Türkiye’nin Koronayla Mücadele Politikası

 

Türkiye, Korona krizini yönetmek için dikkatli ve kademeli adımlar atmıştır. Devlet, kendi vatandaşlarının yanı sıra birçok ülkeden gelen mülteciler nedeniyle karmaşık bir demografik yapı ile karşı karşıya durumdadır. Bu nedenle alınabilecek önlemleri dar bir çerçeveye sokan sosyal ve ekonomik anlamda elde olmadan gelişen bazı durumlarla karşı karşıa gelmiştir. Bu nedenle Türkiye, salgınla uzun vadede mücadele etmek için bireysel ve pratik bir politika uygulamıştır. “Toplum düzeyinde bağışıklık” olarak bilinen stratejiyi tam manasıyla uygulamayan Türkiye, bir yandan da bu salgını azaltmak ve hastalığın yayılmasını yavaşlatmak için koruyucu tedbirler almıştır. Turizm ve seyahat gibi sosyal izolasyon ilkelerini ihlal eden bazı hizmet sektörlerini kısıtlarken, ekonomik ve endüstriyel faaliyetlerin çoğunu sürdürmüştür.

 

Stratejik olarak Türkiye, koronaya yakalanan kişilerin ortalamasını makul bir aralıkta tutabilmek için salgını uzun vadede, sağlık sisteminin maksimum güç kapasitesini aşmayacak şekilde kontrol altında tutmaya çalışmaktadır. Ekonomik zayiatı minimize ederken, en zayıf halka olarak bilinen yaşlılara ve hastalığı semptomsuz atlatan taşıyıcı grup olan 20 yaşın altındaki gençlere tam sosyal izolasyonu zorunlu kılmaktadır. Bu durum Koronaya karşı etkili bir aşı bulununcaya kadar sürecektir. Üretime katkıda bulunan grubun ise sıkı tedbirler ile çalışmaya devam ederek, tam sosyal izolasyona tabi tutulmaması sağlanmıştır. Bu gruba, toplu taşıma ve toplu mekanlarda maske takma zorunluluğu getirilmiştir. (Devlet, şu anda vatandaşlarına ve ikamet edenlere ücretsiz olarak maske dağıtımı yapmaktadır.) Çalışma saatleri azaltılmış, camilerde cemaatle namaz kılınması durdurulmuş, okullarda ve üniversitelerde eğitime ara verilerek uzaktan eğitim sistemine geçilmiştir. Kara ve hava yoluyla yurtdışı ve yurtiçi seyahat durdurulmuş, toplu taşıma araçlarında kalabalığın önüne geçilerek yolcu kapasitesi yarıya düşürülmüştür. Bununla beraber turizm, kültür ve spor dalındaki bazı aktivite faaliyetlere ara verilmiş ve lokanta, eğlence tesisleri gibi temel olmayan ticari faaliyetler de askıya alınmıştır.

 

Devlet, bazı şehirlerin nüfusunu ve şehirlerin iş ihtiyacını göz önünde bulundurarak, alınan önlemlerin önümüzdeki aylardaki uygulanabilirliğini hesaba katmış ve bazı hizmet sektörlerinin kesintisinden etkilenen grupların zararını minimize etmek için bir fon oluşturmuştur. 

İnfografik

Türkiye’nin Korona ile mücadele politikası, kısıtlamaları hafifleterek, toplumun tüm üyelerinin öz bağışıklığının oluşması için doğal hayatın devam etmesine izin veren “Toplum düzeyinde bağışıklık” ile, salgının hızlı yayılmasını engellemek için birçok yaşamsal aktiviteyi erteleyerek, toplum üyelerinin izole edilmesini öneren “Yasak ve tam izolasyon” politikası arasında yer almaktadır. 

 

Türkiye, aşı bulunmaması halinde Koronavirüsün şiddetli bir salgın olduğu hakikatiyle son derece gerçekçi bir şekilde ilgileniyor. Hastalığın belirtilerini takip etmek dışında bir şey yapmak mümkün değil. Nitekim bu belirtiler, özellikle yaşlılardan oluşan yüzde 20’lik dilim arasında hayat ile ölüm arasındaki çizgiyi temsil ediyor. Bu nedenle vatandaşları iki ana gruba ayırarak, her bir gruba farklı bir politika uygulamıştır: 

 

 

  •  Üreten Grup: 20 ila 64 yaş aralığındaki bu grup, nüfusun yüzde 58.8’ini temsil ediyor. İstatistiklere göre, bu gruptaki kişiler arasında Korona nedeniyle ölüm oranının yüksek olmaması nedeniyle, “Toplum düzeyinde bağışıklık” politikası uygulanarak, bu grubun işe, üretime devam etmesine izin verilmiştir. Ancak aynı zamanda hastalığın yayılma oranı ve vaka sayıları, koruyucu tedbirler ve yukarıda bahsedilen sosyal izolasyon politikası ile kontrol altında tutulmuştur.
     
  •  Üretici olmayan grup: (20’den küçük ve 64 yaşından büyük olanlar) Nüfusun yüzde 41.2’sini temsil eden bu gruba, çocukların ve yaşlıların çıkmasını engellemek için sokağa çıkma yasağı uygulanmıştır. Devlet, okulları, üniversiteleri, parkları ve eğlence mekanlarını kapatmıştır. 

 

Bununla birlikte, yetkililer, salgının geniş ölçekte yayılacağını varsaymış, bu nedenle 32 bin yeni sağlık çalışanını sağlık sistemine dahil ederek, ek önlemler alınmıştır. Bazı eski havalimanları veya tesisler meydan hastanelerine dönüştürülmüş, bazı askeri ve sivil fabrikaların üretim birimleri, solunum cihaz ve ekipmanları ile maske üretimine yönlendirilmiştir. Bu durum, yakın gelecekte salgının kötüleşerek üst seviyede patlaması ihtimali kapsamında kapasiteyi arttırma amaçlı yapılmıştır. 

Türkiye, her 100 bin insana düşen 40 yataklı yoğun bakım ünitesi ile dünyadaki en yüksek yoğun bakım ünitesine sahip olmasıyla, ABD dahil tüm dünya ülkelerinin önündedir. Sağlık Bakanı Fahreddin Koca, hastanelerde bulunan 100 bin yatağın, gerekirse karantina mekanlarına veya yoğun bakım ünitelerine dönüştürülebileceğini belirtmiştir. 

İstatistikler, şu anda Türk sağlık sektöründe 1000 vatandaş başına 1.9 oranında çalışan yaklaşık 153 bin doktor bulunduğunu göstermektedir. Böylece, Çin'in önünde yer alan Türkiye, Güney Kore'den hemen sonra gelmektedir. 

Türk politikasının önümüzdeki aylarda başarılı olması halinde, böylelikle sağlık sistemini çökmeye maruz bırakmaksızın; ekonomik ve yaşamsal üretimi ertelemeden hastalığın aşısı üretilinceye kadar daha fazla zaman kazanacaktır.