Rapor

Suriye Durum Raporu | Mayıs 2019

Saha: Moskova ile Ankara arasındaki görüş ayrılığının ve gerilimin devam etmesi

  1. Gerginliği Azaltma Bölgesi (İdlib ve Hama Kırsalı) en kötü duruma şahitlik etmektedir. Nitekim bölgenin Mayıs 2019’da maruz kaldığı son durumlar, 2018 Eylül ayında uygulamaya koyulan Soçi anlaşmasından bu yana yaşanan en şiddetli gerginlik olarak görülmektedir. Zira 4. Gerginliği Azaltma Bölgesi, yaklaşık olarak yarısı farklı bölgelerden gelmiş olan 3 milyon kişiyi kapsamaktadır.

Göçmen ve mağdur sayısında görülen sürekli artış

İlgili kuruluşlar, 2019 Eylül ayında; aralarında 107’den fazla çocuğun bulunduğu 416’dan fazla kişinin öldüğünü doğruladı. Öte yandan bu gerginlik geçen birkaç ayda evsiz kalan yaklaşık 200 bin kişinin yanı sıra, 200 bin kişinin daha göçebe olmasına neden olmuş böylece göçmen ve sığınmacıların sayısı 400 aşmıştı.

Tutuklanan ve baskıyla ortadan kaldırılan kişilerin sayısının artması

2019 Mayıs ayı boyunca aralarında 14 çocuğun da bulunduğu yaklaşık 400 kişinin keyfi olarak tutuklandığı ve bunlardan 206’sının zorla ortadan kaldırma olayına dönüştüğü doğrulanmıştır.

Hayati öneme sahip tesislerin hedef alınması

Öte yandan 2019 Mayıs ayı tıp ve eğitim kurumları gibi hayati öneme sahip merkezlere düzenlenen saldırıların açıkça arttığına şahitlik etmiştir. Nitekim 2019 Mayıs ayında hayati öneme sahip kuruluşlara 188’i aşkın saldırı düzenlendiği kaydedilmiştir. Bunlardan 30’u tıp merkezlerine, 15’i sivil savunma kuruluşlarına, 58’i okullara ve 37’si ise ibadet esnasında düzenlenmiştir. Gerginliği azaltılma Bölgesinde bulunan hayati öneme sahip bu kuruluşların çoğu, faaliyetlerini azaltmış veya terör listelerine alınan Heyet-i Tahrir-i Şam yönetimine bağlı bölgedeki faaliyetleri destek cephelerinin katkı sağlamaktan çekinmesi nedeniyle tamamen kapanmıştı.

Yasak silahların kullanımına devam edilmesi

Rejim ve müttefiki Rusya 2019 Mayıs ayı boyunca düzenlediği en az 8 saldırıda parça tesirli bomba kullanmıştır. Nitekim ilgili kaynaklar, en az 9 saldırıda yakıcı silahların kullanıldığını doğrulanmıştır. Bunlar, rejim güçlerinin 19 Mayıs 2019 tarihinde Suriye’de Lazkiye Çölü üzerinde uyguladığı zehirli gaz taşıyan başlıklar ile yüklü roketlerin haricinde kalmaktadır.

2019 Mayıs ayında Suriye’de uygulanan en bariz insan hakları ihlali, Suriye İnsan Hakları Ağı, 3 Haziran 2019

ABD, Fransa ve İngiltere; Suriye’de kimyasal silah ve öldürücü klor gazı kullanıldığının tespit edilmesi halinde rejime gereken cevabın verileceğini taahhüt etti.

ABD Dışişleri Bakanlığı adına konuşan Morgan Ortagus 22 Mayıs 2019’da yayınlanan açıklamasında, “ABD olayla ilgili bilgi toplamaya devam etmektedir” şeklinde konuşmuş ve “Saldırının gerçekleştiği tespit edildiği zaman ABD ve müttefikleri tarafından gereken cevap hızlı bir şekilde verileceğini” taahhüt etmiştir. Rusya ABD’nin suçlamalarını reddetmesinin yanı sıra kimyasal saldırılar hakkındaki bu ithamlara “dezenformasyon hamlesi” olarak nitelemiştir.

Toprak mahsullerinin yakılması ve gıda üretiminin engellenmesi

Geçtiğimiz birkaç yılda Suriye’de çatışan güçler insanları sistematik bir şekilde gıdadan mahrum etmeyi büyük ölçüde savaş araçlarından biri olarak kullanmıştır.

Ayrıca tarım sektörü geçtiğimiz yıllarda ve son yükselme kampanyasında kesin olarak en çok zarara uğrayan sektörlerden biri sayılmaktadır. Nitekim 2019 Mayıs ayında yapılan bombardıman; Kafr Nabudah ile El-Hobaid köylerinde, Al-Lataminah ile Kafr Zita köyleri arasında kalan topraklarda ve doğu İdlib kırsalında bulunan buğday, patates, zeytin ağaçları ve diğer tarım ürünlerinden oluşan onlarca hektar tarım arazisinin (334 çiftlik) yanmasına neden olmuştur. Bu durum, savaşın şehir halkı üzerindeki etkilerini dayanılmaz hale getirmiştir.

Yapılan değerlendirmeler havaların ısınmasıyla birlikte yangın olaylarının artabileceğine; böylece Suriye’nin kuzeyinde gelecek aylarda üretim kanallarının kesintiye uğrayarak gıda güvenliğinin azalacağına işaret etmektedir.

Öte yandan sadece Suriye’nin kuzeyindeki toprakların değil, kuzeydoğu ve doğusundaki Rakka, Haseke ve Deyrizor da yangınların tehdidi altındadır. DEAŞ örgütü bu toprakların geniş bir bölümünde meydana gelen yangınları dinden dönen kimselere ait olduğunu iddia ederek üstlenmiştir.

Rejim askerlerine yönelttiği mesajda, an itibariyle Suriye’nin doğusunda hasat mevsiminin uzun sürdüğünü şu sözlerle vadetmektedir:

“Buğday ve arpa ekili binlerce dönümlük arazi önünüzde durmaktadır. Onların bostanları, tarlaları, evleri, iktisadi tesisleri önünüzde. Kollarınızı sıvayın ve hasada başlayın, Allah hasadınızı mübarek etsin.”

Tarım sektörü Suriye ekonomisinin en önemli sektörlerinden biri sayılmaktadır. Nitekim 1970-2010 döneminde sektördeki ortalama senelik büyüme oranı yaklaşık yüzde 3.9’a; toplam büyüme oranı ise yaklaşık yüzde 23’e ulaşmaktadır.

Son 20 yılda Suriye’deki tarım oranının önemi gerileme göstermiştir. Zira 70’lerde tarım üretimi toplam üretimin yüzde 32’sini oluştururken, milenyum çağının ilk 10 yılında ise üretimin yüzde 22.4’ünü teşkil etmeye başlamıştır. Ayrıca tarım sektörünün toplam kullanımda 1970 yılı için yüzde 50’lere varan payı, 2010 yılında yalnızca yüzde 14 oranında kalarak gerilemiştir.

Rejimin Suriye’deki genel politikası yerleşimcilerin coğrafi olarak dağılımına etki etmiştir. Nitekim 1970 yılında yüzde 43 oranında kırsaldan yapılan göç oranı 2010 yılında yüzde 54’e yükselmiştir.

Ayrıca rejimin Suriye’deki genel politikaları, tarım işçilerinin yoksulluk seviyelerine de etki etmiştir. Zira bu işçiler tarım işinden aldıkları ücret ile geçinmek isterlerse onların yüzde 58’ini şiddetli yoksulluk durumunda yaşatacak olan ekonominin en düşük 2. ücretini almaktadır. Bu ise tarım işçilerinin çoğunun ve özellikle kadınların düşük ücret seviyeleri nedeniyle fakirlikten şikâyet ettikleri anlamına gelmektedir.

Suriye’deki çatışma 2011 yılından sonra gıda güvenliği için tam bir felakete dönüşmüştür. Nitekim gıda güvenliği endeksi 2010-2014 yılları arasında yüzde 34 oranında gerilemiştir. 2014-2018 döneminde ise gıda güvenliği endeksi yüzde 8 oranında gerilemiştir.

Rejimin planlayıp temel olarak desteklediği ambargo politikaları en tehlikeli durum olarak görülmektedir. Zira halk boyun eğene kadar “toplu ceza” mantığıyla aç bırakılmaktadır. 2015-2018 yılları arasında yaklaşık 2.5 milyon kişi ambargoya maruz kalmıştır. Özellikle 2017 yılında, Guta, Deyrizor, Halep, Rastan ve diğer şehir, köy ve mahallerde bulunan 970 bin kişi aynı anda ambargoya maruz kalmıştır. Gıda ve insani yardım almayı yasaklayan ambargo, halkın hareketini kısıtlamakta ve çeşitli silahlarla kuşatma bölgelerini hedef almaktadır.

Tabloların tercümesi:

1970-2010 Dönemi Toplam Yerel Üretimdeki Tarımsal Üretim Payı Üretim Oranı

Kaynak: Merkezi İstatistik Bürosu, Suriye Politika Araştırmaları Merkezi Tahminleri

Silahlı Çatışma ile Gıda Güvenliğinin İlişkisi

Sağdan sola⤵️

Politik Çözümün Başarısızlığı ⤵️

* Askeri Operasyonlar

* Bölgedeki Ambargo

* Ölü ve Yaralı Sayısındaki Artış

* Tarım Ürünlerinin Tahrib Edilmesi

* Alt Yapı, Su ve Enerji Kaynaklarının Yıkılması

* Terk ve Göç

* Çarşı ve Fırınların Hedef Alınması

* Taşıma ve Taşınma Güçlüğü

* Dayatmaya Bağlı Çalışma

Hakim Kuvvetler Politikası- Ekonomik Cezalar⤵️

Üretimin Gerilemesi ve Fiyatların Artması⤵️

Satınalım Gücünün Azalması⤵️

Gıda Güvenliğinin Olmaması ve Yoksulluk Seviyesinin Yükselmesi⤵️

Silahlı Çatışma ➡Baskı Ekonomileri➡️ Siyasi, Toplumsal ve Ekonomik alt yapıların vurulması

Kaynak: Suriye Politika Araştırmaları Merkezi

Suriye rejiminin Ticaret Bakanı 1 Mayıs 2019 tarihinde, hükümetin 1 kilo buğdayın çiftçilerden alım fiyatını geçen seneki fiyattan 10 lira arttırıp 185 Suriye Lirası olarak belirleme kararı aldığını ifade etti.

Başbakan İmad Hamis, Suriye’de bulunan rejim hükümetinin 400 milyar Suriye Lirası’nı (yaklaşık 70 milyon Amerikan Doları) çiftçilerden buğday satın almak için ayırdığını ifade etti.

Birleşmiş Milletlere bağlı gıda ve tarım kurumunun ifade ettiğine göre, Suriye’deki buğday üretim oranı 29 olarak yılın en düşük seviyesine ulaşmıştır.

Ankara ile Moskova arasındaki görüş ayrılığı ve Türkiye ile Rejimin yüz yüze görüşme sözü

Ankara ve Moskova arasında bulunan görüş ayrılığı devam etmektedir. Bölgede gerilimi düşürmek adına yapılan anlaşma için garantör devlet sayılan Türkiye’nin bulunduğu bölgede Rusya’nın, Suriye rejim güçlerini destekleyen askeri harekatlarına devam etmesi iki taraf arasındaki bu ayrılıkların daha da artmasına neden olduğu görülmektedir.

Büyük çaplı Rus desteği alan rejim güçleri 2019 Mayıs ayı boyunca, Hama ve İdlib kırsalında bulunan 16 köyü ele geçirdi. Bununla birlikte güney İdlib kırsalında, Hama ve kuzey Lazkiye kırsalında bulunan diğer bölgelere yönelik baskılara da devam etmektedir.

Suriye’de rejimin yürüttüğü ve Rusya tarafından desteklenen bu askeri harekatta rejimin Astana ve Soçi anlaşmalarına uygun olarak dağıtılan Türk noktalarına ilgi göstermediği dikkat çekmektedir. Bu bölgeler İdlib muhafazası için sınırı boyunca uzanan 12 gözetim noktasıdır. Ankara Suriye’deki rejim güçlerini 4 Mayıs 2019’da Türk ordusuna ait 10. Gözetim noktasının yakınındaki mevziyi hedef alarak vurmakla suçlamıştır. Basın kaynakları, bombardıman sonucunda 4 Türk askerinin yaralandığını ifade etmektedir.

Türkiye birçok defa Suriye rejiminin ihlallerini ve çatışmasızlık anlaşmasını çiğnediğini Rusya’nın nezdinde şikâyet etti. Fakat Kremlin sözcüsü 31 Mayıs 2019’da şu açıklamayı yaptı:

“Muhalif askerlerin Suriye İdlib’te bulunan sivil ve Rus hedeflerini bombalamasına engel olmak Türkiye’nin sorumluluğundadır. Moskova Ankara’nın protestolarına rağmen rejimi desteklemeye devam edecektir.”

Bunun karşılığında Rusya, Türkiye tarafından desteklenen Suriyeli muhalifleri İdlib’ten Hmeymim hava üssüne roket ve uçak saldırısı yapmakla suçladı. Kremlin sözcüsünün açıklamalarına göre bu durum çok tehlikeli olarak görülmekteydi.

Rusya savunma bakanlığı 6 Mayıs 2019’da bir açıklama yayınlayarak Suriyeli muhalif güçleri Suriye’nin batısında yer alan Hmeymim’deki Rus hava üssünü bombalamakla suçladı. Ayrıca daha önce birçok kez Suriye’nin batısındaki Lazkiye şehrinde yer alan Hmeymim’de bulunan Rus koordinasyon merkezine; İdlib kırsalı, Lazkiye gibi muhalefetin yaygın olduğu bölgelerden uçakla yapılan saldırı girişimlerinin engellendiğini ifade etti.

Şam Kurtuluş Heyeti, Lazkiye’ deki Hmeymim havaalanında yer alan Rus askeri üssünü grad füzeleriyle vurduklarını bildirdi. Askeri kaynak 2 Mayıs 2019’da ajansa ”Heyete bağlı Red” olarak, heyette bulunan topçu alayının ve roketlerin 35 grad füzesiyle Hmeymim havaalanını hedef aldığını bildirdi.

Ardından ise (18 Mayıs 2019) Birleşmiş Milletler Suriye rejim temsilcisi Beşşar Caferi Uluslararası Güvenlik Meclisi oturumunda Suriye’deki durum hakkında Türkiye’ ye yoğun bir saldırı başlattı ve Ankara’yı ” Silahlı terör örgütlerini desteklemeyi bırakmaya ve Suriye topraklarındaki geniş çaplı işgali sona erdirmeye davet etti.”

2 Rus Güçleri Hmeymim’de kendileri için ana askeri üs kurdular. Burası Suriye ve etrafındaki bölgelere yapılacak operasyonlar için hareket noktası oldu. Rusya 2015 Ağustos ayında Suriye ile Rus askeri güçlerine Hmeymim hava sahasını diledikleri vakit karşılıksız ve süresiz olarak kullanma hakkı veren bir anlaşma yaptı.

Rusya ve Suriye’deki tüm rejim 22 Mayıs 2019’da, sivillerin bombardıman bölgelerinden rejimin yönetimi altındaki bölgelere geçiş yapmaları için 2 tane geçiş koridoru açıldığını ilan etti. Bunlardan biri Hama şehrindeki Suran, diğeri ise İdlib’te bulunan Abu Adh Dhuhur idi. Fakat Birleşmiş Milletler bu durumda taraf olmadığını bildirdi. Böylece geçişleri onaylanmadı ve sivillerin bu bölgelerden rejimin yönetimi altındaki bölgelere geçişine dair hiçbir vaka kaydedilmedi.

Suriye’nin güneyinde durumların gerginleşmeye devam etmesi ve suikast ile tutuklama olaylarının sıklaşması

Suriye’nin güneyinde yer alan Dera şehri, 2018 Temmuz ayında İran milisleri ve Rus kuvvetleri tarafından desteklenen Esed güçlerinin yönetimi altına girdiğinden bu yana devamlı olarak suikast eylemlerine şahitlik etmektedir. Birkaç günde bir güvenlik sistemlerinden veya zaman zaman değişen devlet organlarından kaynaklı olarak halkın maruz kaldığı sıkıntılardan dolayı gerginlik yaşanmaktadır.

Suikast eylemleri, yerel basın kaynaklarının aktardığı günlük olaylardan biri haline gelmeye başladı. Belirli bir yöne veya tarafa hasredilmeyen bu olaylar, rejim karşıtı hareketlerin eski liderlerinden, doktor ve öğretmenlere, eski muhalif askeri liderlere, Rusya veya rejim ile gerçekleşen anlaşma ve uzlaşmadaki unsurlara, DEAŞ’ın eski unsurlarına, rejimden, Rus veya İranlı olan şahsiyetlere kadar uzanan bölge halkının geniş bir kısmını içermektedir. Nitekim gruplar arasındaki soğuk savaşa benzeyen bu durumun; birbiriyle çatışan farklı taraflar arasında cereyan eden geniş çaplı bir tasfiye operasyonu olduğu görülmektedir.

Suikast ve tasfiye operasyonları için kullanılan mekanizmalar, otomatik silah kullanımı, susturuculu silahlarla yapılan suikastlar, patlamalar, hedeflenen kişinin hareket güzergahlarına veya arabalara koyulan bombalar gibi çeşitlilik göstermektedir.

Suikast operasyonlarının sürekli olarak artmasının yanı sıra, rejimin bölgeyi yönetimi altına aldıktan sonra halka sunacağını iddia ettiği hizmetler hakkında bölgenin durumu ile ilgili resmî açıklamalar gelmeye başlamıştır.

Ayrıca zaman zaman bölge halkından onlarca kişi, doğrudan rejim güçlerine bağlı güvenlik güçleri veya şehirde ve çevresinde bulunup askeri kıtalara bağlı olan ve genellikle emirleri askeri güvenlik tarafından alan güvenlik grupları tarafından tutuklanmıştır.

Suriye’nin güneyinde rejim ile yeni çarpışma adresi: Es-Senemeyn şehri

Dera bölgesinin kuzeyinde yer alan Es-Senemeyn şehri, 2011 yılının başlarında rejimin yönetiminden ayrılan ilk bölgelerden biridir. Es-Senemeyn Dera’ya yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta olup yönetim olarak Dera’ya bağlıdır. Mültecilerden ve şehir halkından oluşan yaklaşık 100 bin kişi burada yaşamaktadır.

ÖSO’nun eski liderlerinden Ebu Halid Velid Ez-Zehra, daha sonra kardeşi Aghid, ve diğer yakınlarına yönelik yönelik tutuklanmalarına şahitlik eden Es-Senemeyn şehri, 15 Mayıs 2019 tarihinde ise bazı yerleşimciler ile güvenlik devriyeleri arasında yaşanan çatışmalara sahne olmuştur. Bunu ceza güvenlik unsurları tarafından yapılan cinayetler takip etmiştir. Kurşunlara hedef olan yüzbaşı rütbeli bir subay silahlıların onun görevlisi olan şehir halkından olduğuna ve bu olayın tutukluların acil salıverilmesi taleplerinin ortasında veya gerilim tehdidi olarak şehirde huzursuzluğa neden olmak için yapıldığına inanmaktadır.

Olaydan bu yana şehir halkı, istenen kişileri Suriye rejimine ve ona bağlı istihbarat güçlerine teslim edilmesiyle ilgili olarak, su ve gıda sektörlerinde ambargo yaşamaktadır. Ayrıca Esed güçleri Es-Senemeyn beldesinin etrafında güvenlik kontrollerini arttırdı ve şehir halkının giriş-çıkışını yasaklamış, yalnızca yoğun güvenlik kontrollerinden geçen öğrencilerin geçişine izin vermiştir.

Dera şehrine özel yapılan uzlaşı anlaşmasının ardından kent birçok bariz gelişmeye şahitlik etmişti. Bunların başında daha önce muhaliflerle birlikte çalışan unsurlara karşı güvenlik sisteminin şubeleri tarafından uygulanan tutuklamalar gelmektedir.

Öte yandan şehir geçen aylarda belirli bölgelerde meydana gelen halk protestolarına tanıklık etmiştir. Yapılan bu protestolarda halk, rejimin güvenlik kontrollerine karşı çıkmış, tutukluların salıverilmesi ve uzlaşma anlaşması maddelerinin uygulanmasını talep etmişti.

Birleşmiş Milletler, Suriye rejimi ile muhalifler arasında yapılan uzlaşma anlaşmasının ardından, 2019 Mart-Temmuz ayları arasında Dera’da yaklaşık 380 kişinin tutuklandığını kaydetmiştir. Bu sürecin ardından 150 kişinin salıverilmesine rağmen, en az 230 kişi hala tutuklu veya kayıptır.

İran’ın Suriye’deki toplumsal faaliyetlerinin artması

Sonunda İran, Suriye’de toplumsal bir halk koruması oluşturmak için büyük bir çaba sarf etmektedir. Bu amaçla Suriye’nin birçok bölgesinde toplumsal faaliyetler düzenleyen İran, her gün artan temsilcilikleri ve Suriye’nin maruz kaldığı savaş ve yoksulluk havasından istifade ederek merkezde Şia’yı yaygınlaştıran ”misyoner” davetleri aracılığıyla toplumun farklı kesimleri ile iletişime geçmiştir.

Suriye’de gerçekleşen programlar, faaliyetler ve Şiileştirme çabaları, büyük çapta alevi sınıfını ve sünnileri hedeflemektedir. Son zamanlarda ise, alevi sınıfından birçok kişinin Şiiliğe, (Caferi mezhebi veya 12 imam mezhebi) döndüğü ortaya çıkmıştır. Bu durum isimlerinden, kıyafetlerinden, tepki ve yazılarından anlaşılmıştır.

Sürekli olarak, mali kışkırtma, Şiiliğe geçişin sağlanması ve gençleri Şiileştirmek amacıyla kullanılan ayni ve nakdi yardımlar üzerinde konuşulurken; araştırmalar finansal teşviğin çoğu zaman yalnızca ikincil faktör olduğunu ve en önemli faktörün “otoriter özellik” olduğunu vurgulamıştır. Zira günümüzde gençler Şia mezhebine mensup olmayı onları yönetime yaklaştıran ve farklı kılan seçkin bir iş olarak görmektedir.

İranlılar Suriye sahil bölgesinde (Lazkiye, Baniyas, Tartus) Şia’yı yaymak için merkez konumda olacak ve gelecek nesillere İran fikirlerini öğretecek okullar inşa etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra İran tarafından desteklenen ve İran devriminin yayılmasına hizmet eden Şii sivil kuruluşların rolünü yüceltmeyi hedeflemektedir. Bu kuruluşlardan Mecma’er-Rasûl el-Âzam ve Cemi’yyeti’l-Bustân gibi bir kısmı 2011 yılından önce mevcut ve aktif olarak görev yapmaktaydı. Erkeklerden çok kadınları çekmek için teşvik eden bu kurumların onları Suriye sokak seferberliği için ve İran nüfuzunun lehine çalışan ”misyonerlere” dönüştürmek istediği bilinmektedir.

Suriye havaalanları, limanları ve güvenlik alanında İran-Rus çekişmesi

Rus basınında yayınlanan açıklamalar ve raporlar, İran’ın Suriye limanlarında yayılmasından endişe duyduklarına işaret etmektedir. Bu durum İran petrol tankerinin 5 Mayıs 2019’da Baniyas Limanı’na ulaşmasından sonra meydana gelmiştir. İran’ın, Baniyas Limanı’nın idaresini kendi eline almak niyetinde olduğuna dair haberler yayılmıştır. Böylece İran 2019 Ekin ayında rejimden teslim alacağına dair anlaşma yaptığı Lazkiye limanından sonra, burayı yönetimi altındaki 2. Liman haline getirmeyi hedeflemekteydi. Bu şekilde Rusya Tartus Limanı’nı elinde bulundururken, İran Suriye’deki 3 limandan 2’sini ele geçirmiş olacaktı.

Oldukça hassas bir konuma sahip olan Baniyas Limanı; Hmeymim Üssü’nün ve Tartus’taki Rus askeri üssünün merkezinde bulunmaktadır. Öte yandan burada Irak’ı Baniyas Limanı’na bağlayan petrol boru hattı bulunmaktadır. Dolayısıyla bu durum, ABD yaptırımlarına sarılma çabasıyla ve İran petrolünün Irak aracılığıyla Baniyas’tan çıkması ile bağlantılı olabilir. Nitekim bu nedenle İran’ın Baniyas’ın etrafındaki varlığının gelişerek Akdeniz yakınlarında İran’a ait askeri bir üssün oluşmasına neden olmasından korkulmaktadır.

Rusya’da devrime yönelik İran hareketi Beşşar Esed’in kardeşi Mahir Esed tarafından yapılmış ve sonuç olarak rejimin güvenlik kanallarında zirveye ulaşmıştır. Zira Ortadoğu gözlemevine ait kaynaklar, Mahir Esed’in İran’ın emirleri doğrultusunda, önümüzdeki birkaç gün içinde güvenlik atama bültenini ve bir kısım şube başkanları ile Rus finansal güvenlik sistemlerinde yer alacak subayların yeni nakillerini yayınlayacağını doğrulamıştır.

Bir takım eski güvenlik subaylarının ofislerinden Beşşar’ın resimlerini kaldırarak sadece Mahir Esed’in fotoğrafını asmaları, parçalanma durumunda olduklarının göstergelerindendir.

Geçtiğimiz asrın 80’li yıllarında seçkin subayların Rıfat Esed’e karşı davranışları hatırlanacak olursa, liderleri ”Rıfat” için tezahürat yapıyorlar ve onun fotoğraflarını o dönem ” Muhafız Birlikleri” olarak bilinen askeri kıtalarına asıyorlardı.

Durum sadece fotoğrafları indirgemekle ve sembolik öneme sahip olmasıyla sınırlı kalmadı ve ‘’bedensel tasfiye” derecesine ulaştı. Hava istihbarat teşkilatlarında bulunan ve “Rus dostluğunun” gözde isimlerinden olan Yüzbaşı Beşşar Ali Ritabe’ye suikat düzenlendi.

Halep’te Şahba mahallesindeki restoranlardan birinde gece toplantısını bitirdikten sonra Mahir Esed’in emriyle molotof kokteyli ile vurularak öldürüldü. Bazı kaynaklar rejimin cinayetinin açığa çıkmaması amacıyla, katil olayının Hama cephesinde meydana geldiğini iddia ettiğini ifade etmektedir.

Uluslararası Halep Havaalanı, iki taraf arasındaki çatışma arenalarından birini temsil etmektedir. Nitekim İranlılar tarafından rehabilite edilmesinin ardından İran finansal milislerinin yönetimine geçmiş ve iki yıl boyunca İran askeri kıtasına dönüşmüştür. Sonunda Ruslar havaalanı yerleşkesine askeri kuvvetleri indirmişler ve havaalanı yolu üzerinde askeri barikat kurmuşlardır. Böylece güvenliğe müdahil olmaya başlamışlar, İranlılar ise hoşlanmadıkları bu duruma havaalanı subaylarının bir kısmını kaçırarak cevap vermişlerdir.

Aynı bağlamda Beşşar Esed müttefik kuvvetlerindeki 11 savaş filosu ile 3 sancağın çözümü ve bu güçlerin Arap Suriye ordusunun saflarına ilhak edilmesi hakkında bir kararname yayınlamıştır. Ayrıca kararnamede Arap Suriye ordusu saflarında gönüllü olarak itibar edilecek bu kuvvetlere, filolarında hizmet ettikleri yıl sayısı kadar askeri kademe verileceğini bildirmiştir.

Bildiri, kararın kapsadığı filoları rejim ordusuna bağlı düzenli kuvvetlerden esas bir bölüme dönüştürmek anlamına gelmekteydi. Bu ise şüphesiz Rusya’yı kızdıracak bir adımdı. Özellikle bu durum ordu kıtalarından birçoğunun İran’a boyun eğmesi, onların maaş yükünü ve masraflarını yüklenmesi anlamına gelmekteydi. Zira bu yüke ortak olan rejim, sorumluluğu, içlerinde Rusların da bulunduğu sponsorlar ile birlikte yüklenecekti. Bu (yemek, maaş, sağlık sigortası, yerleşim, lojistik ve silahlandırmayı) içermekteydi.

Ortadoğu Gözlemevi’ne göre 8 Mayıs 2019’da yürürlüğe giren birleşme kararı aşağıdaki teşkilatları kapsamaktadır:

  1. Bakır Tugayı: Tugay mensuplarının sayısı yaklaşık 1200 olarak tahmin edilmektedir ve çoğu Şii Bikara aşiretinden gelmektedir.
  2. Halep’teki Ulusal Savunma Tugayı: mensuplarının sayısı yaklaşık 350 olarak tahmin edilmektedir. Tamamı Halep kırsalındaki Ez-Zehra beldesi halkından olup Şiidir.
  3. Baas Tugayı (5.Tugay): Sayıları 300 kişidir. Halep şehri halkından ”Şebbiha ve Paralı askerlerden” oluşan gruplardan ibarettir. Kafarya ve el-Fu’ah beldelerinden Halep’e gelen toplulukların ardından bu isimle anılmaya başlanmıştır. Böylece Baas tugayı İran’a bağlı Şii kuvveti olmuştur.
  4. Nubl Müfrezesi “Suriye Hizbullahı” : Sayıları 50’dir.
  5. El-Fu’ah Müfrezesi “Suriye Hizbullahı”: Sayıları 120’dir.
  6. Mart Müfrezesi: Sayıları 120 kişidir. Nubl şehrindeki Baas Partisi şubesine bağlı bir tugaydır.
  7. Nubl Şühedası Müfrezesi: Sayıları 25 kişidir. Ebu Ali el-Hazin’in (Nubl şehri yetkilerinden biri) oluşturduğu sivil milislerden ibarettir. Partinin Nubl şehrindeki şubesine bağlandıktan sonra itibar edilmiştir.
  8. Birinci Müfreze “Kafarya Ulusal Savunması”: Sayıları 250 olarak takdir edilmiştir.
  9. İkinci Müfreze “Kafarya Ulusal Savunması”: Sayıları 150 kişi olarak takdir edilmiştir.
  10. Birinci Müfreze “El-Fu’ah Ulusal Savunması”: Mensuplarının sayısı ” 400” olarak takdir edilmiştir.
  11. İkinci Müfreze “El-Fu’ah Ulusal Savunması”: Mensuplarının sayısı ” 270” olarak takdir edilmiştir.
  12. Üçüncü Müfreze “El-Fu’ah Ulusal Savunması”: Sayıları 100 olarak takdir edilmiştir.
  13. Dördüncü Müfreze “El-Fu’ah Ulusal Savunması”: Mensuplarının sayısı 120 kişiye ulaşmaktadır.
  14. “Komutan Halid’in Aslanları Müfrezesi”: Yerel milislerden oluşan birlik yaklaşık 120 Şii unsurdan ibarettir. İdlib kırsalındaki Khirbet El-Hayat olarak adlandırılan bölgeden gelmişlerdir.

Geçtiğimiz aylar Suriye’de birçok rekabet belirtisine hatta Rus-İran karşılaşmasına şahitlik etmiştir. Bundan dolayı artık Suriye’deki Rus-İran çatışması meselesi şüpheye mahal bırakmamaktadır. Fakat, “Bu çatışma nereye kadar devam edecek ve bunun Suriye rejiminin konumu üzerindeki etkileri nedir?” sorusunu akıllara getirmektedir. 

İsrail’in Şam çevresindeki İran mevzilerini hedef alan yeni saldırıları

17 Mayıs’ta başkent Şam çevresinde El-Kiswah bölgesindeki İran mevzilerini hedef alan İsrail füzelerinin neden olduğu 3 şiddetli patlamanın sesi duyulmuştur. İran ve Hizbullah güçlerine ait silah depolarının bulunduğu bu bölge, geçmiş nedenlerden dolayı birçok kez hedef alınmıştır.

Suriye’deki rejime bağlı olan Sana resmi ajansı, Suriye hava savunmasının birçok “aydınlık nesne” düşürdüğü ifade etmiştir. Askeri kaynaklar bunların Kuneytire yönünden geldiğini bildirmiştir.

Suriye’de rejime bağlı güvenlik kaynağı, hava savunma araçlarının Suriye hava sahasını ihlal eden İsrail uçağına engel olarak düşürdüğünü bildirirken; Rus Sputnik ajansı adını vermediği güvenlik kaynağından şu sözleri aktarmıştır: “Suriye ordusunun hava savunması başkent Şam’ın güneybatısının uzağında seyreden ve Suriye hava sahasını ihlal eden düşman uçağını düşürmüştür.”

Bu saldırılara, Rusya’nın Suriye topraklarına yerleştirdiği S- 300 füze sistemi aracılığıyla cevap verildiği tahmin edilmektedir. Fakat adı verilmeyen yüksek askeri yetkili, haberin yorumu hakkında Rus Sputnik ajansına şunları söyledi: “Suriye topraklarındaki Siyonist düşmana karşı S-300 Füze savunma sistemlerini kullanmaya ihtiyaç yoktur.”

İlerleyen zamanda Independent gazetesi batılı askeri bir kaynağın “İsrail’in bu atışı İran’ın başlangıç modeli gelişmiş roketlerini ve Rus yapımı kornet çeşidi füzeleri taşıyan kamyonu imha etti” dediğini nakletmiştir. Ayrıca Suriye’de çalışan askeri kaynak “Gelişmiş füzelerden oluşan kargonun İran’dan geçerek, Halep fıstığı, şekerleme ve sebze taşıyan sivil kamyonların içinde Irak’ın Enbar bölgesine geçtiğini” ifade etmiştir. Buradan ise başkent Şam’ın güneyinde yer alan El-Kiswah bölgesindeki Hizbullah ve İran milislerine ait depolara götürülmüştür. Kamyon boşaltılmaya başlandığında İsrail’in “F-35” uçakları kamyonlara saldırmış ve onları yükleriyle birlikte imha etmiştir.

Ayrıca kaynak, kargonun durumunu İsrail ve Amerika’ ya yabancı istihbarat sistemlerinin ulaştırdığını ilave etmektedir. Akabinde ise İsrail, İran’a karşı ABD-İsrail iş birliğinin bir parçası ve kendi tabiriyle onun bölgedeki uzantısı olarak kargoya saldırı düzenlemiştir.

Ertesi gün (18 Mayıs 2019) İsrail uçaklarının attığı füzeler Suriye’deki rejim güçlerinin ülkenin güneyinde yer alan Kuneytira’da bulunan mevzisini ve rejim ordusunun en belirgin tugaylarından biri olan ayrıca Kuneytira’nın denetimini üstlenen 90 Tugayı’nın karargahını hedef almıştır. Bu tugay daha önce de İsrail tarafından hedef alınmıştır.

Bu saldırılar, 2019 yılının başından bu yana türünün beşincisi olarak görülmektedir. Zira Hama’da bulunan Masyaf bölgesi 13 Nisan 2019’da bölgede bulunan İran askerlerinin ölümüne neden olan İsrail hava bombardımanına tanıklık etmiştir.

Aynı şekilde Halep 2019 Mart ayının sonlarında şehrin kuzeydoğusunu hedef alarak mühimmat depolarını ve İran askeri mevzilerini vuran ve 7 askerin ölümüyle sonuçlanan İsrail bombardımanına şahitlik etmiştir.

21 Ocak 2019’da İsrail ordusu depoları, Kudüs Tugayı’na bağlı istihbarat ve eğitim merkezlerini mühimmat depolarını, Uluslararası Dimeşk havaalanı yakınındaki mevzileri bombaladı. Atışlar içlerinde İran kuvvetlerine ait kişilerin ve ona bağlı askerlerin de olduğu 21 kişinin ölümüne neden olmuştur.

Son yıllarda İsrail Suriye’de rejim mevzilerine, İran hedeflerine ve Lübnan Hizbullahı’na ait diğer hedeflere yönelik bombardımanı yoğunlaştırdı. Rejim ise her defasında yapılan atışlara karşı cevap hakkının mahfuz olduğunu bildirmektedir.

Aynı şekilde 2019 Mayıs ayı, İsrail tankları Birleşmiş Milletler tarafından Golan’daki 1973 Ekim savaşının ardından kuvvetleri ayırmak için 1974 yılında ilan edilen “silahsızlaştırılmış Alon” hattını ihlal etmiştir. Ardından ise kısa bir süre sonra İsrail tankları geri çekilerek önceden bulundukları yere geri dönmüştür.

ABD, Suriye’nin doğusunda İran nüfuzunu arttırmak için çaba sarf ederken, İranlı milisler de Suriye’nin doğusundaki Irak-Suriye sınırı üzerinde hakimiyetini genişletmiştir. Nitekim basın raporları İran’ın, Suriye’nin doğusunda yer alan Deyrizor şehrindeki Ebu Kemal’de geniş bölgeleri ele geçirdiğini ifade etmektedir.

Güvenilir kaynaklar, milislerin 2019 Mayıs ayında Fırat nehri boyunca uzana “Bostan” adı verilen bölgedeki El-Ketf mahallesinde yer alan ve yerleşimcilerin olmadığı 3 çiftliği ele geçirdiklerini bildirdi. Bu bölgeler doğrudan ABD tarafından desteklenen SDG güçlerinin yönetiminde bulunan bölgelere uzanmaktadır.

Rejim ile SDG arasında devam eden gerginlik

3 Mayıs 2019’da SDG, başkomutanının kullandığı dili yeniledi ve Suriye Hükümetinin muhaliflerin elinden alınan bölgelerde durumu düzeltmek için kullandığı ‘barış’ ifadesini bırakmış ve SDG’nin Şam ile başka bir uzlaşı formülü üzerine diyaloğa hazır olduğu bildirilmiştir.

SDG’ye bağlı olan Suriye Demokratik Konseyi, ayın başında aşiret buluşması düzenledi. Bu buluşmada SDG Başkomutanı yaptığı konuşmada, 2011 yılı öncesine dönmenin mümkün olmadığını ifade etti.

ABD tarafından desteklenen Kürt milisler, Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda geniş çaplı bir askeri operasyon başlatacağını ifade etmesiyle eş zamanlı olarak, Suriye rejimiyle iş birliği içinde olması şartıyla Fırat’ın doğusunda Kürt özerk idaresini tanıdıklarını bildirmişlerdir. Bununla birlikte Kürt müttefiklerini yapılacak herhangi bir Türk saldırısından korumak isteyen ABD ile yapılan müzakereler sonucunda operasyon ertelenmiştir.

Geçtiğimiz aylarda rejim ile SDG siyasi ayağı temsilcileri arasında birçok müzakere ve toplantı yapılmış, fakat taraflar bir anlaşmaya varamamıştır.

Öte yandan Suriye Ulusal Ordusu (Özgür Suriye Ordusu Grupları Topluluğu) 4 Mayıs 2019’da Halep’in kuzeyinde yer alan ve Kürt milislerin yönetiminde olan Maraanaz köyünün teslim alındığını bildirmiştir. Maraanaz köyü Halep’in kuzeyindeki Afrin’e giden yol üzerinde kalmaktadır.

Ayrıca Suriye rejimi 14 Mayıs 2019’da yayınladığı resmi beyanda eşine az rastlanır bir adım atmıştır ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne Deyrizor kırsalındaki bölgelerde “SDG’nin ihlalleri” olarak açıkladığı noktada sorumluluklarını yerine getireceğini bildirmiştir. Açıklamada rejimin dış mihrakları tarafından güvenlik meclisine ulaştırılan bilgiye göre SDG’nin Deyrizor’ da yaptıklarını “katliam” olarak adlandırmıştır.

Bunun yanı sıra basın kaynakları, yaklaşık 50 kamyondan oluşan ve Kuzey Irak’tan gelen uluslararası askeri ittifak konvoyunun 27 Mayıs 2019’da Suriye topraklarına girdiğini ve Suriye’nin kuzeydoğusunda yer alan SDG’nin yönetimi altındaki Deyrizor bölgesine ulaştığını, ardından askeri helikopterlerin eşlik ettiği konvoyun bölgenin doğusundaki Ömer köyüne yöneldiğini bildirmiştir. Öte yandan kaynaklar konvoyun SDG için 4×4 araçlar, beton bariyerler ve prefabrik odaların yanı sıra, silah ve mühimmat yardımı taşıdığına işaret etmiştir.

ABD destekli Kürt militanların girişimleri

Aşiretlerin Batı çevrelerini ve Kürt militanları gözetmek için düzenlediği konferans

”Suriye Demokratik Konseyi” (SDK) 3 Mayıs 2019’da Kuzey Rakka kırsalında, Ayn İssa bölgesinde düzenlenmiştir.

“Suriye toplumunu koruyan ve toplumsal akdine bağlı olan Suriyeli aşiretler” başlığı altında yapılan konferansa doğu bölgesindeki aşiret liderleri, önceki Demokratik Birlik (Kürdi) Partisi lideri Salih Müslim katılmıştır.

Konferansın kapanış bildirgesinde, “Suriyeli aşiretler, Suriye krizinde ve devam eden çatışmada en önemli engel ve zorluklardan birinin aktif çözüm güçleri ile büyük ölçüde özerk yönetimi temsil eden kalkınma projesi temsilcilerinin uzaklaştırılması ve ortadan kaldırılması olduğunu” ifade etmiştir.

Katılımcılar ”Suriye toprakları ve halk egemenliği birliğinin oluşması, Türkiye’nin, Suriye’deki Cerablus, Azez, El-Bab ve İdlib’de bulunan işgallerinin sona erdirilmesi, Afrin’in kurtarılarak güvenli ve istikrarlı bir şekilde halkına teslim edilmesi” çağrısı yapmışlardır.

Konferans; rejim, Rus ve muhtelif Suriyeli halk oluşumları tarafından büyük çapta eleştiri almıştır. Geçen seneler boyunca Suriye’deki farklı taraflar aşiretleri kendi tarafına çekmeye çalışmışlardır. Bu taraflardan biri 2018 yılında aşiret için konferans düzenleyen Suriye rejimidir.

SDG yönetimi altındaki bölgelerde bulunan genel memnuniyetsizlik ve düzenlenen gösteriler

Nisan ayından bu yana doğu ve batı Deyrizor kırsalı ekonomi ve yaşam şartlarını, idari yolsuzluğu ve Suriye’deki petrolün rejim bölgelerine kaçırılmasını protesto eden halkın SDG’ye karşı düzenlediği gösterilere tanıklık etmektedir.

Bu gösterilerin en belirgini, Deyrizor kırsalındaki Al-Shuhayl kentinde meydana gelmiştir. SDG tarafından sivillerin öldürülmesi üzerine, 9 Mayıs 2019 tarihinde öfkeli halk düzenlediği gösterilerde askeri karargahları ateşe vermiştir.

Öte yandan bu bölgelerde gösterilerin etkisinin büyümesiyle birlikte Tel Daman, Diban ve El-Shheell kentinde sivillerin öldürülmesini kınamak için kalabalık gösterilerin yapıldığı kaydedilmiştir.

Bu durum üzerine Deyrizor’daki şeyhler ve El-Uqaydat kabilesi ileri gelenleri 13 Mayıs 2019’da Al-Shuhayl kentinde bir araya gelerek, birçok ihlalin arka planı ardından halk protestolarıyla karşılaşan SDG’ye karşı bir tutum sergilemiştir. Toplantının kapanış bildirgesinde, Kürt kuvvetlerinin Deyrizor’da yürüttüğü ihlallere müdahale ederek durdurmak için ABD’nin yönetiminde uluslararası bir koalisyon talep edilmiştir.

Açıklamada “SDG doğu bölgesinin zenginliklerini istismar etmek ve tahkikatlarda herhangi bir taraf ile ilgileri olmadığı kanıtlanmasına rağmen rejime bağlı oldukları iddiasıyla sivilleri öldürüyor” suçlaması yapılmıştır.

Bu gösterilere karşılık olarak, SDG kendisine bağlı savunma güçlerini kuzey Deyrizor köyleri ve kırsal beldeleri çevresinde toplamıştır. Ardından tutuklamalar yapmış ve protestoları siyasallaştırma veya terörle ilişkili olma suçlamasıyla onlarca gencin tutuklandığı baskınlar düzenlemiştir.

Asayiş ekipleri (Suriye Demokratik Güçleri Güvenlik Kolu) ara sıra taramalar ve tutuklamalar yapmıştır. Bu süre boyunca SDG yönetimi altında bulunan bölgelerde onlarca genç, terörle ilişkili olmak suçlamasıyla alıkonmuştur. Bazı zamanlarda ise bu baskınlara, mülke el koyma, sınır dışı etme veya topraklarım yakılması gibi operasyonlar eşlik etmiştir.

SDG’den zorunlu askerlik şartı

10 Mayıs 2019’da Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı Öz Savunma Komitesi, Rakkalı gençleri zorunlu askerlik hizmetine almak için bir kampanya başlattı. Öyle ki SDG militanlarına bağlı jandarmalar, Rakka’daki ana yollar ve caddelerde “Benliğimizi Korumak Görevimizdir Sakın Unutma” başlıklı reklam kampanyasını halka duyurdu.

Birkaç gün sonra, yani 14 Mayıs 2019 tarihinde bir SDG militanı yaptığı açıklamada; Münbiç, Al-Thawrah, Rakka kırsalı ve Kobani’yi kapsayan Fırat bölgesi gençleri için zorunlu askerlik kampanyası başlattığını açıkladı.

Militan, yaptığı açıklamada güvenlik kolu olan “asayiş militanlarını”, 1986 ila 2000 doğumlu olanları zorunlu askerlik hizmetine almakla görevlendirdi.

SDG kontrolü altındaki Rakka köylerinde, 18 yaş ve üstü erkekler 45 günlük bir eğitim almak için öz savunma kamplarına gönderilmek amacıyla tutuklanmaktadır. Eğitimden sonra, şehrin sınır noktalarındaki temas hatlarına gönderiliyor veya SDG’ye bağlı askeri noktaları ve çıkış noktalarını korumak için seçiliyorlar. Bunun yanında özellikle Deyrizor’un doğusundaki militanlar ve halk arasında yaşanan çatışmalarda da yer almaktadırlar.

SDG saflarında öz savunma süresi (zorunlu hizmet), izinle birlikte tam bir yıldır. Gerek görüldüğü takdirde 3 ay boyunca ek askerlik yaptırılabiliyor. Ayrıca zorunlu askerlik için aylık 25 bin Suriyeli Lirası (50 Dolardan az) para verilmektedir.

SDG’ye bağlı özyönetim buğday alımı için harekete geçti

SDG, mahsul almak için 200 milyon ABD doları tahsis ettikten sonra 20 Mayıs 2019 tarihinde çiftçilerden buğday satın alma fiyatını artırdı. Öz yönetim, (SDG’nin idari kolu), bir kilo buğdayın fiyatını 150 lira olarak belirledi. Bu da rejimin ödediği fiyata oranla daha düşük olduğu için köylülerin memnuniyetsizliğini artırdı. Böylece Suriye’deki rejim buğdayın kilosunu 185 lira olarak belirlediği için öz yönetim, kilosunu 160 liraya çıkarmak zorunda kaldı.

Suriye, 29 yıldır en düşük buğday üretim seviyelerinden birini yaşadığı için, DEAŞ, rejim ve Rusya’nın bombardımanı yüzünden tarım alanlarında meydana gelen yangınlar sonucu Suriye’nin çeşitli bölgelerinde büyük ölçekli bir gıda felaketi beklenirken, farklı bölgelerden buğday çiftçileri çeşitli yerlerle rekabet etmektedir.

El-Hol kampındaki tutukluların serbest bırakılması için aşiretleri razı etme çabası

Kabile mensupları ile SDG ve İdari ve Güvenlik Kolu arasındaki gerginlikten sonra, SDG, tutuklu kabile çocuklarının serbest bırakılması için çeşitli kampanyalar başlatmıştır. Mayıs 2019’da tutukluların serbest bırakılması için başlattığı 3 kampanya da bu çabalara dahildir:

– 13 Mayıs 2019: SDG tarafından tutulan, 43 DEAŞ örgütü üyesi veya örgütle alakası olmakla suçlanan sivillerin serbest bırakılması.

– 17 Mayıs 2019: SDG tarafından tutulan, 44 DEAŞ örgütü üyesi veya örgütle alakası olmakla suçlanan sivillerin serbest bırakılması.

– 25 Mayıs 2019: SDG tarafından tutulan, 85 DEAŞ örgütü üyesi veya örgütle alakası olmakla suçlanan sivillerin serbest bırakılması.

Bu serbest bırakma eylemleri, özellikle de sonuncusu Deyrizor ilindeki bir aşiret aracılığıyla gerçekleşmiştir. Ki zaten gözaltına alınanların çoğu, DEAŞ örgütü ile ilişkisi bulunmakla suçlanan sivillerdir. Şu anda fiili olarak daha önce DEAŞ saflarında çatışan birçok serbest bırakılmış kişi bulunmaktadır. Ancak SDG’ye göre onlar çatışmış ama elini kana bulamamış kişilerdir.

Aynı zamanda 27 Mayıs 2019 tarihinde SDG militanları ve öz yönetim, Haseke’deki El-Hol kampından bazı DEAŞ örgütü üyelerinin çıkarılması için hazırlık yapmaya başlamıştır. Kampta tutulan Deyrizor halkının köylerine geri dönüşü üzerinde de çalışmalar yapılmıştır. Bu karar, öz yönetim liderleri ve Suriye Demokratik Konseyi’nin (SDK) yanı sıra, SDG liderleri, bölgenin önde gelen şahsiyetleri ve bölgedeki seçkin aşiretlerin de dahil olduğu toplantılar neticesinde alınmıştır. 

DEAŞ’ın girişimleri

Örgütün, geçtiğimiz mart ayında Deyrizor’un doğusundaki Bagoz bölgesindeki son kalesini kaybetmesine rağmen, SDG’nin kontrolündeki Suriye’nin kuzeyindeki ve doğusundaki tüm bölgelere yönelik saldırıları devam etmektedir.

Mayıs 2019’da tanımlanamayan unsurlar ve diğer DEAŞ örgütü üyeleri, günlük bir rutin haline gelecek şekilde, özellikle Rakka ilindeki SDG militanlarına ve askeri üslerine olan saldırılarını yoğunlaştırdı.

Örgüte ya da SDG militanlarına bağlı yayın organlarının haberine göre, 2019 yılı mayıs ayında, sadece Rakka’da 40’dan fazla SDG unsuru öldürülmüştür ve şehrin kırsalında yapılan operasyonlar hariç Rakka içinde yaklaşık 19 bombalama eylemi gerçekleşmiştir.

DEAŞ’a bağlı Naba gazetesinde yayınlandığına göre ise, 2019 yılı mayıs ayının ilk haftasında örgüt, Deyrizor’da 10’dan fazla operasyon gerçekleştirmiş ve 30’dan fazla SDG üyesi veya ona bağlı teşkilat üyesini öldürmüştür. 2019 yılı mayıs ayının ilk yarısında Haseke, Deyrizor, Rakka ve Halep kırsalındaki her yerde SDG’ye karşı yapılan saldırıların sayısı 64’e yükselirken aralarında güvenlik güçleri (Asayiş) çalışanlarının ve liderlerin olduğu 160’dan fazla SDG üyesinin yaralanmasına ve ölümüne sebebiyet vermiştir.

“DEAŞ” ne pahasına olursa olsun Palmira’yı istiyor

Örgüt, Palmira’ya yerleşerek oraya geri dönmeye çalışmaktadır. Bunu da Suriye’nin Palmira şehrinde ve Deyrizor’un doğusundaki kırsal bölgelerde birkaç yeri ve son olarak Bagoz’u kaybettikten sonra yavaş yavaş Palmira bölgesindeki örgüt alanlarına nüfuz ederek yapmaktadır.

Humus’un doğusundaki Sokhna bölgesi ise “Hısnu’l vatan” gibi militan gruplarının yerel fraksiyonlara maruz kalmaktadır. Sokhna’nın zaman zaman rejim tarafından maruz kaldığı hava bombardımanlarının ortasında İranlı militanların sayısı artmıştır.

Saha kontrol haritasına göre, DEAŞ, Humus ve Deyrizor şehirleri arasında, Sokhna bölgesinin kıyısından Boukmal ve El-Meyadin şehir sınırlarına kadar uzanan bölgeyi korumaktadır.

Buralardan küçük ve bağımsız bölgeler alarak ve operasyonlarını Suriye’deki Esed güçlerine karşı ani ve çevik saldırılar şeklinde yoğunlaştırmaktadır.

DEAŞ’ın Mayıs 2019’daki saldırıları

– 1 Mayıs 2019: DEAŞ örgütü, Humus’un doğusundaki “Awairad Seddi” alanında gerçekleştirdiği yeni bir sızma sonucu, rejimi ölü ve yaralı olarak zayiata uğratmayı başarmış, aynı zamanda bazı unsurları esir olarak ele geçirmiş ve pek çok askeri teçhizata el koymuştur.

– 16 Mayıs 2019: DEAŞ örgütü çatışanları, Palmira’da Suriye rejiminden bir gruba ve ona bağlı militanlara saldırmış ve en az 16 kişinin ölümüne ve yaralanmalara sebebiyet vermiştir. “Ramazan Baskını” operasyonu kapsamında askeri teçhizatlar ve esirler ele geçirilmiştir. 

-16 Mayıs 2019: Bomba yüklü bir araç, SDG’nin Münbiç’in kuzeyinin genel güvenlik merkezi olarak aldığı El-Ziraat okulunu hedef almış ve ilk sonuçlara göre 5 kişi ölmüş ve 12 kişi yaralanmıştır. DEAŞ ise saldırıyı üstlenmiştir.

-19 Mayıs 2019: Rakka şehri iki kere bombalı saldırıya şahitlik etmiştir. DEAŞ örgütü saldırıyı üstlenmiş ve öz yönetime bağlı Hawar Haber Ajansı’nın (ANHA) söylediğine göre, bomba iç güvenlik güçlerine bağlı bir araçta, araç Rakka şehrinde El-Tayyar mahallesinde seyir halindeyken patlatılmıştır. Patlama sonrası güvenlik güçlerinden üç kişi yaralanmıştır. Ajans, zanlıların Rakka’daki Odessa Otel yakınlarındaki iç güvenlik güçleri aracına el yapımı patlayıcı attıklarını ekledi ve zanlılar hakkındaki yaralanmalar hakkında bilgi vermedi.

20 Mayıs 2019: DEAŞ örgütüne bağlı bir unsur tarafından Haseke’nin güney kırsalında el-Şeddadi bölgesinin güneyinde gerçekleştirilen intihar saldırısı sonucu SDG militanları öldürüldü ve yaralandı.

– DEAŞ örgütü, Deyrizor kırsalındaki El-Kesar köyünde makinalı tüfeklerle SDG militanlarına ait bir mekanizmayı hedef almıştır. Mekanizmaların yıkımına, içinde bulunan bir unsurun ölümüne ve iki kişinin yaralanmasına sebep olmuştur.

– DEAŞ örgütü üyeleri, Deyrizor kırsalındaki Al-Sacar köyünde RPG roketatarlar ve makineli silahlar ile SDG’ye bağlı askeri bir noktayı hedef almıştır. Saldırı sonucunda iki unsur öldürülmüş ve diğer iki kişi yaralanmıştır.

– 20 Mayıs 2019: DEAŞ’a bağlı bir grup, Humus’taki Sokhna bölgesinde Hizbullah militanları ve rejim güçlerinin mevzisine saldırmıştır. Saldırı sonrası can ve ekipman kaybı yaşanmıştır. Saldırı, rejimin Sokhna kırsalındaki taramanın tamamen sona erdiğini ve bölgedeki örgütün kalıntılarının ortadan kaldırıldığını açıkladıktan saatler sonra gerçekleşmiştir.

-13 Mayıs 2019: DEAŞ örgütü, Humus’un Savannah bölgesindeki rejim kuvvetlerinin askeri kışlalarına saldırmıştır. Silah, mühimmat ve esirler ele geçirilmiştir ancak bunun yanı sıra kendi aralarından ölen ve yaralananlar da olmuştur.

– 24 Mayıs 2019: DEAŞ, dinden döndükleri gerekçesiyle Suriye’de ve Irak’ta tarım arazilerini yakıyor.

– 24 Mayıs 2019: DEAŞ örgütü elemanları, Doğu Humus’taki Aweird Seddi çevresindeki rejim kuvvetlerinin askeri kışlalarına saldırmıştır. Rejim kuvvetlerinin mekanizmasına zarar vermeyi ve hafif silahlar ele geçirmeyi başarmışlardır. Çatışmalar sonucu her iki taraftan da ölen ve yaralananlar olmuştur.

– 24 Mayıs 2019: DEAŞ unsurları, Palmira kentinin kırsalındaki üçüncü istasyonun çevresine bir operasyon başlattı ve çatışma hattı boyunca rejimin yayıldığı noktaları hedef alan ağır top saldırısı sonucu rejim güçleri arasından ölen ve yaralananlar oldu.

– 25 Mayıs 2019: “DEAŞ” örgütü, Rakka kentini hedef alan iki bombalı saldırının ardından “Suriye Demokratik Güçleri”nden ölen ve yaralananlar olduğunu bildirdi. DEAŞ’a bağlı Amaq Haber Ajansı, saldırganların Rakka’da iki Molotof kokteyli attığını ve SDG’den 1 kişinin öldüğünü ve 8 kişinin yaralandığını söyledi.

– 27 Mayıs 2019: Rejim ve rejimin desteklediği İranlı militanlar, Suriye’yi taramayı hedefleyen bir girişimde bulundular. Bu girişim, Suriye-Irak sınırındaki Boukmal şehrinden başlayarak El-Meyadin’e kadar sınır hattını temizlemeyi hedeflemektedir. Örgütün saldırılarını sınırlamak amacıyla “DEAŞ” bölgede varlığını devam ettirmektedir.

31 Mayıs 2019: DEAŞ örgütüne bağlı saldırganlar, Doğu Deyrizor kırsalında, Sabihan ve El-Meyadin’deki El-Faida bölgesinde rejim güçlerinin ve militanlarının mevzilerine saldırıda bulunmuştur. Saldırı sonucu Suriye rejimi güçlerinden 10’dan fazla kişi ölmüş ve 7 kişi yaralanmıştır. DEAŞ’tan ise 3 kişi ölmüş 5 kişi yaralanmıştır.

– 31 Mayıs 2019: DEAŞ, Esed rejimine bağlı subaylarının da aralarında bulunduğu 17 kişinin öldürüldüğünü ve yaralıların da olduğunu bildirdi. Bir buldozerin imha edildiğini, saldırı cephelerinin kazılıp ve yakıldığını, Humus’un Sokhna bölgesindeki mevzilerine gerçekleştirilen saldırılar sırasında bazı silah ve mühimmatın ele geçirildiğini de açıkladı.

Suriyeli muhaliflerin girişimleri

– 3 Mayıs 2019: Naser El-Hariri önderliğindeki (Müzakere Heyeti Başkanı) Suriyeli muhaliflerden oluşan delegasyon, Cenevre’de ABD elçisi James Jeffrey ve BM’nin Suriye Özel Elçisi Geir Pedersen’in de aralarında olduğu 7 ülkenin elçisiyle bir araya geldi.

– 4 Mayıs 2019: Suriye Ulusal Koalisyonu, başkanlık siyasi seçimlerini bir sonraki oturuma erteledikten sonra Geçici Hükümet Başkanı Cevad Ebu Hatib’i 2 ay daha görevine devam etmesi için görevlendirdi. Koalisyon Genel Kurulu toplantısının, 45. Oturumda gerçekleşmesi planlanıyordu. Yeni Koalisyon Başkanı, Başkan Yardımcıları, Genel Sekreter ve Siyasi Organ üyeleri seçildi. Ancak seçimler, sahadaki durumların ertelenmesine neden oldu.

– 7 Mayıs 2019: Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu ve Müzakere Heyeti, iki ayrı açıklama yaparak, İdlib’de gerilimin tırmanması konusunda uyarıda bulundu. Her iki açıklamada da rejim ve müttefiklerinin İdlib’de yapmayı planladığı şeylerin sorumluluğunun Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi’ne ve uluslararası örgütlere ait olduğunu vurgulandı.

-14 Mayıs 2019: Suriye Muhalefet Koalisyonu Başkanı Abdurrahman Mustafa, İdlib bölgesindeki Esed ve Rus kuvvetlerinin kapsamlı bir askeri operasyonuna karşı çekimser kaldı. Anadolu Ajansı’na, bölgenin çok sayıda Özgür Suriye Ordusu unsurları içerdiğini söyledi. İlerleme kolay olmayacaktı ve Rusya da bunun farkındaydı.

– 14 Mayıs 2019: Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Suriye Başbakanı Naser Al-Hariri ile bir araya geldi ve Suriye hakkında birkaç konu üzerine görüşme gerçekleştirdi.

– 15 Mayıs 2019: SMDK Başkanı Abdurrahman Mustafa, uluslararası topluma ve Suriye dosyasındaki aktörlere İdlib’e yapılan bombalı saldırılara son verme ve istilanın önüne geçilmesi çağrısında bulundu. Mustafa aynı zamanda herhangi bir işgal teşebbüsü durumunda, Suriye rejimi ve müttefikleri tarafından tüm dünyayı etkileyebilecek olumsuz yansımalar olabileceği konusunda uyardı.

– 16 Mayıs 2019: SMDK 24 Nisan 2019’da Halep kırsalının açtığı genel merkezde Suriye’de ilk toplantısını yaptı. Koalisyon, resmî web sitesi aracılığıyla siyasi kurulun periyodik toplantısını Halep kırsalında gerçekleştirdiğini, özgür bölgelerdeki saha durumu, İdlib ve Hama kırsalı üzerindeki Rus-İran askeri hamlesi ve geniş kapsamlı tehcir politikası üzerine tartıştıklarını belirtti.

– 20 Mayıs 2019: Suriye Yüksek Müzakere Komisyonu Başkanı Naser El-Hariri, Anayasa Komitesinin oluşumunda tartışılan altı ismin silindiğini ve yerine kimin geçeceği konusunda bir tartışma olduğunu açıkladı. Hariri, işleyiş usulü prosedürleri üzerinde anlaşma sağlanırsa ve yeni Anayasanın tartışılmasında yer alacak isimler belirlenirse komitenin kurulmasında ilerleme olacağını teyit etti.

– 30 Mayıs 2019: Suriye Yüksek Müzakere Komisyonu Başkanı Naser El-Hariri, Suriye’nin kuzeyindeki bombardımanın artması nedeniyle Suriye’de siyasi bir süreç olmadığını ve Suriyeliler arasında ironik hale geldiğini açıkladı. “El-Arabiya El-Hades”e konuşan El-Hariri: “Siyasi bir süreç yok ve güven duyulan şey sadece savaştır. Hedef ise Suriye halkıdır. Bu konu da AB de biz de açık olmalıyız” dedi.

Türkiye’nin Suriye girişimleri

  1. Gerginliği Azaltma Bölgesi’nde yaşanan son olaylar, birkaç sebepten ötürü Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en büyük tehlikelerden biridir. Çünkü bu tırmanışın Türkiye’ye, güvenliğine ve bölgedeki kalıcı istikrarın sağlanması için yapılan anlaşmalar üzerinde olumsuz etkileri vardır.

Türkiye’ye yeni bir göç dalgası korkusu, şu anki dönemde Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en büyük endişelerden biridir. Ayrıca Suriye’de gerilimin azaltıldığı bölgelerde askeri yükseliş devam ederse ve bu bölgelere bombardıman devam ederse, Türkiye’nin ve bölgenin yaşayacağı zayıf güvenlik önlemleri de bu korkular arasındadır.

Bu sebeple Türkiye, krizi ihtiva etmeye ve olayları normale döndürmeye çalışmak için geçtiğimiz süre boyunca mücadele etmiştir. Ancak rejim ve Rusya’nın 2019 yılı nisan ayının sonlarına doğru Astana’da gerçekleştirilen son Astana konferansının başarısızlığından bu yana ivme kazanmaya başlamış olan gerginliği tırmandırma kampanyasını sürdürmekte kararlı olduğu görülmektedir.

Türkiye, biri siyasi diğeri ise askeri olmak üzere iki paralel yol izlemiştir. Öyle ki geçtiğimiz son haftalarda Türkiye, Suriye’deki askeri varlığını güçlendirmek ve her türlü acil duruma hazır olmak için Suriye sınırına daha fazla Türk askeri göndermek istemiştir. Bununla birlikte bir yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir yandan Dışişleri Bakanı ve diğer yandan da Savunma Bakanı, Rus taraflarıyla temasa geçerek askeri kampanyadan geri çekilmeye ve gerilimi durdurma çağrısı yapmışlardır.

Türkiye’nin, rejimin ve Rusların ilerlemesi ve askeri yükselişini durdurmak için gösterdiği çabaların başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Aksine Türkiye, rejimin ve Rusya’nın askeri hamlesi sonucunda kaybedilen köyleri ve bölgeleri geri kazanmalarını sağlamak için silahlı gruplara olan desteğini artırmış görünmektedir. Rusya ile Türkiye arasındaki krizin tırmanmasını tehdit eden bir durum da Türkiye’nin Tel Rıfat kentindeki Kürtlerin varlığından rahatsız oluşu ve onları bölgeden temizleme talebidir. Rusya ve Esed rejimi, Tel Rıfat’ta askeri gerilimi tırmandırmaktadır.

Türkiye’nin Mayıs 2019’daki en önemli girişimleri

– 1 Mayıs 2019: Türkiye Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve ABD Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey başkanlığında Ankara’da gerçekleşen Türk-ABD müzakerelerinde, siyasi bir çözüme ulaşma, DEAŞ örgütünü mağlup etme yolları ve Türkiye’nin kuzey Suriye’deki endişeleri gibi Suriye meselesinde yaşanan en son gelişmeleri tartıştı.

– 4 Mayıs 2019: Suriye’nin kuzeyindeki Afrin’de YPG tarafından düzenlenen saldırı sonucu bir Türk subayı şehit oldu, diğeri yaralandı. Bakanlıktan yapılan açıklamada, Tel Rıfat bölgesindeki Kürt silahlı birlikleri, Zeytin Dalı bölgesini hedef aldı, 1 subayın şehit olduğu, 1 kişinin ise ağır yaralandığı bildirildi. Bakanlık, meşru müdafaa kapsamında karşı saldırı olarak Kürt birliklerinin bombalandığını açıkladı. Ancak kaç milisin öldürüldüğü hakkında bilgi vermedi.

– 4 Mayıs 2019: Türk zırhlı personel taşıyıcıları, askeri taşıyıcılar ve askeri teçhizat konvoyu, Suriye-Türkiye sınırındaki Azez kentine, SDG militanlarının özünü oluşturan Kürt birimleri tarafından kontrol edilen bölgelerle temas noktalarına ve Türk ordusunun karargahlarına girdi.

– 4 Mayıs 2019: Bir yüzbaşının da içlerinde bulunduğu 4 Türk askeri, Hama’nın kuzeyindeki Sher Maghar’da Türklerin bulunduğu bir noktayı hedef alan Suriye rejimi kuvvetlerinin bombardımanı ile şehit edildi.

– 31 Mayıs 2019: Türk ordusu, Suriye sınırına özel komando birimlerinden oluşan askeri takviyeler gönderdi. Türk medyası, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden 50 askeri zırhlı komando aracının Hatay sınırına takviye edildiğini bildirdi. Kaynaklar, askeri kaynakları naklen takviyelerin Suriye sınırında bulunan birimlere dağıtılmasının amaçlandığını söylediğini belirtti.

– 7 Mayıs 2019: Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Suriyeli mültecilerin işlerini ve Suriye’deki durumu izlemek amacıyla sınıra yakın olan Hatay’da bir temsilcilik açtı ve başvuruları almaya başladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, temsilcilik ofisini ziyaret etti ve ofisin kurulmasının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile gerçekleştiğini söyledi.

– 10 Mayıs 2019: Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler ve Kara Kuvvetleri Komutanı Ümit Dündar ile birlikte Suriye-Türkiye sınırındaki Hatay’ı ziyaret etti. Millî Savunma Bakanlığı, ziyaretin Suriye sınırını denetlemek amacıyla yapıldığını belirtti. Akar, denetimin bir parçası olarak sınırı ziyaret etmeden önce İkinci Ordu Komutan Yardımcısı Sinan Yayla ve diğer komutanlarla bir araya geldi.

– 11 Mayıs 2019: Türk subay heyeti, Halep ve İdlib kırsalındaki denetim noktalarını ziyaret etti.

– 14 Mayıs 2019: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rus lider Vladimir Putin, telefon üzerinden İdlib ilindeki son gelişmeleri tartıştılar. Telefon görüşmesi sırasında Erdoğan, Suriye rejiminin son iki haftadır İdlib’deki gerginliğin azaltıldığı bölgelerde yaptığı ateşkesi ihlallerinin endişe verici bir hal aldığını söyledi.

– 14 Mayıs 2019: Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Suriye’nin kuzeydoğusundaki İdlib’de yaşanan en son gelişmelerle ilgili Rus mevkidaşı Sergey Şoygu ile bir telefon görüşmesi yaptı.

– 17 Mayıs 2019: Türk konvoyu İdlib’deki El-Ghab Ovasına girdi.

– 17 Mayıs 2019: Türk-Rus Ortak Çalışma Grubu, İdlib dosyasını ve diğer bölgesel sorunları tartışmak amacıyla ilk toplantısını Ankara’da yaptı.

– 20 Mayıs 2019: Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar, Rus mevkidaşı Sergey Şoygu ile bölgesel güvenlik meseleleri, özellikle de İdlib’deki en son gelişmeleri ve Soçi Anlaşması anlayışı çerçevesinde bölgedeki gerilimi durdurmak için alınacak önlemler hakkında bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

– 21 Mayıs 2019: Türk konvoyu, güneye doğru ilerlemek üzere Kefer Lusin’den İdlib’e girdi. Konvoy, orta makineli tüfeklerle birlikte beş cip tipi aracı içeriyordu.

– 24 Mayıs 2019: Türk konvoyu, Hama’nın kırsalındaki Shehshabu dağı bölgesinde yer alan Sher El-Maghar’daki denetim noktasına girdi. Konvoy, Khirbet El-Joz’dan girerek İdlib’e doğru gitti ve Shashabo Dağı’na yöneldi.

– 26 Mayıs 2019: Reuters Haber Ajansı, 2 kaynaktan alıntı yaparak, kaynaklarını 2 ana muhalefet figürü olarak nitelendirdi: Gerginliğin son bulması için Ankara, Rusya’yı ikna edemedi. Bunun ardından muhaliflere yönelik askeri desteğini artırdı. Buna misilleme olarak Rusya, Kürt militanlar tarafından kontrol edilen ve Türkiye’nin bir süredir kontrol etmeyi amaçladığı Tel Rıfat bölgesinde 3 yeni üs kurdu.

-30 Mayıs 2019: Kefer Lusin’den giren 30 araçtan oluşan bir Türk ordusu konvoyu kuzey Hama kırsalında El-Ays, El-Sarman ve Murek’teki 3 denetim noktasına yöneldi. Askeri konvoy bu üç noktaya dağıldı.

– 30 Mayıs 2019: Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rus mevkidaşı Vladimir Putin ile İdlib’deki durumu ve bölgenin yaklaşık beş haftadır maruz kaldığı gerginlik hakkında telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı, Rus mevkidaşına İdlib’teki ateşkesin en kısa sürede sağlanması gerektiğini belirtti. Ardından Suriye’deki siyasal çözüme değinen Erdoğan, Suriye’nin ve İdlib’in güneyindeki sivilleri hedef alan Rus uçaklarının saldırıları sonucunda yaşanan zayiatların önlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Türkiye’ye yönelik her geçen gün artan göç dalgasının önüne geçilmesi gerektiğini de ekledi. İki lider, Haziran 2019’un sonunda Japonya’nın Osaka kentinde yapılacak olan G20 zirvesinin yanlarında ikili görüşme yapmayı kabul etti.

– 31 Mayıs 2019: Türk ordusu, Suriye sınırına özel komando birlikleri gönderdi. Bu birlik Suriye sınırına yerleştirilen birliklere takviye edilmesi için gönderilen komandoları Hatay-Suriye sınırına taşıyan 50 askeri zırhlı aracı kapsamaktadır.

Uluslararası Girişimler

BM Elçisi Pedersen’den Anayasa Komisyonu’nun önündeki engelleri aşma çabası

Pedersen, 01 Mayıs 2019’da BM Güvenlik Konseyi’nin oturumu sırasında Suriye Anayasa Komisyonunun kurulmasının hâlâ altı üyenin isimleri üzerinde anlaşmaya ihtiyaç duyduğunu, bu konuda ek istişareler yapılacağını söyledi ve Pedersen oturum sırasında: “Daha önceden üzerinde anlaşmaya varılan altı isim listeden kaldırılmıştır, sivil toplum tarafından sunulan isimler üzerinde tartışmalar devam ediyor. Bütün tarafların tüm üyeler hakkında hemfikir olmaları için çok çalışıyoruz” dedi.

BM’nin Suriye özel elçisi olarak göreve başlamasından bu yana Pedersen, Suriye’yi siyasi bir çözüme götürme yolunda atılacak önemli bir adım olduğu varsayılan anayasal bir komite kurmayı başarabilmek için çeşitli taraflarla diyaloglarını sürdürmektedir.

Anayasa Komisyonu fikri, ilk olarak 20 Aralık 2018’de Rusya’daki Soçi Konferansında ortaya atıldı, sonrasında karşılıklı müzakereler başladı. Ancak hem rejim hem de muhalefet tarafından, komisyon için 50 isimden oluşan listelerini sunduktan sonra isimlerin belirlenmesi konusunda yaşanan anlaşmazlık nedeniyle bir sonuca varılamadı.

Son olarak 20 Mayıs 2019’da Müzakere Kurulu Başkanı Naser El-Hariri, üzerinde ihtilafa düşülen 6 ismin silindiğini ve anayasa komitesinin kurulmasının artık daha yakın olduğunu söyledi. Bu amaçla Cenevre’de yakın bir zamanda toplantı yapılmasını öngördüğünü söyledi. Ancak süreç gecikti ve Mayıs 2019’un sonunda Suriye’deki siyasi süreç artık mevcut değildi.

BMGK’dan olağanüstü İdlib oturumu

17 Mayıs 2019’da Güvenlik Konseyi, İdlib ve Astana müzakerelerinin (26 Nisan 2019) 12. oturumunun sona ermesinden bu yana karşı karşıya kaldığı gerilim üzerine olağanüstü bir oturum düzenledi. İngiltere, ABD ve Belçika’dan gelen delegeler Suriye’nin kuzeyinde gerginliğin azaltıldığı bölgelerde artan bombalama olaylarına karşın endişe duyduklarını dile getirdi. Belçikalı delege, İdlib ve Hama’da uluslararası hukuku ve insan haklarını ihlal eden herkesten hesap sorulmasını istedi.

Birleşmiş Milletler Siyasi İşler Genel Sekreteri Rosemary DiCarlo, İdlib’deki mevcut durumun devam etmesi halinde uluslararası toplumun uluslararası barış ve güvenlik açısından feci sonuçlarla karşı karşıya kalacağını ve Türkiye ile Rusya arasındaki İdlib’le ilgili Soçi mutabakatına saygı gösterilmesini istedi. Terörizmle mücadelenin uluslararası hukukun ötesine geçtiğini şu şekilde ifade etti: “İdlib’de 3 milyondan fazla sivil var… Heyet-i Tahrir-i Şam örgütü ile dikkatli bir şekilde mücadele etmelidir.”

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Genel Sekreteri Mark Lowcock, BM’nin İdlib’deki yaklaşık 25 bin yerinden edilmiş kişiye acil yardım malzemesi dağıttığını belirtti ve çok sayıda sağlık tesisinin Suriye ve Kuzey Suriye’deki çalışmalarını kısmen veya tamamen askıya aldığını belirtti.

Ancak Güvenlik Konseyi Fransız delegesi Francois Delattre, İdlib’deki ateşkesin sürdürülmesi çağrısında bulundu. ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimî Temsilci Yardımcısı Jonathan Cohen ise, “Rusya’yı şu 4 adımı atmaya davet ediyoruz” dedi:

Öncelikle bölgedeki tüm askeri operasyonları sakinleştirecek, Eylül 2016’da yapılan ateşkes anlaşmasına uyum sağlayacak, ikinci olarak insani yardımlar ulaştırılacak, üçüncü olarak Şam’da yardım malzemelerine ihtiyaç duyan bölgelere ulaşmak için gereken neyse yapacak. Son olarak ise, İdlib’de kimyasal silahların kullanılmasına engel olacak ve kimyasal silah kullanımının derhal şiddetle yanıt bulacağı konusunda uyarıda bulunacak.

Ortak çalışma grubu Ankara’da toplandı

17 Mayıs 2019 tarihinde, Ortak Çalışma Grubu (Türk-Rus), İdlib dosyasını ve diğer bölgesel sorunları tartışmak üzere ilk toplantısını Ankara’da yaptı. Toplantıda kayda değer herhangi bir karar alınmadı ve tarafların İdlib’deki gidişat konusunda ortak bir noktada buluşamadıkları görüldü.

BM’den Güney Suriye ile ilgili 7 maddelik tavsiye raporu

18 Mayıs 2019’da Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi, Temmuz 2018’in sonlarında Rus uçakları tarafından desteklenen rejim güçlerinin kontrolü altında olan Suriye’nin güneyi hakkında bir rapor yayınladı. Komisyon, bu raporda insan haklarını temin etmek için 7 tavsiyede bulundu:

  • Birincisi, rejimin kontrolü altındaki alanlardaki tüm kişilerin insan haklarının korunmasını teşvik etmek ve saygı duymak ve sivillerin ayrımcılığa uğramadan temel hizmetlere erişimini kolaylaştırmak için mevcut olan araçların mümkün olan en üst düzeyde sağlanması için adımlar atılması.
  • İkincisi, yerlerinden edilmiş kişiler de dahil olmak üzere tüm sivillere güvenli ve emniyetli bir şekilde evlerine geri dönmeleri ve insani ilkelere ve uluslararası standartlara tam olarak uymaları için tüm güvenli tesislerin sağlanması.
  • Üçüncüsü, BMGK’nın tüm sivillerin güvenliğini tehlikeye atan şiddet veya misilleme eylemlerini önlemek için tüm gerekli önlemleri alması.
  • Dördüncüsü, yerlerinden edilmiş ve göç eden tüm sivillerin mülklerinin korunması. Evlerine, yurtlarına geri dönme imkanları bulunmasa bile ellerinden alınan mülklerinin iadesinin sağlanması.
  • Beşincisi, tutuklamaların yasaya uygun olarak gerçekleştirilmesi. Güvenilir ve yeterli kanıtlarla desteklenmesi. Ayrıca yasal prosedürlere ve tutuklanan tüm kişilerin adil haklarına saygı duyulmalı. Gözaltına alınan kişilerin Suriye’nin bağlı olduğu uluslararası yasalar tarafından korunmuş olduğu kabul edilmelidir. Aynı zamanda uluslararası kanun tutuklanan kişilerin ailelerine ve akrabalarına sağlıkları, durumları ve tutuklu oldukları yer hakkında bilgi verilmesini içermektedir.
  • Altıncısı, tutuklulara karşı işkence uygulayanlar hakkında fiili soruşturma açılması, insan hakları ihlalleri söz konusu olduğunda şeffaf ve tarafsız davranmak.
  • Son öneride ise, BMGK’nın tüm mağdurların ve akrabalarının adalete erişim haklarının güvence altına alınması gerektiği ve yaşadıkları zararın derhal tazmin edilmesinin hakları olduğu vurgulandı.

BM Güvenlik Konseyi’nin Suriye’de artan gerginliğe ilişkin ikinci oturumu

BM Güvenlik Konseyi, 28 Mayıs 2019’da Suriye’deki özellikle de İdlib ve Hama’daki kırsal alanlarda genel insani durumun yansımalarını tartışmak üzere bir oturum düzenledi.

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Genel Sekreter Yardımcısı Ursula Mueller, Güvenlik Konseyi’ne şu anda İdlib’de bulunan 3 milyondan fazla sivili kurtarmak için hızlıca harekete geçme çağrısında bulundu.

Fransız ve Amerikan temsilci ise Suriye’deki rejimi kimyasal silahlarla yapılan yeni saldırılara karşı uyardı.

Rusya temsilcisi ise her zamanki gibi terör örgütlerinin kimyasal silahlar kullanımı konusundaki fikrini yineledi ve rejimin suçlanmasını reddetti. ABD’yi Rakka’ya yerleşerek yok etmekle suçladı ve herkesi terörizmle mücadele için birlik olma çağrısında bulundu.

Açıklamalar

Velid Canbolat (Lübnan’ın İlerici Sosyalist Partisi “PSP” Genel Başkanı): (Bu çıkmaza bizi İran sürükledi, çatışmalar yaşandı, Suriye halkına rağmen İran’ın Suriye rejimine destek vermesine, Yemen’e bu şekilde müdahale etmesine gerek yoktu, bugün de İran tüm Körfez şehirlerini vurmakla tehdit ediyor.) 03/05/2019

Ekbar Bakir: (Qatar Havayolları CEO’su): (Şirketimizin Suriye Hava sahasını yeniden kullanması, Körfez ülkeleriyle patlak veren krizin etkilerini azaltmak için bir adım, zira birçok komşu ülkemizin hava sahasını kullanamıyoruz) 04/05/2019

Cumhurbaşkanı Erdoğan: (Suriye rejimi Rusya-Türkiye ortaklığını yıkmaya ve Astana sürecini baltalamaya çalışıyor) 14/05/2019

Hulusi Akar: (Rejim saldırılarından sonra İdlib’deki gözlem noktalarından çekilmemiz asla söz konusu değildir, Türk Silahlı Kuvvetleri, hiçbir yerden çekilmeyecektir) 21/05/2019

Öcalan: (PKK lideri) Suriye’deki sorunların şiddet ortamından uzak bir şekilde çözülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yerel demokrasiyi güçlendirmek için Suriye toprak birliğine saygı duymamız gerekir) 22/05/2019

James Jeffrey: ABD Özel Suriye temsilcisi) (SDG ile DEAŞ’a karşı mücadele kapsamında askeri ortak olarak ilişkilerimizi sürdürüyoruz, onlarla siyasi bir anlaşmamız yok. Bu yüzden makul ilişkilerimizi devam ettirmeliyiz, biz onlara borçluyuz, ama onlara Suriye’de hiçbir siyasi gelecek vaat etmiyoruz.) 22/05/2019

Reha Denemeç: (MEB yardımcısı) (Suriyeli öğrencilerin Türkiye okullarına katılma oranları yüzde 90’a ulaştı, Türkiye okullarına 650 bin Suriyeli öğrenci var.) 24/05/2019

Salih Muslim: (SDG dış ilişkiler sorumlusu) (Rusya’dan çok beklentilerimiz vardı. Suriye’ye ilk girdiği zamanlarda ümitliydik, ama sonra Rusya’nın tüm hedefinin Türkiye’yi razı etmek istediğini gördük) 25/05/2019

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: