Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 06 – 12 Mart 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“Katar’ın Bölgesel Ve Uluslararası Statüsü Yükselişte” başlıklı yazıda şu hususlara temas ediliyor[1]:

  • Katar’ın dış politikada etkisini artıran gelişmeler olarak şunlara yer veriliyor:
    • Katar ile Körfez ülkeleri arasındaki uzlaşma,
    • ABD’nin Afganistan’dan çekilme sürecinde ve sonrasında oynadığı rol,
    • İran’la arabuluculuk noktasında ABD’ye sağladığı yardım,
    • Ukrayna’daki savaş ve beraberindeki küresel enerji krizi ve Katar’ın enerji piyasalarındaki rolü,
    • ABD tarafından NATO üyesi olmayan önemli müttefik statüsüne yükseltilmesi,
    • Dünya Kupasına ev sahipliği yapacak olması.
  • Katar’ın ABD için önemi açıklanırken şu hususlara değiniliyor:
    • ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) bölgesel karargâhı Katar’da bulunuyor.
    • Katar, bölgedeki devlet dışı aktörlerle ilişkilerini koruyor.
  • Katar’ın, Ukrayna’daki savaş ve beraberindeki küresel enerji krizinden istifade ederek bölgedeki konumunu ve ABD ile ilişkilerini geliştirmek isteyeceği belirtiliyor.
    • Bunun karşılığında Katar’ın temel hedefinin F-35 alma girişimi olduğu iddia ediliyor.
  • Katar’ın bu yükselişinin İsrail açısından değerlendirildiği bölümde şu noktalara temas ediliyor:
    • İsrail-Katar ilişkileri temelde Gazze Şeridi üzerinden şekilleniyor. İsrail, Katar’ın Gazze’ye yardımlarından memnun gözüküyor.
    • Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi diğer devletler Katar’ın Gazze Şeridindeki bu rolünden memnun değiller. Ancak bu devletler ekonomik açıdan Katar yardımının yerini dolduramayacak durumdalar.
    • Bu durumda İsrail için Gazze konusunda -en azından kısa vadede Katar’dan başka bir alternatif olmayacaktır. İsrail ile Katar arasındaki bu ilişki BAE’yi rahatsız edebilir.
    • Yazıda ayrıca Katar ile İsrail arasında 1996 yılından bu yana süregelen ekonomik bir ilişkinin olduğuna dikkat çekiliyor.
    • Katar’ın İbrahim Anlaşmalarına şiddetle karşı çıktığı ifade ediliyor.
    • Katar’ın tıpkı BAE gibi F-35 satın alma hususunda ABD’yi ikna etmek için İsrail’le yakınlaşmayı deneyebileceği belirtilirken, Biden yönetiminin Trump yönetimi kadar cömert olmadığı vurgulanıyor.

“Hizbullah, Lübnan ve Körfez ile Uzlaşma: Çıkmaz” başlıklı yazıda şunlara değiniliyor[2]:

  • Lübnan ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkinin bir krizde olduğu ifade edilen yazıda krizin gerçek nedeni olarak Hizbullah’ın Lübnan’da giderek güçlenmesi gösteriliyor. 
  • 2021 yılında Lübnan ile Körfez arasında yaşanan gerilimler şu şekilde sıralanıyor:
    • Nisan ayında Suudi yetkililer Lübnan’dan gelen narların içine gizlenmiş 7,8 milyondan fazla uyuşturucu hap ele geçirdi. Bunun üzerine Lübnan’dan meyve ve sebze ithalatı yasaklandı.
    • Lübnan Geçici Dışişleri Bakanı Wehbe, Suudi Arabistan’a yönelik sert sözler sarf etmesinin ardından istifa ettirildi.
    • Lübnan Enformasyon Bakanı Kardahi’nin Suudi Arabistan’ın Yemen’e askeri müdahalesine ilişkin eleştirel yorumlarıyla kriz daha da derinleşti.
  • Kardahi krizi sonrası gelen yaptırımlar ve tepkiler olarak şunlara yer veriliyor:
    • Suudi Arabistan: Diplomatik ve ticari bağlarını tamamen kopardı. Lübnan büyükelçisi Riyad’dan kovuldu. Beyrut’taki Suudi Arabistan büyükelçisi geri çağrıldı. Lübnan’dan ithalat yapmak tamamen yasaklandı.
    • Bahreyn ve Kuveyt: Lübnanlı diplomatları sınır dışı edip kendi büyükelçilerini geri çağırdılar.
    • BAE: Kendi büyükelçisini geri çağırdı.
    • Katar: Kardahi’nin açıklamalarını kınadı.
    • Lübnan: Başbakan Mikati ve Cumhurbaşkanı Mişel Avn, Kardahi’nin açıklamalarını reddederek dolaylı yoldan istifaya çağırdı.
    • Hizbullah: Suudi Arabistan’ı Lübnan’ın iç işlerine karışmakla ve ülkeye şantaj yapmakla suçladı.
    • Fransa: Tarafları yatıştırmaya çalıştı ancak somut bir sonuç elde edilemedi. Sadece Lübnan’a insani yardım sağlamak için ortak bir Fransız-Suudi mekanizması kuruldu.
    • Kuveyt: Ocak ayında Lübnanlı liderlere, ilişkileri yeniden kurma konusunda on iki maddelik bir yol haritası sundu. Şartlar arasında tüm milislerin yani Hizbullah’ın dağıtılması da vardı. Lübnanlı liderler Kuveyt girişimine olumlu yanıt verirken Lübnan’ın Hizbullah’ı silahsızlandırmasının imkânsız olduğunu da açıkça belirttiler.
  • Lübnan ile Körfez arasındaki ilişkinin yeniden tesis edilememesinin üç temel nedeni olarak şunlara yer veriliyor:
    • Lübnan devletinin zayıflığı (Devlet, Hizbullah’ın karşısında oldukça etkisiz kalıyor.)
    • Hizbullah’ın Suudi Arabistan’a karşı sert ve düşmanca tutumu (Krizler sonrasında Hizbullah’ın Suudi Arabistan’a karşı tutumunda hiçbir yumuşama görülmüyor)
    • Suudi Arabistan’ın Hizbullah’a karşı sert ve düşmanca tutumu
  • Körfez’in temel talebi Hizbullah’ın Lübnan’daki gücünün silahsızlandırılması ve kısıtlanması olduğu sürece Lübnan-Körfez uzlaşmasının ancak kısmen mümkün olabileceği vurgulanıyor.

“Suudi Veliaht Prens’in İsrail ve İran’a Mesajları” başlıklı yazıda şu konular dile getiriliyor[3]:

  • Muhammed bin Selman’ın verdiği bir röportajdaki şu ifadeler yazının merkezinde yer alıyor: “Biz, İsraillilerle Filistinliler arasındaki çatışmanın çözülmesini umuyoruz. İsrail’i düşman olarak görmüyoruz. Tam tersi, İsrail’e birçok konuda çıkarlara birlikte ulaşmaya çalışabileceğimiz potansiyel bir müttefik olarak bakıyoruz. Fakat buraya gelmeden önce bazı sorunların çözülmesi gerekiyor.”
  • İsrail ve Arap devletleri arasındaki normalleşme furyasının ABD’deki hükümet değişiminden etkilenmediği iddia edilen yazıda Suudi Arabistan Veliaht Prensinin İsrail’e karşı babası Kral Selman’dan daha yumuşak bir tavır takındığı belirtiliyor.
  • Suudi Arabistan’ın İsrail ile yakınlaşmasının, Kral Selman hayatta olduğu sürece mümkün gözükmediği ifade ediliyor. Biden ve Kamala Harris’in Kaşıkçı cinayeti sebebiyle halen Muhammed bin Selman’ı görmezden gelerek Kral Selman’ı muhatap aldıkları ve bu durumun değişmeyeceğinin ön görüldüğü belirtiliyor.
  • Aynı röportajda Muhammed bin Selman’ın İran’dan “komşumuz” diyerek bahsetmesi, İran’a karşı söylemlerde bir ton değişikliğinin işareti olarak ele alınıyor.

“Suudi Arabistan ve BAE Ukrayna Sahasında Oynuyor” başlıklı yazıda şunlara temas ediliyor[4]:

  • Biden’ın başkanlığının ilk günlerinden bu yana Suudi Arabistan ve BAE’yi rahatsız eden birtakım politikalar takip ettiği belirtiliyor:
    • Biden, Kaşıkçı cinayeti nedeniyle Muhammed bin Selman’ı muhatap olarak kabul etmiyor ve kendisini görmezden geliyor.
    • BAE’nin İbrahim Anlaşmalarının bir parçası olarak F-35 alması gerekiyordu ancak bu karar Biden yönetimi tarafından donduruldu.
    • ABD’nin, Husileri terör örgütü olarak tanıma konusundaki çekingen tavırları BAE’yi rahatsız ediyor.
  • Yazıda ayrıca BAE ve Suudi Arabistan’ın Rusya ile aralarında milyonlarca dolar değerinde ekonomik bağları ve askeri işbirlikleri olduğuna değiniliyor.
  • ABD’nin Ortadoğu’yu ikinci plana atmasından kaynaklanan sonuçlarla Ukrayna’daki savaş vesilesiyle yüzleşmeye başladığı ifade ediliyor:
    • ABD, Rus petrolüne bağımlılığı azaltmak adına Suudi Arabistan ve BAE’den (günlük üretim kotasının artırılması gibi) destek bekliyor. Ancak ABD’nin müttefiklerine yönelik önceki tutumları sebebiyle birçok problem ortaya çıkıyor.
    • ABD, Suudi Arabistan ve BAE’nin Rus milyarderlerin yaptırımları aşmak için sığınacakları liman olmasından endişe duyuyor.
  • Bütün bunlar göz önüne alındığında Ortadoğu’daki müttefiklerin stratejik önemi bir kez daha ortaya çıkmış oluyor. ABD’nin yaptırımları güçlendirmek adına yönünü yeniden Ortadoğu’ya çevirmesi gerekecektir.

“İsrail’in Türkiye ile Yeniden Alevlenen Ateşinin Ardında Arabuluculuk Tutkusu Olan Bir Haham” başlıklı yazı, Haham Marc Schneier’ın, Herzog ve Erdoğan’ı bir araya getirmedeki rolünü anlatıyor[5]:

  • Marc Schneier’ın, kurucusu olduğu Etnik Anlayış Vakfı vesilesiyle uzun yıllardır BAE, Bahreyn, Katar gibi Körfez ülkelerinde üst düzey yöneticilerle toplantılar yaparak Yahudileri ve Müslümanları bir araya getirmeye çalıştığına değiniliyor.
  • Geçtiğimiz hafta gerçekleşen Erdoğan-Herzog görüşmesinde yer alan [6] Marc Schneier’ın bu yakınlaşmanın arka planında önemli bir rol üstlendiği belirtiliyor:
    • Erdoğan ile Herzog arasındaki ilk telefon görüşmesinden önce T.C. Washington Büyükelçisi Murat Mercan ile bir iftarda bir araya gelen Schneier, Mercan’ın kendisine bu göreve gelme amaçlarından birisinin de Türkiye ile Amerikan Yahudilerinin arasını düzeltmek olduğunu söylediğini ifade ediyor. Schneier Mercan’a cevap olarak, ABD Yahudileri ile arayı düzeltmenin yolunun İsrail ile arayı düzeltmekten geçtiğini söylüyor.
    • Bundan birkaç ay sonra ikili bu kez bir sinagogda gerçekleşen bir etkinlikte bir araya geliyor. Bu kez Schneier Mercan’a, Erdoğan’ı arayarak ona yeni cumhurbaşkanı olan Herzog’u tebrik etmek için aramasını önermesini söylüyor. Bu konuşmadan bir gün sonra Erdoğan’ın Herzog’u arayarak tebrik ettiği ifade ediliyor.
    • Bu görüşmenin hemen ardından Schneier’in ilişkileri tesis etmek adına hemen harekete geçtiği iddia ediliyor. Ayrıca Herzog ile Schneier’in çocukluk arkadaşı olduğu vurgulanıyor.

Erdoğan-Herzog görüşmesiyle alakalı İsrail basınında çeşitli değerlendirmeler yer aldı:

  • Maariv gazetesinde yayınlanan köşe yazısında Türkiye’nin Müslüman Kardeşler ideolojisine ve Hamas’a yönelik tutumunu değiştirdiği ve bu durumun Hamas ve Müslüman Kardeşleri rahatsız ettiği iddia ediliyor.[7]
  • Yine aynı gazetede yayınlanan bir başka yazıda Erdoğan’ın Hamas’a karşı tutumunda bir değişiklik olduğu noktasında ciddi şüpheler olduğu, Gazze ile İsrail arasında olası bir tırmanışın İsrail-Türkiye ilişkilerindeki durumu tam tersine çevirebileceği ifade ediliyor.[8]
  • Haaretz gazetesinde yayınlanan değerlendirmede iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen ticaret ve istihbarat işbirliğine dikkat çekilerek Herzog’un bu ziyaretinin düşmanlık, rekabet ve şüphe dönemini sona erdirebileceği belirtiliyor.[9]
  • Hayom gazetesinde yer alan bir diğer yazıda ise ABD’nin bölgeden çekilme stratejisine paralel İsrail’in İbrahim Anlaşmalarıyla başlayan bir bölgesel blok oluşturma çabasına dikkat çekilerek Türkiye’nin de İbrahim Anlaşmalarının oluşturduğu bu bloğa dahil olmak istediği iddia ediliyor.[10]
  • Yediot Aharonot gazetesinde yer alan bir değerlendirmede, iki ülke arasında henüz bir sevgiden bahsedilemeyeceği ancak karşılıklı çıkarların olduğu vurgulanırken Türkiye ile ilişkileri kurma rolünün Herzog’a verilmesi akıllıca bir seçim olarak niteleniyor.[11]

Referanslar:

  1. https://www.inss.org.il/he/publication/qatar-on-a-rise/ 
  2.  https://dayan.org/content/hizballah-lebanon-and-reconciliation-gulf-impasse
  3.  https://jcpa.org/the-saudi-crown-princes-messages-to-israel-and-iran/
  4.  https://www.haaretz.co.il/news/world/middle-east/.premium.HIGHLIGHT-1.10667556
  5. https://www.timesofisrael.com/behind-israels-rekindled-flame-with-turkey-a-rabbi-with-a-penchant-for-matchmaking/
  6.  Görüşmede Sadece Türk hükümet yetkilileri, İsrail heyeti üyeleri, gazeteciler ve güvenlik personeli hazır bulundu. Başka arabulucular, işadamları veya din adamları yoktu. Yalnızca Schneier bir istisna olarak görüşmelerde yer aldığı iddia ediliyor.
  7.  https://www.maariv.co.il/journalists/Article-903544
  8.  https://www.maariv.co.il/news/politics/Article-903662
  9.  https://www.haaretz.co.il/opinions/editorial-articles/.premium-1.10661208
  10.  https://www.israelhayom.co.il/news/geopolitics/article/9020145
  11.  https://www.ynet.co.il/news/article/sj001q9izq

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: