Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 15 – 21 Mayıs 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“Irak-Körfez İlişkileri: İstikrar ve İran’ın Bölgeye Müdahalesinin Sınırlandırılması İçin Bir Çıpa mı?” başlığıyla INSS’te yayımlanan yazıda şunlara temas ediliyor:[1]

  • Irak ile Arap komşuları arasındaki ilişkilerin tarihine dair şunlara değiniliyor:
    • İlişkiler ABD’nin Irak işgali ile bozulmaya başladı.
    • Başbakan Maliki döneminde Irak’taki Şii kurumların Körfez’deki Şii gösterilerine destek vermesiyle dibe vurdu.
    • Özellikle Suudi Arabistan’ın Irak’ı İran’a bağlı bir ülke olarak görmesi, İran’ı Irak’a yakınlaştıran bir sebep olmuştur.
    • Son dönemde Iraklı liderler, ülkedeki İran etkisini dengelemek ve Irak’ın ekonomik durumunu düzeltmek için Körfez ülkeleriyle yakınlaşma yoluna gittiler.
  • İran’la imzalanması muhtemel nükleer anlaşmanın ışığında Irak, jeopolitik açıdan önemli bir konumda bulunuyor (Körfez-İran arasında köprü). Ancak Irak’ın bölgesel statüsünü yükseltmesi, Irak’taki siyasi çıkmaza  ve iç dinamiklere bağlı:
    • Son Irak seçimlerinde İran yanlısı gruplar güç kaybetti.
    • Yeni hükümet koalisyonunun kurulması için çalışmalar 6 aydır devam ediyor.
    • Özellikle Şiiler ile Kürtler arasındaki iç ayrılıklar derinleşti.
    • Mevcut durumda iki rakip bloktan bahsetmek mümkün. Bir tarafta seçimde güç kaybetmesine rağmen koalisyonda yer almak isteyen ve aksi durumda şiddeti tırmandırma tehdidinde bulunan İran yanlısı isimler; diğer tarafta ise Mukteda El Sadr liderliğindeki, İran’ın ülkedeki varlığını reddeden çok etnikli koalisyon.
    • Her ne kadar Sadr bloğu İran diktasından uzak bir hükümet kurmak istese de bu hükümetin Tahran destekli temsilcileri de içermesi gerektiği sonucuna varmışlardır.
    • 2019 yılındaki gösteriler halkın ülkedeki İran etkisinden rahatsız olduğuna işaret ediyor.
  • Irak-Körfez ilişkileri açısından bölgesel dinamikler ise şu şekilde sıralanabilir:
    • BAE 2008 yılında Irak’la ilişkilerini yeniledi ve o tarihten bu yana ekonomik katılımını artırdı.
    • Irak’ın 1991 işgalinin zararlarına karşılık Kuveyt’e ödemekte olduğu 52 milyar dolarlık borç Ocak 2022’de tamamlandı. 
    • Suudi Arabistan 2015 yılında Irak’a yerleşik olmayan bir büyükelçi atadı. 2016 yılında Erbil’de bir konsolosluk açıldı. 2020 yılında ise iki ülke arasındaki Arar sınır kapısı açıldı.
    • Katar da 2015 yılında Bağdat’taki büyükelçiliğini yeniden açtı ve o tarihten bu yana ülkedeki yatırımlarını derinleştirdi.
    • Kazımi’nin 2021 yılında Riyad ve Abu Dabi ziyaretleri ve Irak’taki İranlı milislere yönelik açıklamaları Körfez ülkelerinin desteğini artırdı.
    • Suudi Arabistan bu yakınlaşmadan istifade ederek İran yanlısı isimleri Irak hükümetinden uzak tutmak istiyor.
    • Irak, enerji konusunda ciddi oranda İran’a bağımlı durumda. Körfez ülkeleri bunun önüne geçmek için Irak’ı kendi elektrik şebekelerine bağlamayı kabul etti. Ancak enerji konusunda Irak halen İran’a bağımlı durumda.
    • ABD’nin bölge politikaları da İran lehine avantaj sağlıyor. Bu durum Irak’ın İran karşısındaki şansını azaltıyor.
    • Ayrıca Irak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmaktadır. Ancak masadaki iki ülkenin Irak iç siyasetinde farklı kampları destekliyor olması, anlaşma sürecinde Irak’ın aktif bir rol oynamasının önüne geçmektedir.
  • Irak ile Körfez ülkeleri arasındaki yakınlaşmanın önündeki zorluklar olarak şunlara yer verilebilir:
    • Körfez ülkelerinin Irak’a yaklaşımları arasında farklılıklar mevcuttur.
    • Körfez ülkeleri halen Irak yönetimine şüpheyle yaklaşmaktadır.
    • Irak petrol endüstrisinin yükselişe geçmesi Suudi Arabistan’ın petrol piyasalarındaki hakimiyetine zarar verebilir.
    • Irak’taki Şii liderlerin Bahreyn ve Suudi Arabistan’daki Şiiler üzerinde etkileri bulunmaktadır.
    • Irak’ın yavaş yavaş ordusunu inşa etmeye başlaması Körfez ülkeleri için yeni bir askeri tehdit teşkil edebilir.
    • İran’ın Irak’taki varlığına karşı olmak doğrudan Suudi Arabistan’ı desteklemek anlamına gelmiyor. Birçok Iraklı Şii kendi topraklarındaki Şiilere yönelik tutumu ve 2011 yılında Şii ayaklanmasını bastırmak için Bahreyn’i işgal etmesinin ardından Suudi Arabistan’a tarihsel olarak karşı çıkmıştır. Ayrıca bazı kesimler Suudi Arabistan’ı Irak’taki aşırılık yanlısı Sünnileri desteklemek ve DAEŞ’in büyümesine kaynaklık etmekle itham ediyor.
  • Sonuç olarak şu neticelere ulaşılabilir:
    • İsrail ve Körfez ülkelerinin, Irak’ta İran yanlısı milislerin dizginlenmesinde önemli güvenlik çıkarları vardır.
    • İran Devrim Muhafızları güçlerinin Irak’ın batısındaki varlığı, İsrail-Suudi Arabistan işbirliği için katalizör görevi görebilir.
    • İç kutuplaşma ve İran etkisi nedeniyle Irak, İsrail ile normalleşme noktasında henüz uygun bir aday değil.
    • İsrail ile Irak arasında açık bir normalleşmenin olmaması, Körfez ülkelerinin Irak’la yakınlaşmasına ve yeni kurulacak hükümete daha kolay etki etmesine yardımcı olacaktır.

“İki Normalleşme Hikayesi: BAE-İsrail Normalleşmesi – Bölüm I” başlığıyla Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezinde yayımlanan yazıda şu hususlara temas ediliyor:[2]

  • BAE Dış politikası şu küresel ve bölgesel gelişmelerin etkisi altında şekillenmektedir:
    • Stratejik ortakları olan ABD’nin dış politika vizyonu ve Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki politikaları
    • Çin’in ve Çin-ABD rekabetinin yükselişi
    • Karbonsuzlaşma ve Yeşil Enerji stratejileri
    • ABD-Rusya arasındaki stratejik çatışma
    • Arap ayaklanmalarının yarattığı -özellikle Yemen, Libya ve Suriye’de- istikrarsızlığın devam etmesi
    • İsrail, İran ve Türkiye’nin son 20 yılda artan bölgesel güç ve etkisi
    • Körfez ülkeleriyle BAE arasındaki denge ve rekabet
  • Ukrayna ve ABD’nin İsrail-BAE ilişkilerine etkisine dair:
    • ABD’nin müttefiklerinden Rusya’ya karşı ABD’nin belirlediği politikalara bağlı kalmasını istemesi Washington ile Abu Dabi arasındaki ilişkileri germiştir. BAE, Rusya’ya yönelik yaptırımlardan ve ABD’nin petrol üretimini artırma taleplerinden geri durmuştur.
    • BAE’nin dış politika vizyonu kutuplardan müteşekkil bir dünya düzenine sahip değil. Söz gelimi BAE ile Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin ya da Suriye konusunda Rusya ile angajmanın, ABD-BAE ilişkileri açısından bir sorun teşkil etmemesi gerektiğini öngörüyor. Bu durum BAE’nin küresel bir ekonomi vizyonuna sahip olmasıyla paralel ilerliyor.
    • ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımlar kapsamında BAE’den beklentileri, BAE’nin bu dış politika vizyonunu ve global ekonomisini tehdit eden bir tehlike olarak görülüyor. Örneğin ABD’nin, BAE ve Suudi Arabistan’dan OPEC+’ın üretim anlaşmalarını ihlal etmelerini istemesi, bu ülkelerin Rusya ile inşa ettikleri kontrol mekanizmalarını parçalama girişimi olarak görülmekte ve bunun BAE ve Suudi Arabistan’ın menfaatlerine doğrudan zarar vereceğine inanılmaktadır.
    • Bir diğer yandan BAE, ABD’nin bölgeden çekilmesinden endişe duymaktadır. BAE’yi İsrail ile normalleşmeye iten temel sebeplerden birisi de bölge ülkelerinin ABD’ye bağımlılığının yerine geçebilecek sağlam güvenlik ortaklıklarına duydukları ihtiyaçtır.
  • BAE dış politikasında son dönemde görülen değişimler hakkında:
    • BAE son dönemde -özellikle Biden yönetiminin göreve gelmesiyle- maliyetli ve maceracı olarak nitelenen ulusal güvenlik politikasından vazgeçerek daha yumuşak bir politika (bölge ülkeleriyle sıfır sorun politikası) benimsemeye başladı. 
    • Buna göre “büyük rekabet” kavramının yerini “büyük tamamlayıcılık” stratejisi aldı. Yumuşak güce ve diplomatik çabalara ve diyaloga öncelik verilmeye başlandı. Bölgedeki nüfuzunu geliştirmek isteyen BAE, artık kendini “barış gücü” olarak lanse etmeyi tercih edecek.
    • Bu dönüşümün en net yansımaları Türkiye, İran ve Suriye ile BAE arasındaki ilişkilerde görüldü.
  • BAE-Türkiye ilişkilerinde yaşanan değişimlere dair:
  • BAE-Türkiye ilişkilerindeki değişim önemli. Bu değişim El-Ula zirvesini takiben gerçekleşti. Türkiye’nin dış politikadaki zayıf konumundan istifade ederek BAE, Ankara ile yakınlaşmayı tercih etti.
  • BAE’nin, Türkiye ile ilişkilerini kullanarak İran’ın bölgesel gücünü dengelemekle ilgileniyor olması muhtemel. Ayrıca Türkiye, BAE’ye Afrika’daki yeni pazarlara açılma imkânı sağlayacaktır.
  • BAE-İran ilişkilerinde yaşanan değişime dair:
    • BAE’nin İran’la ilişkileri yumuşatması, 2019 yılının Eylül ayında Körfez’deki gemilere ve Aramco rafinerisine yapılan saldırının ardından ABD ve Suudi Arabistan’ın İran’a karşı kayda değer bir tepki vermemesiyle başladı.
    • BAE, İran’a karşı yardımsız kalmaktan çekindi. Zaten iki ülke arasında Suudi Arabistan-İran arasındaki kadar keskin bir düşmanlık bulunmuyor.
    • BAE’nin bu endişeleri; İran’la devam eden nükleer müzakereler, Husilerin terör örgütü listesinden çıkarılması, DMO’nun Biden yönetimi tarafından terör örgütleri listesinden çıkarılacağına dair söylentiler, ABD’nin kendi tesislerine yönelik saldırılara dahi sessiz kalması gibi durumlarla daha da güçlendi. 
    • Biden yönetimi BAE’li analistler tarafından üçüncü Obama dönemi olarak nitelendiriliyor.
    • Ayrıca BAE, İran’ın bölgedeki etkisini azaltmak için çeşitli politikalar takip etmektedir. Suriye’de İran etkisini azaltmak için Esed’i Arap saflarına geri döndürmeye çabalamaktadır. Irak’ta İran nüfuzunu azaltmak için Mısır, Ürdün ve Irak arasında kurulan üçlü Arap ittifakını desteklemektedir.
  • BAE-İsrail ekonomik ilişkilerine dair:
    • İki ülke arasındaki ekonomik ilişkiler 2020 yılında başladı.
    • 2020’de iki ülke arasındaki ticaret 200 milyon doların altındayken 2021 yılında 1,2 milyar dolar oldu. Bu ticaretin bir kısmı daha önce gizli ve dolaylı yollardan gerçekleştirilen ticaretin açığa çıkarılması olabilir.
    • Özellikle Abu Dabi yatırım fonu Mubadala Petroleum, İsrail’de enerji sektörüne önemli yatırımlar yaptı ve yapmaya devam ediyor. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 2022 yılında iki katına çıkması bekleniyor.
    • Nisan ayında BAE-İsrail arasında kapsamlı bir serbest ticaret anlaşması imzalandı. İki ülke arasında ticareti yapılan tüm ürünlerin yüzde 95’i gümrük vergisinden muaf olacak.
    • İsrail açısından bakıldığında anlaşma, BAE’nin son derece gelişmiş bölgesel ve küresel ticaret ağından faydalanmasına olanak tanıyacak. BAE açısından ise, İsrail teknolojilerine daha fazla erişim sağlayacak ve İsrailli şirketlere yatırım yapmalarını kolaylaştıracaktır.
    • İsrailli ve BAE’li şirketler arasında imzalanan ve Körfez petrolünü Akdeniz’e aktarması beklenen transit anlaşması askıya alındı. Bu durum beklenildiği ölçüde büyük sorunlara yol açmadı.
  • BAE kamuoyunda İsrail ile normalleşme hususundaki tepkilere dair:
    • Normalleşme konusunda kamuoyunda bir heyecanın olmadığı ancak muhalefetin de sınırlı olduğu bildiriliyor. Yine de BAE’de örgütlü bir muhalefet olmadığı için hoşnutsuzlukları tespit etmek zor.
    • Yurtdışındaki BAE’lilerin normalleşmeyi eleştirdiği ve bunun iç politikaya  da yansıyabileceği tahmin ediliyor.
    • İbrahim Anlaşmalarının bölgede olumlu bir etki yaratacağını düşünenlerin oranı, imzadan sonra yüzde 44’ten yüzde 23’e düşerek yarı yarıya azalmıştır. Bu değişimin geçen yıl yaşanan Mescid-i Aksa krizi ve İran nükleer görüşmelerinde ilerleme kaydedilmemesinden kaynaklandığı değerlendiriliyor.
    • İki ülke halkları arasındaki ilişkinin gelişmesi önündeki en temel engel genel manada Filistin meselesi, daha özel de ise Mescid-i Aksa meselesidir.
    • İbrahim Anlaşmalarına taraf olan ülkeler Şeyh Cerrah ve Mescid-i Aksa’daki olaylar nedeniyle İsrail’e karşı sert ifadeler içeren açıklamalar yayınladı.
  • Sonuç olarak:
    • İsrail ile normalleşme BAE açısından birkaç stratejik menfaat sağlıyor:
      • İran’ın gücüne karşı bir dengeleyici
      • Siyasal İslam’a karşı mücadelede bir müttefik
      • Gelişmekte olan bölgesel temelli muhafazakâr güvenlik mimarisinin bir parçası 
      • Güvenlik teknolojisi için bir kaynak 
      • Gelecekte belki de savunma ve caydırıcılık konusunda bir yardımcı
    • Bütün bunlara ek olarak İsrail, BAE-ABD ilişkilerinin sürdürülmesi noktasında kilit bir araç olarak görülüyor.
    • Enerjiye bağımlı ekonomiden küresel ekonomiye doğru bir geçişi öngören BAE açısından İsrail, önemli bir bölgesel tamamlayıcı ekonomi olarak görülmektedir.
    • Ayrıca BAE yönetimi yumuşak gücün dini ve kültürel hoşgörü gibi yönlerini ön plana çıkararak imajını yenilemektedir.
    • Ancak BAE yönetimi normalleşme sürecini kontrol altında tutmak istiyor ve özellikle halk düzeyindeki sivil toplum girişimleri konusunda pek hevesli gözükmüyor.
    • İsrail tarafı ise bu yakınlaşmayı, İsrail’in bölgesel izolasyonunu kıran büyük bir nimet olarak değerlendiriyor.
    • İki ülke arasında Kudüs ve Filistin meselesi noktasında çeşitli çatışmaların görülmesi kaçınılmaz.
    • İsrail’in serbestiyete dayalı iş ve turizm kültürü ile BAE’deki sosyal ve siyasi sistemin dayattığı sınırlamalar arasındaki çatışma da iki ülke arasındaki süreçlerde zorluklara sebep olabilir.

“Türkiye’nin Masaya Geri Dönme İsteğine Sınırlı Bir Karşılık Verilmelidir” başlığıyla Mitvim Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Haaretz’de yayımlanan yazıda şunlara temas ediliyor:[3]

  • Türkiye Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun önümüzdeki hafta gerçekleştireceği ziyaret iki Türkiye-İsrail ilişkileri açısından bir diğer önemli adım.
  • Ziyarette Türkiye Enerji Bakanı’nın da yer alması bekleniyor. Özellikle Rusya-Ukrayna savaşının patlak vermesiyle iki ülke arasındaki enerji işbirlikleri daha önemli bir hale geldiği ortamda, enerji ve Doğu Akdeniz meseleleri görüşmenin temel gündem maddelerinden birisini teşkil ediyor. 
    • Ankara’nın İsrail gazını transfer etme noktasında açık bir ilgisi bulunuyor. Türkiye’nin Rus gazına olan bağımlılığı düşünüldüğünde, enerji kaynaklarını çeşitlendirme arzusu anlaşılabilir ve haklı.
  • İki ülke enerji alanındaki meseleleri iki ayrı düzlemde ele alınıyor: Ekonomik ve enerji düzlemi ile diplomatik-stratejik düzlem.
    • Ekonomi-Enerji Düzlemi: Türkiye enerji kaynaklarını çeşitlendirme konusunda istekli. Ayrıca Türkiye, Avrupa’ya enerji arzı açısından stratejik bir konumda bulunuyor ve jeopolitik konumunu iyileştirmeye çalışıyor.
    • Diplomatik-Stratejik Düzlem: İlişkilerin soğuk olduğu dönemde İsrail ve diğer bölge ülkeleri Türkiye’yi izole eden yeni bir bölgesel mimari oluşturdu. Ankara son dönemde bunun farkına vararak İsrail, Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. 
  • Türkiye dış politikasındaki bu dönüşüm temelde Türkiye’nin Yunanistan ve GKRY’ye karşı konumu güçlendirme isteğinden kaynaklanmaktadır. İsrail, Yunanistan, GKRY ve Mısır Doğu Akdeniz’de bir blok oluşturdular.
    • İsrail, Türkiye ile ilişkilerin Mısır, Yunanistan ve GKRY pahasına olmayacağını açıkladı. Dolayısıyla mevcut durumda Türkiye üzerinden İsrail gazının transferi mevcut bölgesel mimariye uygun gözükmüyor.
  • İki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için şu hususlara dikkat edilmelidir:
    • Her iki ülkenin ulusal çıkarlarını dürüst ve kapsamlı bir biçimde açıklığa kavuşturması: Örneğin İsrail, Türkiye’ye doğal gaz ihracatının yakın vadede çıkarlarına ters olduğunu açıkça belirtmelidir.
    • Türkiye’yi bölgesel mimariye entegre etmek için bir formül bulmaya çalışılması: Bu noktada Türkiye’de 2023 yılında yapılacak seçimlere kadar gerçek bir ilerleme beklenmemelidir. Ancak Türkiye’nin Doğu Akdeniz Gaz Forumundan dışlanması da makul bir seçenek değil. Bu aşamada Türkiye’yi bölgesel meselelere entegre etmek için KKTC ile GKRY arasındaki siyasi diyaloğun yeniden başlatılması bir seçenek olabilir. İsrail bu diyaloğu teşvik etmede kilit rol oynayabilir.
    • İsrail-Türkiye Enerji Çalışma grubu kurulması: Bu grup iki temel odak noktasına sahip olmalıdır. Birinci olarak, İsrail’den Türkiye’ye gaz ihracatı meselesinin pratik yönlerine (ihracat şekli, fiyat seviyesi, beklenen miktarlar vs.) odaklanmalıdır. İkinci olarak ise yenilenebilir enerji konusundaki muhtemel işbirliklerine odaklanmalıdır.
    • Enerji alanında Türkiye-İsrail-AB arasında üçlü bir çalışma grubu kurulması: Bu çalışma grubu Türkiye’nin enerji ve siyaset açısından AB gündemindeki merkezi yerini ön plana çıkaracaktır.

Referanslar

  1. https://www.inss.org.il/publication/iraq-gulf-states/
  2. https://dayan.org/content/tale-two-normalizations-israeli-normalization-united-arab-emirates-uae-part-i
  3. https://www.haaretz.co.il/blogs/mitvim/BLOG-1.10807240 

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: