Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 12-18 Haziran 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“Türkiye’nin ‘Değerli Yalnızlığı’ ve Yunanistan’ın Çok Taraflılığı” başlığıyla Moshe Dayan Ortadoğu ve Afrika Araştırmaları Merkezinde yayımlanan yazıda şu hususlara temas ediliyor:[1]

  • Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in ABD Kongresinde yaptığı konuşmada, ABD’yi Türkiye’ye F-16 vermemeye ve Kıbrıs konusunda daha sert bir tutum takınmaya çağırmasının ardından iki ülke arasındaki ilişkiler düşüşe geçti.
  • İki ülke arasında bir çok sorun bulunuyor:
    • Kronik Sorunlar: Akdeniz ve Ege denizlerindeki sınır sorunları, Ayasofya’nın statüsü, Kıbrıs ve Azınlıklar meselesi.
    • Güncel Sorunlar: Yunanistan’a kaçan FETÖ faillerinin iadesi ve Türkiye’den Yunanistan’a gelen mülteciler.
  • Ukrayna savaşı Türkiye-Yunanistan ilişkileri için bir fırsat olarak görülmüştü.
    • Mart ayında Erdoğan-Miçotakis zirvesi İstanbul’da gerçekleştirildi.
    • Zirve sonrası iki taraf da olumlu mesajlar verdi.
    • Ancak bu olumlu ivme sürdürülemedi.
  • İki ülke arasındaki temel ihtilaf noktası deniz sınırları üzerinedir.
    • Yunanistan’ın Türkiye karasına yakın noktada bulunan adaları üzerinden iddia ettiği deniz sınırları Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den tecrit etmektedir.
    • Bunun aksine Türkiye’nin kabul ettiği Mavi Vatan doktrini ise Yunan adalarını Türkiye karasuları içine hapsetmekte ve Yunanistan ile Kıbrıs arasındaki bitişikliği bozmaktadır.
  • Meis adasının bu ihtilafta özel bir yeri bulunuyor.
    • Yunanistan’a ait olan ada Türkiye kıyılarına 1,5 km, Yunanistan kıyılarına ise 600 km uzaklıkta.
    • Bu ada üzerinden Yunanistan, karasularının neredeyse Türkiye’nin anakarasına kadar uzandığını iddia ediyor.
    • 1947 Paris Barış Antlaşması uyarınca adanın askerden arındırılmış olması gerekiyor.
    • Ancak Yunanistan, güvenlik gerekçeleriyle adaya askerlerini konuşlandırdı.
  • Türkiye, Yunanistan açısından somut bir güvenlik tehdidi olarak görülmektedir. Bu tehdit algısını güçlendiren bazı gelişmeler mevcuttur:
    • KKTC’nin TSK tarafından ele geçirilmesi
    • Türkiye ile Libya arasında imzalanan deniz yetki alanları anlaşması
    •  TSK’nın yıllık olarak gerçekleştirdiği Mavi Vatan askeri tatbikatları
    • Türkiye’nin Yunanistan tarafından tehdit olarak görülen Libya, Kuzey Makedonya, Arnavutluk ve Azerbaycan ile birlikte gerçekleştirdiği Efes 2022 tatbikatı
  • Türkiye’nin mültecilerin denetimsiz biçimde Yunanistan’a geçmesine izin vermesi, iki ülke arasındaki gerginlikte önemli bir role sahiptir.
    • Yunanistan, mültecileri geri çevirerek ve sınırından geçirmeyerek AB sınırlarını koruduğu söylemini güçlendiriyor.
    • Yunanistan sürekli olarak AB’yi Türk-Yunan gerginliğine dahil etme stratejisini uygulamıştır.
    • Bu strateji ile Yunanistan, Türkiye’yi uluslararası hukuku ihlal eden bir ülke olarak etiketlemek istemektedir.
    • Türkiye, deniz sınırları konusunda takip ettiği eşit uzaklık ilkesini uluslararası topluma açıklamakta zorlanmaktadır.
  • Türkiye’nin dış politikada takip ettiği “değerli yalnızlık” doktrini, Yunanistan’ın çok taraflı stratejisi karşısında etkisiz kalmıştır.
    • Türkiye, ABD’den giderek uzaklaşırken Yunanistan, ABD’ye ülkesinde üs açma izni vererek Türkiye’nin stratejik önemini azalttı.
    • AB ve ABD açıkça Yunanistan’ı destekliyor. Bu durum iki ülke arasındaki ihtilaflı meselelerde Türkiye’yi zor bir duruma sokuyor.
    • Türkiye, bu durumu dengelemek için askeri gücünü kullanıyor. Buna karşılık Yunanistan adalarının işgal tehdidi altında olduğu söylemini öne çıkarıyor ve adaları silahlandırıyor. Adaların silahlandırılması Ankara’yı endişelendiriyor. Kısaca iki ülke arasında bir kısır döngü var.
    • Ancak Yunanistan’ın çok taraflı stratejisinin “değerli yalnızlık” stratejisine göre daha başarılı olduğu açıktır.
    • Türkiye çıkarları gereği Batı ile arasını düzeltecek bir dış politika benimsemelidir.

“Türkiye, İsrail-İran Çatışmasında Hayati Bir Kol Haline Geliyor” başlığıyla Haaretz’de yayımlanan yazıda şunlara temas ediliyor:[2]

  • İsrail, artan İran tehdidi sebebiyle Türkiye’ye ciddi bir seyahat uyarısında bulundu.
    • Bu uyarının kamuoyu önünde yapılmış olması, Türkiye tarafının tepkisini çekti ve bazı kesimler bunu Türkiye’nin turizm potansiyelini baltalama girişimi olarak gördü.
    • İki ülke istihbaratı arasında süregelen bir iletişim var. İki ülkenin istihbarat ve Dışişleri yetkilileri bu konu hakkında birçok görüşme gerçekleştirdi.
    • MİT ve Mossad iş birliği ile İsraillilere yönelik saldırı hazırlığındaki bir ekip yakalandı.
    • MİT ve Mossad daha önce de benzer operasyonlar gerçekleştirmişti.
  • İran’ın Türkiye topraklarındaki tehdidi sadece İsraillilerden ibaret değil. İran daha önce Türkiye’deki muhalif ve kaçak bazı isimlere karşı da çeşitli girişimlerde bulundu.
    • Türkiye bu olayları birer kriz haline getirmeden istihbarat ve diplomasi kanalıyla çözdü.
    • Ancak, İran’ın Türkiye’yi İsrail’i vurmak için bir arena haline getirmesi Türkiye’yi daha sert pozisyon almaya zorluyor.
  • İran’ı rahatsız eden durum sadece Türkiye-İsrail yakınlaşmasından ibaret değil. Türkiye’nin Suriye sınırı boyunca 30 km derinliğinde bir güvenli bölge oluşturma hedefi İran’ı rahatsız eden bir diğer husus. Türkiye’nin bu planı ABD ile İran’ı Türkiye karşıtlığında bir araya getirdi.
    • Kürtleri hala ekonomik ve askeri yardımlarından faydalanan sadık müttefikler olarak gören Washington, Kürtlere zarar verebilecek herhangi bir askeri eyleme karşı olduğunu Erdoğan’a kesin bir dille ifade etti.
    • İran ise Türkiye’nin Halep yakınlarındaki bölgeleri ele geçirmesinden ve şehrin çevresini, özellikle de Şii köyleri El Zehraa ve Nubl’u kontrol eden İran yanlısı Şii milisleri bölgeden çıkarmasından korkuyor. 
  • Suriye’deki bu tutumu nedeniyle İran, Türkiye’nin Azerbaycan ve diğer Kafkas ülkelerindeki faaliyetlerine de şüpheyle yaklaşıyor.
    • Dağlık Karabağ savaşında Türkiye İsrail ile aynı safta yer aldı.
    • Türkiye, kültürel ve tarihi bağlar nedeniyle Kafkas ülkelerini doğal etki alanı olarak görüyor.
  • İran’ın bütün bu korkuları, Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile yakın ilişkileri aracılığıyla Ortadoğu’nun kalbine yeniden girmesi ışığında daha da artmaktadır.
  • Türkiye’nin bölgesel bağlantılarının ve İsrail ile olan bağlarının yeni dokusu ve İran ile bozulan ilişkileri Türkiye’yi İsrail’in İran terörüne karşı mücadelesinde hayati bir kol haline getiriyor.
    • İsrail-Türkiye yakınlaşması Türkiye-İran ilişkilerinin tamamen kopacağı anlamına gelmiyor.
    • Ancak Türkiye, ABD tarafından kurulmaya çalışılan İran karşıtı bölgesel ittifakın dışında kalmak istemeyecektir.

“İbrahim Anlaşmaları: Biden ve Suudi Prens İçin Muhtemel Bir Can Simidi” başlığıyla Haaretz’de yayınlanan ve Mitvim Enstitüsü tarafından hazırlanan yazıda şunlara değiniliyor:[3]

  • Birçok Körfez Arap yorumcu, Ukrayna savaşının Suudi Arabistan ve BAE’yi ilgilendirmediği konusunda ısrarcı davrandı. Ancak bu savaşın Körfez ülkeleri açısından bir fırsat penceresi olduğu oldukça açık.
    • Savaş sebebiyle yükselen enerji ve gıda fiyatları, insan hakları ihlallerini unutturdu. Daha önce Beyaz Saray’da istenmeyen adam olan Muhammed bin Selman artık makbul bir isim haline geldi.
  • Biden yönetiminin ilk dönemlerinde Ortadoğu gündemi alt sıralardaydı, BAE ve Suudi Arabistan ile ilişkiler düşük bir noktadaydı ve Beyaz Saray İbrahim Anlaşmalarına özel bir ilgi göstermedi. Ancak zamanla Biden, İbrahim Anlaşmalarının eşsiz bir başarı olduğunu anladı.
    • İsrail ile İbrahim Anlaşmalarına taraf olan ülkeler arasındaki ilişki hızla gelişmeye devam ederken ABD müdahil olduğu diğer bölgesel meselelerde bir başarı elde edemedi; Filistin meselesinde yol kat edilemedi ve İsrail-Lübnan deniz sınırı hususundaki görüşmeler tıkandı.
  • Suudi Arabistan, İsrail ile ısınan ilişkileri desteklediğine dair imalarda bulunsa da kısa vadede İsrail ile tam normalleşmeyi istemeyecektir. Bunun sebepleri olarak şunlar görülebilir:
    • Kral Selman’ın tahtta kalmaya devam etmesi
    • Suudi Arabistan’daki çeşitli kesimlerin olası tepkisinden duyulan endişe
    • Suudi Arabistan yönetiminin Biden yönetimine duyduğu kindarlık
    • Suudi Arabistan’ın Filistin meselesinde uzun yıllardır sürdürdüğü tutumu
  • Tam bir normalleşme olmasa da yatırım ve ekonomik işbirliği konusunda çeşitli adımlar atılabilir.
  • Arap dünyası ve ABD’deki İbrahim Anlaşmasına muhalif isimler, Suudi Arabistan ile İsrail arasındaki bir yakınlaşmanın Filistinliler açısından olumsuz neticelerinin olacağını savunuyorlar. Ancak asıl soru şu olmalı: Suudi Arabistan ile İsrail arasında bir ısınma olmadan Filistin sorunu çözülebilir mi?
    • Filistin ile Arap dünyası arasındaki ilişkiler birkaç yıldır bir çıkmaza girmiş durumda. Artan İran tehdidi bölge ülkelerinin tercihlerini etkiliyor.
    • İsrail bunu stratejik bir avantaja çevirerek Filistin meselesini İbrahim Anlaşmaları çerçevesine dahil ederek, Batı Şeria ve Gazze’deki durumu iyileştirmenin yollarını aramalıdır. 
  • Bu çerçevede İsrail, Filistin ve bölge ülkeleri arasındaki ekonomik bağların geliştirilmesini sağlayacak gerekli altyapı hazırlanmalıdır.
    • Filistin ekonomisinin çökmesinin önüne geçilmeli ve ekonomik kalkınma için diyalog teşvik edilmelidir.
    • Bu plan çatışmayı tam anlamıyla çözmeyecektir ancak bölgede barışın konuşulmaya başlanması için gerekli olan istikrarı sağlayabilir.

Referanslar

  1. https://dayan.org/content/turkeys-precious-loneliness-vs-greeces-multilateralism
  2. https://www.haaretz.com/middle-east-news/turkey/2022-06-14/ty-article/turkey-becomes-a-vital-arm-in-the-israel-iran-conflict/00000181-627d-da23-abb1-63ffcc3e0000
  3. https://www.haaretz.co.il/blogs/mitvim/2022-06-15/ty-article/.premium/00000181-667e-d36b-a5d5-6ffe8ded0000

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: