratları pasifize etti.
    •  Bu durum Türkiye’nin politika oluşturma mekanizmalarına yansıyarak etkili bir politika analizi ve politika oluşturma kabiliyetini köreltmiştir.
  • Büyüme rakamı gibi olumlu ilerleyen göstergelerin yanıltıcı olduğu belirtilen yazıda, istikrarlı bir ekonomik plana sahip olması halinde Türkiye’nin bu göstergelerde çok daha yüksek potansiyellere sahip olabileceği iddia ediliyor.
  • Paris Anlaşmasının yürürlüğe girmesi Türk ekonomisi için bir şans olarak nitelendiriliyor. 
    • Yeşil dönüşümün Türkiye gibi yapısal bütçe açığı olan ülkeler için ekonomik açıdan bir yapısal dönüşüm anlamına geldiği ifade ediliyor.
    • Türkiye’nin ihracatının %60’ının G7 ülkelerine olduğu belirtilerek zor da olsa Türkiye’nin bu ülkelerle arasındaki önemli politika değişikliklerini kapatacak bir ekonomik dönüşüm sürecine girmesinin mümkün olduğu ifade ediliyor.

“Türkiye Bekleyebilir” başlığıyla Kudüs Kamu Araştırmaları Merkezinde (Jerusalem Center for Public Affairs) yayınlanan yazıda şu noktalara temas ediliyor [4]:

  • Diplomatik krizlerle geçen 10 yılın ardından Erdoğan’ın İsrail ile yakınlaşmak için çeşitli adımlar attığı ifade ediliyor.
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsrail ile yakınlaşma kararı almasına olanak sağlayan etkenler olarak şunlar sıralanıyor:
    • Netanyahu hükümetinin sona ermesi,
    • Yeni bir ABD yönetiminin olması,
    • Trump’ın “Yüzyılın Anlaşması” planının gündemden düşmesi.
  • Türkiye’nin İsrail ile yakınlaşma arzusu, dış politikada yaşanan bir dönüşümün parçası olarak değerlendirilerek Türkiye ile Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkeler arasında artan diyaloğa ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bölgesel sorunlarda oynadığı aktif role dikkat çekiliyor. (Bölge ülkelerine ziyaret, Ukrayna ziyareti, Putin görüşmesi vb.)
  • Yazıda Erdoğan’ın, Müslüman Kardeşler hareketinin üst düzey bir temsilcisi olduğu iddiasına yer veriliyor.
  • Türkiye-Mısır ve Türkiye-İsrail yakınlaşmasının Müslüman Kardeşler hareketi liderlerinin tepkisini çektiği ancak Erdoğan’ın bu kararları kendi siyasi bekası için aldığı iddia ediliyor.
  • Erdoğan’ın siyasi açıdan zor bir dönemde olduğu iddia ediliyor. Bu pozisyondan istifade ederek İsrail’in Türkiye’deki Hamas ofisinin kapatılması için baskı yapması gerektiği ifade ediliyor.
  • Hamas’ın Türkiye ofisinin faaliyetleri hakkında aşağıdaki iddialara yer veriliyor:
    • 12 Haziran 2014 tarihinde kaçırılan ve daha sonra ölü bulunan 3 İsrailli gencin, kaçırılma ve öldürülme emirlerinin İstanbul’dan geldiği iddia ediliyor.
    • İstanbul’da siber savaş ve karşı istihbarat birimleri olan gizli bir Hamas ofisi olduğu iddia ediliyor.
    • İstanbul’daki gizli şubenin Hamas lideri Sinvar’ın kişisel bir projesi olduğu ve bu ofisi askeri kanadın amaçları için kullandığı iddia ediliyor.
    • Türkiye’deki Hamas ofisinin geçtiğimiz Kasım ayında Kudüs’te bir saldırı gerçekleştiren Fadi Ebu Şihaydam’a silah temin ettiğine dair kanıtlar olduğu iddia ediliyor.
  • Yazıda bu ofisin faaliyetleri göz önüne alınarak İsrail’in Türkiye ile ilişkileri geliştirme noktasında aceleci davranmaması ve ofisin kapatılması için Türkiye’ye baskı uygulaması gerektiği ifade ediliyor.

“Erdoğan’ın Tehlikeli Kucaklaşması” başlıklı yazıda şu hususlara temas ediliyor [5]:

  • Aynı hafta içinde gerçekleşen iki tarihi ziyarete dikkat çekiliyor:
    • Erdoğan’ın BAE ziyareti
    • Bennett’in Bahreyn ziyareti
  • Bennett’in Bahreyn ziyareti ve Bahreyn-İsrail ilişkileri hakkında olumlu nitelemeler yapılırken iki kusura dikkat çekiliyor:
    • Bennett’in İsrail basınına yaptığı açıklama esnasında Bahreyn Kralı’nın adını unutması,
    • Bennett’in “bölgedeki liderlerle ilk görüşme turunu tamamladığını” söylemesi ancak gazetecilerin ona Fas liderleriyle henüz görüşmediğini hatırlatması.
  • Erdoğan’ın BAE ziyareti ile Erdoğan-Herzog arasındaki diyalog birlikte değerlendirilerek bu gelişmeler bölgede yeni bir kamplaşmanın habercisi olarak nitelendiriliyor: Suudi Arabistan ve BAE gibi pragmatik kamp ile Katar ve Türkiye gibi siyasal İslam’ın temellerini oluşturan ülkelerin kurduğu ve İsrail’in entegre olduğu yeni bir ortaklık.
  • Yazının devamında Erdoğan’ın İsrail karşıtı söylemleri, Hamas’ın Türkiye’deki faaliyetleri, Türkiye ile Yunanistan ve GKRY arasındaki ilişki gibi faktörler üzerinden İsrail’in bu bloğa dahil olmasının ne denli doğru olduğu tartışılıyor.

Referanslar:

  1. https://www.inss.org.il/publication/iran-uae/ 
  2.  https://dayan.org/content/uae-under-attack-foreign-policy-test 
  3. https://dayan.org/content/what-happened-turkish-lira    
  4. https://jcpa.org/turkey-can-wait/ 
  5. https://www.israelhayom.co.il/magazine/hashavua/article/8257726 

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: