Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 01 – 07 Temmuz 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“Başkan Biden’ın Ortadoğu Ziyareti: İsrail için Öneriler” başlığıyla INSS’te yayımlanan yazıda şu hususlara temas ediliyor:[1]

  • ABD Başkanı Joe Biden 13-16 Temmuz tarihlerinde Ortadoğu ziyareti gerçekleştirecek.
    • Biden, Filistin ve İsrail ziyaretlerinin ardından Mısır, Ürdün ve Irak liderlerinin de katılacağı KİK+3 zirvesine katılmak üzere Cidde’ye uçacak.
  • Biden, Kaşıkçı cinayeti sebebiyle Suudi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a karşı mesafeli bir tutum benimsemişti. Ancak ortaya çıkan jeostratejik gerçeklik, yönetimi prensiplere bağlılık yerine realist bir yaklaşıma öncelik vermeye zorluyor. 
    • ABD’de enflasyonun yeni zirveleri görmesi ve yaklaşan Kongre ara seçimlerinde Demokratların çoğunluğu kaybetme ihtimali, petrol fiyatlarını düşürme konusunda yönetim üzerindeki baskıyı artırdı.
  • ABD-Suudi Arabistan görüşmesinde şu başlıkların ön plana çıkması bekleniyor:
    • Suudi Arabistan’ın petrol üretimini artırma taahhüdü ve bu sayede petrol fiyatlarında düşüşün sağlanması
    • ABD’nin Orta Doğu’daki itibarını yeniden tesis etmek
    • Arap ülkelerine, özellikle de Körfez ülkelerine, ABD’ye ana müttefikleri olarak güvenebileceklerini hissettirmek
    • İran’a karşı işbirliği çerçevesinde İsrail, Körfez ülkeleri ve diğer Arap ülkeleri arasındaki işbirliğinin genişletilmesi
    • Suudi Arabistan ve İsrail arasında normalleşme
  • Bu ziyaret İsrail açısından neden önemli?
    • Ziyaret, ABD’nin İsrail’in yanında durmaya devam ettiğinin önemli bir sembolü olarak görülüyor. ABD’nin bölgeden çekilmeye hevesli bir görüntü çizdiği şu dönemde ziyaret bu açıdan önem arz ediyor.
    • Nükleer anlaşma yenilensin ya da yenilenmesin, Başkan Biden’ın ziyareti İran’ın bölgede yerleşme, füze ve İHA kullanımını genişletme çabaları karşısında bölgesel koordinasyonu güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
    • Ziyaret, İsrail ile genel olarak Arap ülkeleri ve özellikle de Suudi Arabistan arasındaki normalleşme eğilimini derinleştirme potansiyeline sahiptir. 
  • İsrail-ABD ilişkilerine dair şu tavsiyeler dikkate alınmalıdır:
    • Her iki ülke de paylaşılan ve farklılaşan çıkarları net bir şekilde anlamalıdır. İsrail, ABD’nin Çin ile rekabet ve Ukrayna’daki savaş hususundaki çıkarlarını ve önceliklerini mümkün olduğunca dikkate alarak ABD Kongresi önündeki imajını güçlendirmelidir.
    • İran hususunda İsrail ve ABD arasında yakın koordinasyon zorunludur. İsrail, ABD yönetimiyle birlikte kırmızı çizgileri belirlemeye çalışmalı ve bu çizgilerin aşılması halinde verilecek siyasi, ekonomik ve askeri tepkiler üzerinde önceden mutabık kalmalıdır. 
    • İran’a karşı bir koz olarak İsrail’in eylemlerine Amerikan desteğinin sağlanması büyük önem taşımaktadır. Bu açıdan Biden’ın ziyareti İran’a karşı yürütülecek bir harekata ilişkin ortak planlama arayışını da yansıtmalıdır. 
    • Ziyarette, Suriye ve Irak’ta ABD varlığının sürdürülmesinin önemi İsrail tarafından vurgulanmalıdır.

“Doğu Akdeniz Gündeminde Neler Var” başlığıyla Kudüs Strateji ve Güvenlik Enstitüsü (JISS)’te yayımlanan yazıda şunlara temas ediliyor:[2]

  • Son yıllarda İsrail, GKRY ve Yunanistan arasında enerji ve askeri ilişkiler önemli ölçüde artış gösterdi. Bu durum Türkiye’nin İbrahim Anlaşmalarına yönelik politikasını değiştirmesine katkı sağladı.
    • Bu üç ülkeye ek olarak Mısır, İtalya, Ürdün ve Filistin’i de içeren Doğu Akdeniz Gaz Forumu, doğal gaz sahalarının geliştirilmesine yönelik önemli bir bölgesel işbirliği platformu haline geldi.
    • Ülkelerin liderleri sıklıkla bir araya geldi ve ortak askeri tatbikatlar gerçekleştirildi.
  • İsrail-GKRY-Yunanistan arasındaki bu ortaklığın stratejik önemini artırmak için ortak bir dış politika gündemi belirlenerek çeşitli adımlar atılmalıdır:
    • ABD’nin Doğu Akdeniz hususunda daha duyarlı olması sağlanmalıdır.
      • ABD, Doğu Akdeniz açısından kritik öneme sahip Mısır’a yaklaşımını “insan hakları” ihlalleri üzerinden şekillendiriyor.
      • Libya’da İslamcı unsurlara meylediyor.
      • Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nun en önemli projesi olan EastMed boru hattından desteğini çekti.
      • Artan enerji fiyatları Çin’e kayan ABD ilgisini bir süre daha Ortadoğu’ya yöneltebilir. Bu fırsattan istifade edilerek Doğu Akdeniz’deki bu üçlü ittifakın önemi konusunda ABD ikna edilebilir.
    • Türkiye yerine Doğu Akdeniz Gaz Forumu üyesi olan Mısır ile uyumlu bir yol haritası çıkarılmalıdır.
      • Mısır, Yunanistan ve GKRY ile askeri ilişkilerini geliştirdi. Mısır-İsrail ilişkilerinde de son dönemde iyileşme görülüyor.
      • Çeşitli nedenlerle daha ılımlı bir tavır takınsa da Türkiye “Yeni Osmanlıcı” ve “İslamcı” dürtülerle hareket etmektedir.
    • Türkiye’yi kontrol altında tutmak adına ortak hareket edilmelidir.
      • Ukrayna savaşı Türkiye’nin stratejik önemini artırdı. ABD, Türkiye’nin Rusya tarafında olmasını istemediği için Ankara’ya belirli ölçüde serbestiyet tanıyor.
    • ABD-İsrail-Hindistan ve BAE’den oluşan yeni Batı Asya Dörtlüsü’nün Çin’in Kuşak ve Yol Girişimine alternatif oluşturma çabaları desteklenmelidir.
      • Hindistan yönetimi, Hindistan’ı BAE ve İsrail üzerinden Akdeniz’e bağlayarak Çin’in Kuşak ve Yol girişimine bir alternatif oluşturmaya çalışıyor.
      • Böyle bir çaba ABD’yi memnun edecektir ve Yunanistan-GKRY-İsrail-BAE bloku bunu desteklemelidir.
  • Ukrayna Savaşı, Avrupa’da dahi savaşın halen bir seçenek olduğunu hatırlattı. Zayıflık saldırganlığı davet eder. İsrail-Yunanistan-GKRY arasında bir ittifak olmasa da bu ülkeler caydırıcılık yeteneklerini güçlendirmelidir.

“Büyük Güç Rekabetinin Ortasında Arap Dünyası” başlığıyla INSS’te yayımlanan yazıda şunlara temas ediliyor:[3]

  • Arap ülkeleri dış politikalarında giderek artan bir bağımsızlıkla hareket etmektedir.
    • ABD-Batı etki alanının bir parçası olarak görülen bu ülkeler Çin ve Rusya gibi ülkelerle yakınlaşmakta ve siyasi, ekonomik, askeri işbirlikleri kurmaktadır.
    • Arap ülkeleri bu sayede ABD üzerinde bir baskı oluşturmaktadır.
  • ABD: Halen Ortadoğu’nun en büyük silah tedarikçisi konumundadır ancak son dönemde ABD’nin bu statüsü biraz gerilemiştir.
    • Rusya: 2017-2021 döneminde Rusya’nın toplam silah ihracatının yüzde 20’si başta Mısır ve Cezayir olmak üzere Orta Doğu’ya yapılmıştır. Rusya’dan Mısır’a silah ihracatı %723 oranında artmıştır. BAE için de Rusya önemli bir tedarikçi konumuna gelmiştir.
    • Çin: ABD, Körfez ülkeleriyle Çin arasında güvenlik bağlarının gelişmesine şiddetle karşı çıkmaktadır. ABD, İsrail’in niteliksel askeri üstünlüğünün korunması ve Füze Teknolojisi Koruma Rejimi gibi sözleşmelere bağlı kalarak bölge ülkelerine  bazı sistemleri satmaktan imtina etmektedir. Çin ise bölgeye savunma ihracatlarında bu sistemlere odaklanmaktadır. (Gelişmiş İHA’lar, füzesavar ve anti-drone sistemleri)
  • Arap ülkeleri neden Rusya ve Çin alternatiflerine yöneliyor?
    • ABD’nin bazı silah sistemlerini satmayı reddetmesi
    • Tek bir tedarikçiye bağlı kalmaktan kaçınma isteği
    • Batılı ülkelerin silah satışlarını iç işlerine ve insan hakları gibi meselelere bağlaması (Cemal Kaşıkçı suikastı sonrası Suudi Arabistan’a ithalatın geçici olarak durdurulması gibi)
    • Çin ve Rusya’nın Arap ülkelerinde ar-ge ve silah üretim tesisi kurmaya istekli olması (Çin ve Suudi Arabistan 2017 ve 2022 yıllarında insansız hava araçları geliştirmek ve üretmek için anlaşmalar imzaladı)
    • Suudi Arabistan ve BAE’nin kendi silah sanayilerini kurmak istemesi ve bu yüzden ilgili teknolojilere erişim talep etmesi
    • Rusya ve Çin’in İran üzerinde nüfuz sahibi olması
  • Yukarıda sayılan tüm nedenlere rağmen farklı tedarikçilerden silah alımı esasen siyasi nedenlere dayanmaktadır.
    • Farklı kaynaklardan silah tedariği özel eğitim ve bakım gerektirdiği için ordu açısından bir yük getirir.
    • Dolayısıyla tedarik kaynaklarını çeşitlendirmenin asıl sebebi dış güçlerle bağlarını geliştirmek ve prestij kazanmaktır.
  • Son dönemde bazı Arap ülkeleriyle Rusya ve Çin gibi ülkeler arasında nükleer enerji ve füze geliştirme konularında stratejik işbirlikleri kurulduğu gözlemlenmektedir.
    • Rusya: Mısır’ın sivil nükleer programına katkı sağlamaktadır.
    • Çin: Suudi Arabistan ile füze ve nükleer işbirliğini giderek arttırmaktadır. ABD istihbaratı, Çin’in Suudi Arabistan’da füze transferi ve nükleer yakıt ile alakalı çeşitli tesislerin inşa sürecinde rol aldığına dair belgeler sızdırdı.
    • Pakistan: Son dönemde Suudi Arabistan ile Pakistan arasında gelişen stratejik işbirliği de dikkat çekmektedir. Bu işbirliğine dair çeşitli olasılıklar bulunmaktadır. (Teknik bilgi transferi, Suudi ekiplerin eğitimi, Pakistan’a uranyum zenginleştirme konusunda finansman sağlanması, Pakistan nükleer sistemlerinin Suudi Arabistan’da konuşlandırılması vs.)
  • Yapılan kamuoyu araştırmaları, ABD’nin Arap kamuoyu nezdindeki statüsünün erozyona uğradığını ve Rusya-Çin gibi farklı ülkelerle kurulan ilişkilere verilen kamuoyu desteğinin arttığını göstermektedir.
    • Yapılan bir ankete göre Mısırlıların %46’sı Rusya’yı kendilerini dış tehditlere karşı daha iyi koruyabilecek bir ülke olarak görürken, Mısırlıların sadece %12’si ABD için aynı görüşe sahip.
    • Katar’da yapılan bir anket, Katarlıların %56’sının ABD’ye güvenilemeyeceği fikrini taşıdığını gösteriyor.
    • BAE halkının  %50’si üç ana güç olan ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri eşit derecede önemli olarak tanımlıyor.
  • Bütün bu veriler göz önüne alınarak şu sonuçlara ulaşılabilir:
    • Arap ülkeleri arasında müttefiklerini çeşitlendirme yönünde bir eğilim öne çıkmaktadır.
    • Arap ülkeleri halen ABD’yi güvenlikleri için kilit bir unsur olarak görmektedir ancak ABD’nin güvenlik sorunlarına karşı ilgisiz tavrından rahatsızlık duymaktadır.
    • Arap ülkeleri Çin ve Rusya’nın yakın gelecekte ABD’nin yerini alamayacağını bilmektedir. Ancak bu ülkelerin Ukrayna savaşında sergilediği tarafsızlık, ABD’nin bölgedeki statüsü açısından bir değer kaybına işaret etmektedir.
    • Rusya ve Çin ile kurulan bağlar, ABD’ye baskı yapmak ve ABD’den duyulan memnuniyetsizliği ifade etmek için kullanışlı araçlardır. (Körfez ülkelerinin petrol üretimini artırmayı reddetmeleri buna örnek olarak verilebilir.)
    • Bu eğilim uzun vadede ABD’den yavaş ve kademeli bir uzaklaşmaya neden olabilir.
    • ABD, Çin ile Körfez ülkeleri arasındaki işbirliğine gittikçe daha az tahammül göstermektedir. Körfez ülkeleri ABD ile ilişkilerinde eski denkleme geri dönmek istemektedir. (Petrol fiyatlarının düzenlenmesi karşılığında güvenlik ihtiyaçlarına daha fazla özen gösterilmesi)
    • Silah tedariği temelde caydırıcılığı güçlendirme ve bir krize hazır olduğunu gösterme amacı taşımaktadır. Mısır gibi ülkelerin ne tür beklentilerle silah aldığı sorusu İsrail açısından önem taşımaktadır.
  • İsrail açısından şu öneriler göz önünde bulundurulmalıdır:
    • Suudi Arabistan’da nükleer geliştirme faaliyetleri olduğuna dair kanıtlara kayıtsız kalmayarak elindeki istihbarat araçlarını geliştirmelidir.
    • Körfez ülkeleri ve Mısır son dönemde ciddi bir askeri yığınak yapmıştır. İsrail bu durumun olası tehditlerini göz ardı etmemelidir.
    • Arap ülkelerini ABD-Batı blokunda tutmak İsrail açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Bu ülkelerin ABD’nin gelişmiş silah sistemlerine sahip olması, Çin ve Rusya’nın kucağına itilmesine tercih edilmelidir.

Referanslar:

  1. https://www.inss.org.il/publication/biden-visit-to-the-me/
  2. https://jiss.org.il/en/inbar-what-is-the-agenda-for-the-eastern-mediterranean/
  3. https://www.inss.org.il/publication/arab-states/

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: