Raporİsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye

İsrail’in Gözünden Körfez ve Türkiye | 08 – 14 Mayıs 2022

PDF OLARAK PAYLAŞ
PDF'i indirmek için tıklayınız

İsrail Basını ve Araştırma Merkezlerinde Körfez ve Türkiye Hakkında Çıkan Yayınlar

“Erdoğan Türkiye’yi Geri mi Döndürdü?” başlığıyla Jerusalem Post’ta yayınlanan yazıda Ofra Bengio şu hususlara değiniyor:[1]

  • Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son iki yıldaki dış politika hamleleri şaşırtıcı ve devrimci olarak niteleniyor.
    • Türkiye’nin; BAE, İsrail, Mısır ve Suudi Arabistan ile yakınlaşma çabaları ile AB ve ABD ile ilişkileri geliştirme girişimleri dikkat çekiyor.
    • Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın politikalarındaki zikzakların dikkat çektiği bu durumun başta İsrail olmak üzere bölge ülkelerinde çeşitli şüphelere sebep olduğu belirtiliyor.
  • Türkiye dış politikasında görülen bu değişim şu gerekçelerle açıklanıyor:
    • Türkiye’nin içinde bulunduğu zor ekonomik ve siyasi durum
    • Bunlara binaen Erdoğan’ın düşen popülaritesi
    • Yaklaşan 2023 seçimleri ve Erdoğan’ın cumhuriyetin 100. yılına denk gelen bu seçimlerden büyük beklentilerinin olması
  • Türkiye’nin İsrail’e yönelik tavrındaki dönüşümün özellikle dikkat çekici olduğu vurgulanıyor:
    • Bu kez İsrail’e yakınlaşma konusunda istekli olan tarafın Türkiye olduğu belirtiliyor.
    • İç politikadaki çıkarları gereği İsrail’e karşı saldırgan bir tavır takınan Erdoğan’ın bu kez İsrail’le yakınlaşmaya öncülük eden isim olduğuna dikkat çekiliyor.
    • Geçmiştekinin aksine artık Arap ülkeleriyle ilişkilerin İsrail ile ilişkileri geliştirme noktasında pozitif bir etkiye sahip olduğuna değiniliyor.
    • Erdoğan’ın Filistin meselesiyle alakalı konularda İsrail’e karşı eskisi gibi sert bir dil kullanmaktan kaçındığına değiniliyor.
  • İsrail ile yakınlaşma sürecinde Türkiye’nin temel motivasyonunun İsrail gazının Türkiye üzerinden transferi projesi olduğu ifade ediliyor:
    • Erdoğan’ın İsrail’e yönelik jestleri, Biden yönetiminin EastMed projesinden desteğini çektiğini açıklamasıyla hız kazandı.
    • Türkiye bu projeyle bir taşla iki kuş vurmak istiyor: İsrail’i Yunanistan ve GKRY’den uzaklaştırmak ve ABD ile ilişkileri geliştirmek.
  • Dış politikada seçimi kazanmaya yönelik bu değişimi iç politikada bazı hamlelerin takip edebileceği, seçimler öncesinde tutuklu Kürt siyasetçilerin serbest bırakılması gibi hamlelerin muhtemel olabileceği iddia ediliyor.
  • BAE-Türkiye ilişkisindeki hızlı değişimin aksine Türkiye-İsrail ilişkilerinin daha yavaş bir seyirde devam etmesinin beklendiği ifade ediliyor.
    • İsrail açısından Türkiye’nin gerçek bir değişime hazır olduğu hususunda şüpheler olduğuna, olası yeni bir Filistin krizinde Türkiye’nin tutumunun İsrail-Türkiye ilişkileri açısından belirleyici olacağına işaret ediliyor.

Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine karşı tavır alması İsrail medyasında geniş yer bulurken Haaretz gazetesinde gündemi değerlendiren Zvi Bar’el şu noktalara temas ediyor:[2]

  • Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılma isteği Rusya’ya bir darbe olarak nitelenirken Türkiye’nin olumsuz tavrı NATO liderlerinin hesaba katmadığı bir mayın olarak tasvir ediliyor. 
    • NATO’nun kuralları gereği birliğe yeni bir üyenin katılması ancak oy birliğiyle mümkün olduğu için Türkiye’nin tavrı büyük önem taşıyor.
  • Yazıda Türkiye ile NATO arasındaki geçmiş krizlere temas ediliyor:
    • 2017 yılında gerçekleşen NATO tatbikatında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mustafa Kemal Atatürk’ün resimlerinin hedef olarak kullanılmasının ardından Türkiye tatbikata katılmamıştı.
    • 2018 yılında Rahip Brunson krizi sonrası ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı yaptırımları takiben Türkiye, NATO’dan çekilme tehdidinde bulunmuştu.
  • Trump döneminde meydana gelen S-400 krizi ve sonrasındaki süreçte Türkiye’nin F-35 programından çıkarılması meselesine temas edilerek Türkiye ile bilek güreşi yapma sırasının Biden’a geldiği ifade ediliyor.
  • Biden ile Erdoğan arasında birlikte anlaşabilecekleri ortak bir mesele olmadığı dile getirilerek şunlara işaret ediliyor:
    • Türkiye’nin Suriye’deki eylemlerine yönelik ABD’nin muhalif tavrı
    • İnsan hakları ve ifade özgürlüğü konusundaki ihtilaflar
    • Türkiye’nin S-400 füzelerini satın alması
    • Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri
    • Türkiye’nin Rusya’ya karşı yaptırımlara katılmayı reddetmesi
  • Türkiye’nin NATO üyeliğinin halen stratejik bir öneme sahip olduğu ifade edilirken şu hususlara değiniliyor:
    • Türkiye’nin NATO’daki en büyük ikinci orduya sahip olması
    • Türkiye’nin stratejik konumu
    • Rusya’ya karşı Batı’nın birlik olma ihtiyacı ve Rusya’nın bu birliği parçalama girişimlerini engelleme isteği
  • Bu açıdan Türkiye’nin önemli bir koza sahip olduğu ancak İsveç ve Finlandiya’nın “Kürt Aktivistleri” engelleme niyetinde olmadığı ifade ediliyor.
  • Erdoğan’ın temel hedeflerinin şunlar olabileceği dile getiriliyor:
    • ABD’yi F-16 satışına ikna etmek
    • Rusya-ABD ve Rusya-Ukrayna arasındaki arabulucu rolünü pekiştirmek
    • Rusya ile ilişkilerini sürdürme arzusu

Haaretz gazetesinde “Katar Terörü Destekliyor: İsrail’in Katar’la İşbirliği Utanç Verici” başlığıyla yayınlanan yazıda şu iddialara yer veriliyor:[3]

  • Yazıda Katar’ın radikal gruplarla irtibatlı olduğu şeklindeki ithama yer veriliyor.
  • Al-Jazeera kanalının yayın politikasının Kudüs’te yaşanan gerginliklerde etkili olduğu iddia ediliyor.
  • Yazı boyunca eski tarihli birçok olaya bağlamından kopuk biçimde atıflar yapılarak Katar’ın imajı zedelenmeye çalışılıyor.
  • İsrail’in Gazze’ye aktardığı hibelerin askeri amaçlarla kullanıldığı iddia ediliyor. İsrail’in yeni müttefiki BAE’nin Gazze konusunda Katar’a alternatif olabileceği ifade ediliyor.
  • İsrail açısından Katar ile işbirliği yapmak “ahlaki bir sorun” olarak tasvir ediliyor.

“Kalp Hamas’la, Kafa İsrail’de” başlığıyla Israel Hayom’da yayımlanan yazıda şu hususlara temas ediliyor:[4]

  • İsrail’in Katar’la sadece perde arkasında diplomatik ve istihbarat bağlarının olmadığı, ekonomik olarak da İsrailli iş adamlarının Katar’da görünenden daha aktif olduğu belirtiliyor.
    • Bunun İsrail’e has bir durum olmadığına, Katar’ın “herkesle çalışma” prensibini benimsediğine dikkat çekiliyor. 
    • Bu duruma örnek olarak Katar’ın hem Taliban hem de ABD ile işbirliği halinde olması gösteriliyor. Bundan Katar’ın NATO üyesi olmayan önemli müttefik statüsü elde ettiği belirtiliyor.
  • Katar’ın Şeyh Temim Bin Hamed ile başlayan jeopolitik seyrini güçlü bir biçimde devam ettirdiği, Körfez ülkelerinin boykotundan dahi güçlenerek çıktığı ve bölgedeki etkisini giderek artırdığı belirtiliyor. Katar’ın güç unsurları olarak şunlara yer veriliyor:
    • Ekonomik güç: Kişi başına düşen GSYİH bakımından yedinci sırada yer alıyor.
    • Medya gücü: Al-Jazeera kanalının kitleler üzerinde muazzam bir etkisi var.
  • Katar’da çok sayıda yabancı işçi olduğuna dikkat çekilirken Al-Jazeera’de çalışan gazetecilerin büyük kısmının Lübnan, Mısır ve Suriye gibi ülkelerden geldiği belirtiliyor. Bu noktada Katar’ın yerlilerinin İsrail’e karşı tavrının farklı olduğu ima ediliyor.
  • Al-Jazeera kanalının Şirin Ebu Akile olayını hızlı bir biçimde İsrail karşıtı bir anlatıya dönüştürmesiyle İsrail’in açıklama ve iddialarının dünya basınında önemsiz hale geldiği belirtiliyor.
  • İsrail ile Katar arasındaki ilişkilerin gelişip gelişmeyeceğiyle alakalı şu yorumlara yer veriliyor:
    • Boykot döneminde Katar’a önemli yardımları dokunan İran, İsrail-Katar ilişkilerinin önündeki en önemli engel olarak görülüyor.
    • İsrail’in yönetici ve güvenlik elitlerinin Katar ile normalleşmenin ancak Suudi Arabistan’la normalleşmeyi takiben gerçekleşebileceğine inandıkları belirtiliyor.
    • İsrail’den Katar’a birçok üst düzey ziyaretin gerçekleştiği ancak bunların çok azının kamuoyuna duyurulduğu iddia ediliyor.
  • İsrail’in Katar’a artan ilgisiyle alakalı şu hususlar dile getiriliyor:
    • Bu ilginin temel nedeni Körfez’in bölgede giderek daha merkezi bir rol oynamasıdır.
    • Körfez ülkeleri sahip oldukları ekonomik güç ile bölgede önemli oyuncular haline geldi.
    • Katar’ın Gazze’ye yatırımları, İsrail açısından belirli açılardan avantajlı bir durum olarak değerlendiriliyor.
    • Katar’ın Gazze’ye yalnızca bir etki aracı olarak bakmadığı, Katar liderliğiyle Hamas ve Müslüman Kardeşler arasında manevi bağların da olduğu ifade ediliyor.
    • Eski İsrail milletvekili ve Balad Partisinin kurucusu olan ve halihazırda Katar’da yaşayan Azmi Bişara’nın, Katar’daki nüfuzunu kullanarak İsraillilerin Dünya Kupası için Katar’a gelmelerini engellemeye çalıştığı iddia ediliyor.
    • Dünya Kupasını bir avantaja çevirerek dünyaya açılmayı planlayan Katar’ın kendisi gibi küçük ve kırılgan bir ülke olan İsrail’i rol model olarak gördüğü iddia ediliyor.

“Suudi Arabistan İsraillilerle İlişkileri Normalleştirmek İçin Vites Yükseltiyor: Kolay Olmayacak” başlıklı yazıda şu noktalara değiniliyor:[5]

  • Suudi Varlık Fonunun Jared Kushner’in şirketleri aracılığıyla İsrail’e 2 milyar dolarlık bir yatırım yapmaya hazırlandığı ifade ediliyor.
    • Bu yatırımın Suudi Arabistan’ın İsrail ekonomisine katılma arzusu ve İsrail ile doğrudan temasın önünü açması açısından sembolik bir anlam taşıdığına işaret ediliyor.
  • Suudi bir yetkiliye dayandırılan açıklamalarda İsrail ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkinin birkaç yıldır sorunsuz bir şekilde devam ettiği belirtiliyor.
  • Suudi Arabistan’ın son yıllarda petrole dayalı ekonomisini çeşitlendirmek amacıyla Aramco’nun 80 milyar dolarlık hissesini satarak farklı alanlara yatırım yaptığı hatırlatılıyor.

Referanslar:

  1. https://dayan.org/content/has-erdogan-turned-turkey-around
  2. https://www.haaretz.com/world-news/europe/.premium-finland-and-sweden-knock-on-nato-s-door-but-erdogan-is-the-club-s-bouncer-1.10801085
  3. https://www.haaretz.co.il/opinions/.premium-1.10790150
  4. https://www.israelhayom.co.il/magazine/hashavua/article/10850204
  5. https://www.globes.co.il/news/article.aspx?did=1001411264

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

Anadolu Yakın Doğu Araştırma Merkezi

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: