Dosya

Trump’ın Suriye’den Çekilme Kararı

Özet

Amerikan Başkanı Donald Trump ile Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki telefon görüşmesi üzerine, 19 Aralık 2018 günü Trump, yaklaşık 2000 kişilik Amerikan güçlerinin Suriye’den çekilmesine ilişkin kararını duyurmuştu.

Bu kararın, ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normale dönmesi için bir fırsat, Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası rolü nedeniyle bir süredir ilişkilerinde gerginlik yaşayan iki ülke arasındaki işbirliği için yeni bir başlangıç olacağı varsayılıyordu. Nitekim pek çok meselenin iki ülke arasında askıda kalan dosyalara dönüştüğü netlik kazanmıştı.

Ancak Amerikan yönetimi içerisindeki kimi taraflar, geri çekilme kararında ısrar edilmesi halinde, Türkiye’nin ABD destekli Kürt milislerin saldırısına maruz kalmayacağını güvence altına almak üzere uygulama mekanizmasını değiştirmesi gerektiğine ve Türkiye’nin de Amerikan güçlerinin çekileceği bölgelerin (Fırat’ın doğusu) yönetimi konusunda Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) katılması gerektiğine Trump’ı ikna etmişti. Bu ise Türk tarafının sert bir itirazı ile karşılandı ve geri çekilme kararı, ABD ile Türkiye arasında gerilim ve kriz istasyonlarından biri haline dönüştü. Türkiye’nin ABD ve bölgedeki politikalarından daha da uzaklaşıp Rusya ile işbirliğine yönelmesine neden oldu.

Türkiye ile ilişkiler, yalnızca geri çekilme kararının uygulanacağı mekanizmadan değil, aynı zamanda geri çekilme yerine sayıları azaltılan Suriye’deki Amerikan güçlerinin durumundan da etkilenmiştir. Nitekim bu durum, DAEŞ ve başta İran ile bağlantılı bazı gruplar olmak üzere, Suriye sahasındaki ABD düşmanı benzeri silahlı grupların saldırı tehlikesine maruz kalmasına neden olmuştur. Keza ABD ile Türkiye arasındaki karmaşık ilişki durumu ve Amerika’nın doğru bir şekilde Suriye’den geri çekilme konusunda sergilediği tereddüt de DAEŞ unsurlarına yeniden toparlanma fırsatı sağlamıştır. Bu ise aralarında Türk tarafının da bulunduğu çeşitli kesimlerin önüne, daha önce hiç olmadığı kadar Suriye rejimi ile açılım seçeneğini koymakta, aynı zamanda Rusya ve İran’a, gerek kendi çıkarlarını destekleme, gerekse Suriye ve Ortadoğu vizyonlarını uygulama fırsatı tanımaktadır.

Giriş

Birleşik Devletler ve Türkiye, belki de bir bütün olarak Suriye’nin geleceği üzerinde ciddi etkisi olabilecek meselelerden biri olan Suriye’nin kuzeydoğusu ile uzun vadede nasıl başa çıkılacağı konusunda hassas görüşmeler yürütmüştür.

Kimi zaman karşılıklı suçlamaların yöneltildiği, kimi zaman da tarafların birbirlerini verilen sözlere uymamakla itham ettiği bu görüşmelerin bir parçası olarak,  Suriye’nin kuzeydoğusunda Türk denetimine tabi güvenli bölgenin detaylarını tartışmak üzere Türk ve Amerikan tarafları arasında çeşitli toplantılar ve iletişimler gerçekleşmiştir.

İşte Amerika’nın Suriye’den çekilmesi, Birleşik Devletler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleşmeye başlamasını ifade edeceği varsayılıyordu. Ancak bu durum, Birleşik Devletler tarafından desteklenen silahlı Kürt grupların akıbeti başta olmak üzere askıda kalan meseleler yüzünden iki NATO üyesi arasında adeta bir krize dönüşmüştür.

Washington başlıca yerel müttefikinin (Halk Koruma Birlikleri [YPG] ve bağlı örgütler) DAEŞ’e karşı korunmasını isterken, Ankara sınırlarının güneyinde özerk yönetime sahip bir Kürt bölgesinin korunmasını reddediyordu. Zira Ankara, terör grubu olarak tanımladığı YPG’nin Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) güncel bir arayüzü olduğunu düşünüyordu.

Ayrıca Türkiye, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın 6 Ocak 2019 tarihli şu açıklamasından da ciddi ölçüde rahatsız oldu: “Birleşik Devletler, DAEŞ’e karşı savaşta müttefikleri olarak gördüğü Kürt savaşçılara Türkiye’nin saldırmayacağını garanti edecektir.”

Trump’ın 19 Aralık 2019 günü duyurduğu Suriye’den çekilme kararı, Rusya, Türkiye, İran ve Suriye rejimi tarafından memnuniyetle karşılanırken, SDG milisleri karara itiraz etmiş, bunu kendilerinden vazgeçmek olarak değerlendirmiş ve omurgasını YPG’nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri’nin, Ankara’nın kontrolü altındaki bir güvenli bölgeyi kesinlikle kabul etmeyeceğini, aksine “Birleşmiş Milletler gözetimi altında bir tampon bölgeyi” kabul edeceğini ifade etmiştir. Avrupalılar ise genel olarak memnun olmadıklarını dile getirmiş, İngiltere DAEŞ’in henüz yenilgiye uğratılmadığını ifade ederken, Paris örgüt tümüyle hezimete uğratılana kadar Suriye’deki askeri yükümlülüklerine bağlı olduğunu teyit etmiştir. Almanya ise Amerikan çekilişinin DAEŞ örgütüne karşı mücadeleyi zarar verebileceğini belirtmiştir.

Koalisyon’un DAEŞ’e karşı başlattığı mücadelenin üzerinden dört yıl geçtikten sonra bugün, -YPG’nin Birleşik Devletler’e sunduğu hizmetler ve işbirliği şöyle dursun- DAEŞ’e karşı mücadelenin kim tarafından ve nasıl yürütüleceği konusunda Washington ile Ankara arasındaki anlaşmazlık halen sürmektedir. Taraflar nezdinde, Washington’ın Türkiye’nin bölgedeki konumunu ve Türkiye ile öyle ya da böyle ilişkilerini koruma isteği ve ihtiyacının, Birleşik Devletler’i nihayetinde Türkiye’ye doğru eğilim göstermeye ve koşullarını kabul etmeye yönelteceğine dair yaygın bir inanış vardır.

Bu nedenle Amerikalı askeri planlamacılar, bölgesel bir partner bulmak için kendilerini zamana karşı bir yarış içinde görmektedir. Halen dahi Washington, kendi çıkarlarını ve bölgedeki ortaklarının çıkarlarını dikkate alacak şekilde geri çekilmenin yönetimi ve maliyeti konusunda yanıtlanması gereken birtakım çetrefil sorularla karşı karşıyadır.

Amerikan güçleri 2015 yılı sonlarından bu yana Suriye’de varlık göstermektedir. Çok geçmeden 2016 yılı sonunda sayısı 500 askere çıkmış, ardından bu sayı 2018 ortalarına doğru 2000 askere yükselmiştir. 19 Aralık 2018 tarihinde ise Trump Amerikan güçlerinin Suriye’den çekilmesine ilişkin kararını açıklamış, daha sonra 7 Ocak 2019 günü Suriye’deki askeri güçlerin çekilmesine ilişkin ilk planının değişmediğini yinelemiştir. Çok geçmeden Trump 22 Şubat 2019 günü, çekilme planında düzeltme yaptığını ve 200’ü Fırat’ın doğusunda, diğer 200’ünün ise Tenef (Al-Tanf) Üssü’ne yakın bir bölgede olmak üzere Suriye’de 400 Amerikan askerinin kalmasına karar verdiğini açıklamıştır.

Trump 19 Aralık 2018 günü çekilme kararını açıklarken aşağıdaki noktalarda Amerikan güçleri bulunuyordu:

  1. Türkiye-Irak sınırına yakın Haseke ilinde bulunan Rumeylan Havaalanı.
  2. Rakka ile Deyrizor arasında Habur Nehri yakınında bulunan Şeddadi Üssü.
  3. Türkiye-Irak sınırı üzerindeki Kobani (Aynu’l-Arab) bölgesi.
  4. Haseke’de bulunan Mebruke Üssü.
  5. Haseke’de bulunan Tel Beyder Üssü.
  6. Rakka’ya bağlı Tel Abyad kasabasında bulunan bir askeri üs.
  7. Deyrizor’a bağlı Meyâdin ili yakınındaki Mamer petrol alanında bulunan bir askeri üs.
  8. Suriye-Irak-Ürdün sınır üçgeninde bulunan Tenef Üssü.
  9. Tenef Üssü’nün 70 km kuzeydoğusunda bulunan Zekef Üssü.
  10. Koalisyonun DAEŞ’i Yenilgiye Uğratma Stratejisi:

DAEŞ’e karşı mücadele koalisyonu oluşturulduğu zaman, 75 ülke ve dört uluslararası örgüt ile tarihte türünün en büyük örneği olmuştu.

DAEŞ’i yok etme stratejisi Obama döneminde geliştirilmiş, sonra Trump döneminde bazı küçük değişiklikler yapılarak uygulamaya konulmuştu. Temelde yerel savaşçıların şehirlerini DAEŞ’ten geri almalarının sağlanması, ardından göç edenlerin geri dönüşüne imkan veren koşulların hazırlanmasına odaklanıyordu.

Başlangıçta Koalisyon’un çalışmasını temel alan bu stratejide, Suriye’nin kuzeydoğusunda sürekli varlık göstermek de dahil, Birleşik Devletler’in “Halifelik” yok edildikten sonraki dönemde de bölgede aktif kalacağı öngörülmüştü.

2018 yılı Aralık ayı sonlarında bu stratejide büyük bir değişim meydana gelmiş, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinden sonra Trump, Suriye’deki tüm Amerikan güçlerinin çekilmesine dair sürpriz bir karar almıştı. Trump bundan kısa bir süre sonra bu kararını da değiştirerek yaklaşık 200 ABD askerinin Suriye’nin kuzeydoğusunda, 200 kadarının da Tenef Üssü’nde kalmasına karar vermişti. Suriye’nin güneydoğusunda bulunan Tenef Üssü’nde, geri çekilen Amerikan güçlerinin yerini diğer Koalisyon üyelerine bağlı güçlerin alması öngörülüyordu. Bu ise şu ana kadar gerçekleşmiş değildir. Dolayısıyla Trump’ın kararı, küçük bir grup Amerikan gücünün (400 asker), Suriye’de bu sayının on katını gerektiren bir görevi üstleneceği anlamına gelmektedir.

Kalacak fiili güçlerin büyüklüğü ne olursa olsun, Trump’ın kararından vazgeçmesi beklenmiyordu. Dolayısıyla çeşitli taraflar açısından başa çıkılması gereken şey, kararda ısrarın yansımaları ve sonuçları olacaktır ki bunların ilki, Koalisyon’un ve Amerikan güçlerinin Suriye’deki varlığının gerekçesi olan genel amaçların değişmesidir.

Brett McGurk’e göre, Koalisyon’un Suriye’deki stratejisinin temel amaçları, DAEŞ’in geri dönüşünü önlemek, Türkiye’nin beklentilerini izlemek, İran varlığını kuşatmak, İsrail’e yönelik tehditlerini caydırmak, Tahran ile Moskova arasına “bıçak sokmak” için diplomasiyi kullanmak ve uygun bir çözüm için Rusya ile müzakere etmek olarak özetlenebilir.

Fakat Amerikan güçlerinin Suriye’den ayrılmasıyla birlikte, bu temel amaçlar azaltılarak, DAEŞ’in yeniden ortaya çıkmasını önlemek ve İran’ın Birleşik Devletler ve müttefiklerinin (İsrail) çıkarlarını tehdit edebilecek sağlam bir askeri varlık inşa etmesini engellemek haline dönüşmüştü.

Sahada askeri varlık olmaksızın bu yeni amaçları gerçekleştirmek için ise Birleşik Devletler’in, Türkiye ile ittifak ve işbirliği düşüncesini kabul edip Türkiye ile karşı karşıya gelmek ve bölgedeki rolünü zayıflatmak yerine dayattığı koşullardan vazgeçmesi gerekiyordu.

Rusya ile ilişkiler açısından ise Amerikalı diplomatların başlıca önceliği, Suriye’deki yegane diğer büyük güç olan Rusya ile Amerikan nüfuz bölgesindeki toprakların nihai akıbeti konusunda bir çözüme varmaktı. Bu hususta esas aldığı güç faktörü ise Birleşik Devletler lehine Rusya ile makul şartlar altında yapılan müzakereler için bir baskı kartı olan sahadaki Amerikan askeri varlığıydı.

Koalisyon’un Trump kararı öncesindeki stratejisi, 2018 yılı sonbaharında Amerikalı diplomatlar Rusya ile aşağıdaki iki doğrultuda yoğun müzakerelere hazırlanmaya başlarken siyasi bir boyut kazanmıştı: İlki; Washington’ın Birleşmiş Milletler tarafından desteklenecek kararların uygulanması amacıyla Rusya’nın Suriye rejimini işbirliğine zorlayabileceğini ümit ettiği “Cenevre Rotası” idi. İkinci rota ise, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SGD) siyasi karar hakkı verilmesi karşılığında SGD kontrolü altındaki bölgeler için kısmi de olsa SGD ile Suriye rejimi arasında bir anlaşmaya varılması için arabuluculuk yapmak üzere Rusya ile doğrudan müzakereleri içeriyordu. Amerikalı yetkililer bunu, “rejimin değil devletin dönüşü” olarak değerlendiriyordu. Bununla birlikte herhangi bir anlaşmanın, DAEŞ’e karşı sürekli baskı uygulamak ve örgütün geri dönüşünü engellemek üzere Birleşik Devletler’e bu bölgede (Fırat’ın doğusu) hava sahasına ve küçük askeri tesislere erişim izni verilmesini içermesi gerektiği vurgulanıyordu.

ABD’nin Irak’tan Geri Çekiliş Deneyimi Tekerrür Edecek mi?

el-Kaide örgütünü Irak’ta büyük bir yenilgiye uğratmak için Sahve Güçleri (Uyanış Konseyleri) ile yapılan işbirliği sonrasında, Başkan Obama’nın emriyle Amerikan güçleri 2011 yılında Irak’tan çekilmişti. Sadece üç yıl içinde, örgüt yeniden toparlanıp Suriye’deki kaos, mezhep gerginlikleri, Irak askeri güçlerinin çöküşünden yararlanarak Suriye ve Irak’ta geniş bir alanı kontrolü altına almış, 2014 yılı Haziran ayında bir devlet kurduğunu ilan etmişti.

Amerika’nın 2011 yılında Irak’tan geri çekilmesiyle meydana gelen şey, İran’ın uzantılarını ve güdümündekileri yerleştirip güçlendirmesiyle Amerika’nın ardında bıraktığı boşluğu doldurmak oldu. Bu da Irak’ta, Sünni Araplara baskı uygulanması, paralel devlet kurumlarının inşa edilmesi ve İran destekli mezhepçi Şii milislerin ortaya çıkması şeklinde yansımıştı. Sonra bütün bunlar adaletsizlik ve 2014 yılında DAEŞ örgütünün ortaya çıkmasına imkan veren koşulların oluşmasıyla sonuçlanmıştı.

Başka bir deyişle, Trump’ın da Obama’nın yaptığı hataların aynısını yaparak, DAEŞ örgütünün önümüzdeki aylarda ve yıllarda yeniden canlanmasına, yeniden yapılanmasına, örgütün yeniden ortaya çıkmasına yardımcı olan çatışmaların hakim olduğu topraklarda tekrar kontrol sağlamasına ve DAEŞ örgütü ve diğer aşırıların rahatlıkla taraftar toplayabilmesine imkan verecek şekilde, Suriye’den çekileceğine inanılmaktadır.

İran açısından ise Trump’ın çekilmesi sonucu Suriye’deki siyasi arenanın belirlenmesinde benzersiz bir güce kavuşacaktır. Bu durum aynı zamanda Tahran, Beyrut ve Akdeniz’i birleştirecek bir kara köprüsünü yeniden kurmasına daha geniş bir alan açacaktır.

Bugün Irak deneyiminden farklı olan değişken, kendisini durumu kontrol edebilecek, DAEŞ ile mücadeleyi sürdürebilecek, yeniden ortaya çıkmasını önleyebilecek, güvenlik ve istikrarı sağlayabilecek güçte gören, buna karşılık Türkiye’nin rolünü sürdürmek, Ortadoğu’daki konumunu güçlendirmek, Doğu ve Batı ile ilişkilerini bölgesel ve uluslararası bir baş aktör olarak kurmak isteyen Türkiye’dir.

Ancak bu, Suriye’de -önemli birer deneyim olan Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı bölgesinde- bu görevi uygulamada önemli ölçüde başarılı olan Türkiye’nin yetenekleri için zorlu bir test olacaktır. Zira bu iki bölgedeki görev, daha geniş bir alanı kapsayan, çeşitli bölgesel ve uluslararası müdahalelere, varlıklara ve kompleks yaklaşımlara sahne olan Fırat’ın doğu bölgesinden çok daha kolaydı.

Türkiye ile Yaşanan Anlaşmazlığın Mahiyeti

Türkiye ile Birleşik Devletler arasındaki gerginliğin temeli, Türkiye’nin bölgede ve dünya çapında Birleşik Devletler’in yanında daha fazla rol üstlenme isteği şeklinde özetlenebilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerek konuşmalarında, gerekse Türkiye ile Birleşik Devletler arasındaki sorunlar ve gerginlik konusunda yazdığı, Washington Post ve diğer Amerikan gazetelerinde yayınlanan makalelerinde bunu pek çok kez ifade etmiştir.

Birleşik Devletler perspektifinden ise Türkiye, Türklerin Amerikan emirleri olarak algıladığı taleplere kolaylıkla karşılık vermeyen çetin ceviz bir müttefiktir.

Birleşik Devletler Türkiye’den, DAEŞ ile mücadele konusunda belirli bir yöntem dahilinde belirli bir rol oynamasını istiyordu. Ancak 2014 yılı başlarında Obama’nın, DAEŞ savaşçılarının sınırlarından serbestçe geçişine izin vermekle itham ederek Türkiye’den Suriye sınırlarını kontrol altına almasını talep etmesiyle gerginlik baş gösterdi.

Daha sonra yine 2014 yılında Kobani savaşının şiddetlenmesi üzerine, Türkiye, bu çatışmayı yönetme biçimi, destekleme biçimi, işbirliği yaptığı taraflar ve bir bütün olarak özel ABD stratejisi açısından Birleşik Devletler’e karşı çıktı.

Kobani çatışmasından altı ay sonra Türkiye, Koalisyon yönetiminin Suriye ile olan sınırlarını kapatma talebini reddetti.

Birkaç ay sonra Birleşik Devletler, Kürt Halk Koruma Birlikleri (YPG) ile resmi ortaklığa başladığını ilan edip daha sonra Suriye Demokratik Güçleri (SDG) olarak bilinen yapı haline dönüşecek on binlerce kişiyi askerleştirmesine yardımcı oldu. Türkiye buna sert bir şekilde karşı çıktı ve bu karşı çıkışını her fırsatta yinelemeye devam etmektedir.

Bu dönemde Washington çok sayıda askeri stratejisti, Suriyeli muhalif savaşçıları kullanarak Rakka’yı kurtarma planı konusunda görüşmeler yapmak amacıyla Ankara’ya göndermiş, ancak bu görüşmeler hiçbir sonuca ulaşmamıştır. Zira Türkiye’nin ortaklığında Rakka’yı kurtarma planının, önce Obama’nın, ardından Trump’ın reddettiği üzere sahaya 20 bin ABD askerinin katılımını gerektirdiği anlaşılmıştır.

2017 yılı Mayıs ayında ise Trump, DAEŞ’ten “Rakka’yı kurtarma” görevini yerine getirmek üzere YPG’yi doğrudan silahlandırma kararı almıştır.

Bugün Amerikalılar Türkiye ve Erdoğan’ın, Suriye’de ve Türkiye’de normal siyasi motivasyonlarla değil, aksine Erdoğan’ın 1923 Lozan Antlaşması’nda yapılan bir hatanın düzeltilmesi olarak gördüğü Türkiye sınırlarının yeniden belirlenmesini içeren emeller çerçevesinde hareket ettiğine inanmakta ve Türklere bu temelde davranıp Türkiye’nin hareketlerini bu perspektiften görmektedir.

Türkiye, Suriye ve bölgeye yönelik tüm karar ve politikalarını yakın ve uzak vadede Türkiye’nin milli güvenliği, bütünlüğü ve sınırlarını korumak ile ilişkilendirirken, bir yandan Birleşik Devletler’i terör örgütlerini desteklemek ve adalet önüne çıkarılmak üzere uluslararası düzeyde aranan teröristleri (F. Gülen) himaye etmekle, öte yandan realitede Birleşik Devletler tarafından yönetilen NATO’yu da Türkiye’ye karşı sorumluluklarını yerine getirmemek ve -füze savunma sistemleri krizinde meydana geldiği gibi- ihtiyaç anında Türkiye’yi yalnız bırakmakla itham etmektedir.

Ankara Washington ile İlişkilerini Nasıl Düzenlemeye Çalışıyor?

Türkler, Trump ile konuşmak ve Trump’ın adamları ile konuşmak arasında fark olduğunu düşünerek, Trump ile Erdoğan arasındaki doğrudan diyaloğun olumlu sonuçları olacağına inanmakta, bunu da iki başkan arasındaki doğrudan görüşmelerin bir tür pozitif gelişmeye yol açtığına ilişkin bazı kanıtlar ve olaylar ile gerekçelendirmektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamasında olduğu gibi, kimi zaman bunu ifade etmiştir: “Sayın Trump ile görüşmelerimizde netice alabiliyoruz. Geçmişte bunlar yoktu.” Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump’ı Ankara’ya da davet etmiştir.

İki başkan arasındaki bazı doğrudan iletişimler gerçekten netice vermiş, 2 Kasım 2018 tarihinde gerçekleşen görüşmede olduğu gibi gerginliğin şiddeti azaltılmıştır. Bu neticelerden biri de Birleşik Devletler’in iki Türk bakana uyguladığı ve Türkiye’nin de misliyle mukabelede bulunduğu yaptırımların kaldırılması olmuştur. Yine 15 Ocak 2019 tarihinde gerçekleşen görüşme, Trump’ın Türkiye’yi ekonomik olarak mahvetmekle tehdit ettiği Twitter mesajını, Türkiye ile ekonomik işbirliğinden söz eden başka bir mesajla değiştirmesiyle sonuçlanmıştır.

Girişimler düzeyinde ise Türkiye, Birleşik Devletler tarafından gerçek anlamda ilgi gösterilmesini umduğu başlıca iki girişimi gündeme getirmiştir. Bunların ilki; Türkiye’nin Amerikan Patriot hava savunma sistemini satın almaya hazır olduğunu duyurmasıdır. Ancak buna, Birleşik Devletler tarafından yeterince ilgi gösterilmemiş, öyle ki yapılan ilk resmi açıklamada bu girişimin Türkiye’nin konuya ilişkin açıklamasından yaklaşık iki yıl sonra Birleşik Devletler tarafından gelen bir jest olduğu ifade edilmiştir.

İkinci girişim ise Suriye’de DAEŞ örgütünün herhangi bir tezahürüne karşı savaşma taahhüdü olmuştur. Birleşik Devletler buna ilgi göstermiş, ancak pratikte halen bütünüyle Suriye Demokratik Güçleri’ne dayanmaya devam etmektedir.

İki taraf arasında gerginliği azaltmaya yönelik girişimlerden söz ederken Türkiye ayrıca Birleşik Devletler ile olan ticaret hacmini yükseltmeye hazır olduğunu da göstermiştir. İki başkan arasında ekonomik ilişkileri güçlendirme için çalışmak ve 22 Milyar Dolar düzeyindeki yıllık ticaret hacmini 75 Milyar Dolara çıkarmak konusunda görüş birliğine varılmıştır.

Öte yandan Türkiye, koordinasyon eksikliği riskine dikkat çekmekte, Türkiye’nin Suriye meselesinde baypas edilmesinin Rusya ile koordinasyon kurulması ve dolayısıyla Suriye’nin kuzeyi ile muhalefetin elindeki diğer bölgelerin Suriye rejimi ve İran’a teslim edilmesi anlamına geleceğini vurgulamaktadır.

Türkiye aynı zamanda askeri operasyon seçeneğinin sürdürüleceğine ve güney sınırlarında geniş çaplı operasyonlar başlatma olasılığına dikkat çekmektedir. Fakat bölgedeki Amerikan saha varlığı nispeten az olsa da, açıktır ki Türkiye Amerikan güçleriyle herhangi bir tür askeri çatışma oluşması riskini istememektedir. Bu da Türkiye’nin bölgedeki askeri operasyonları önünde ciddi bir engel teşkil etmekte, -en azından Suriye ve Türkiye’deki duruma ilişkin mevcut veriler ışığında- bu seçeneği sürdürme olasılığını önemli ölçüde azaltmaktadır.

Öncelikler Çatışması

Trump’ın Suriye’den çekilmeye ilişkin kararı, Suriye’ye müdahil ve çatışan tarafların önceliklerindeki büyük farklılıklara ışık tutmuştur. Suriye halen -bu satırların yazıldığı ana kadar- Rusya, Birleşik Devletler, İsrail, İran ve Türkiye gibi nüfuz çatışması içinde olan güçlerin rekabetine sahne olan bir bölgedir.

Türkiye ve Birleşik Devletler -en azından resmi olarak- Suriye rejimine karşı duruyorken, üzerinde çalışılması gereken öncelik konusunda görüş birliği içindeler. Birleşik Devletler DAEŞ’e karşı savaşa ve Suriye’deki İran nüfuzunun frenlenmesine ya da sona erdirilmesine öncelik verirken, Türkiye kendi milli güvenliği için tehdit gördüğü unsurlara, PKK ile bağlantılı silahlı Kürt milisleri ortadan kaldırmaya, güvenliğini nihai olarak güvence altına alacak şekilde sınırlarını korumaya ve ileri taşımaya odaklanmaktadır.

Aynı durum, Esed’in yanında yer alma konusunda hemfikir olan Rusya ve İran için de geçerlidir, ama daha farklı bir yöntemle. İran’ın önceliği, Suriye’deki durumun 2011 öncesine tekrar döndürülmesi şeklinde somutlaşırken, Rusya’nın önceliği, rejimin mevcut durumla başa çıkması ve Suriye’deki egemenliğini sağlamlaştırmasını içermektedir. Fakat yönetim sisteminde köklü değişikliklerin meydana gelmesiyle birlikte, Beşşar el-Esed’in rolünü ve yeni bir teşkilat lehine Esed’in güvenlik güçlerini zayıflatmaya yönelmiştir. Zira Rusya’nın bölgede başkalarına dayanmada bir sorunu yoktur.

Her halükarda, Esed ve rejiminin gitmesi ve Suriye’de beklentilerine uygun yeni bir yönetim sistemi kurulması konusundaki ısrarlarını sürdürmeye devam eden Suriyelilerden oluşan geniş bir halk kesimi hariç, Suriye meselesinin ilgili taraflarından hiçbiri, Esed’in gönderilmesi meselesini -en azından görünüşte- bir öncelik olarak kabul etmemektedir.

Anlaşmazlığın temel tarafları arasındaki bu öncelikler çatışması, Suriye’ye ilişkin herhangi bir hareketlenmenin fizibilitesini önemli ölçüde kısıtlamakta, taraflar arasında gelgitlere neden olmakta, bu da temel amacını genelde nötralize eden geniş bir karmaşık hesap yelpazesine yol açmaktadır. DAEŞ örgütünün zayıflaması ve oluşturduğu tehdidin sona ermesi üzerine Trump’ın Suriye’de kalmaya devam etmenin gerekçesi kalmadığı bahanesiyle aldığı Amerika’nın Suriye’den çekilme kararında da gerçekten böyle olmuş, Suriye sorununu çözmeye yönelik Cenevre, Astana ve Soçi vs. girişim ve projelerde böyle olmuştur.

Bugün görünen o ki geri çekilme kararının gerçek yansımaları henüz belirsiz. Kimileri bilhassa çekilme kararının 400 askeri içerecek şekilde değiştirilmesi sonrasında gerçekten içinin boşaldığına inanırken, kimileri de kararın alındığı döneme göre bugün daha ciddi sorunlara neden olacağını öngörmektedir. Her iki durumda da kararın, alındığı döneme göre çok daha karmaşık boyutlar kazandığı açık.

On Noktada Yeni Amerikan Stratejisi

Al-Sharq Al-Awsat gazetesi geçenlerde, bilgili diplomatik kaynaklardan aktararak, Suriye’de üç amacı gerçekleştirmeye ve dört mevcut tehdidi çözmeye çalışan yeni Amerikan stratejisinin on prosedür içerdiğini yazdı.

Önerilen yeni stratejinin içerdiği on prosedür aşağıdaki hususları içeriyor: Avrupalılar ile koordinasyon içinde Suriye’de kalmak, Bölgede herhangi bir güç azaltma veya çekilme süreci sonucu oluşabilecek boşluğun İran tarafından doldurulmasını önlemek, Birleşik Devletler ve Rus güçleri arasındaki çatışmasızlık durumunu korumak, Suriye’deki İran mevzilerini vurma konusunda İsrail’in tutumunu desteklemek, Arap ülkelerinin Suriye rejimi ile ikili ya da topluca normalleşmelerini engellemek, Amerika’nın şartlarını karşılamadığı sürece Suriye’deki yeniden imar süreçlerine karışmamak, muhtelif uluslararası ortamlarda Suriye rejimine meşruiyet vermemek, Uygun koşullar sağlanmadan önce Suriyeli mültecilerin geri dönüşüne yönelik Rus planına göre hareket etmemeleri için çeşitli taraflara baskı uygulamak, kimyasal silah kullanması durumunda Suriye rejiminin mevzilerine yoğun saldırılar yapmak ve klor bombasını kimyasal silah kabul etmek.

Bu prosedürlerin şu üç temel hedefin gerçekleşmesine katkıda bulunacağı öngörülmektedir: DAEŞ örgütünün geri dönüşünü engellemek, İran’ın nüfuzuna karşı koymak ve Suriye’de siyasi çözümü teşvik etmek.

Keza bu stratejiye göre Suriye kaynaklı dört temel tehdit bulunmaktadır: DAEŞ, el-Kaide ve bunlardan çıkan diğer gruplar gibi terörizm, Suriye halkı aleyhine Suriye’deki güçler dengesini değiştiren İran ve Rusya, İsrail-Suriye sınırı üzerinde askeri varlık inşa etmek için çalışan Lübnan Hizbullahı.

Bu tehditlere karşı koymak amacıyla yeni strateji üç adım atılmasını önermektedir: İsrail’in meşru müdafaa hakkını benimsemek, Bölgenin güvenlik ve istikrarını sarsan faaliyetlerini kısıtlamak üzere Suriye’de İran ve Rusya üzerine baskı uygulamak ve uluslararası finansmanını önleme kanununu tümüyle ve güçlü bir şekilde uygulayarak Hizbullah üzerindeki baskıyı artırmak.

Trendler Çatışması

Suriye’deki durumun tüm karmaşıklığı ve hassasiyetine rağmen, herhangi bir tarafın, ABD Başkanı Donald Trump ve Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politika ve davranışlarının yerel seçmen üzerinde ne denli etkili bir araç haline geldiğini göz ardı edemez. Bilindiği gibi her iki taraf bu hassas meseleye, ciddi riskler barındırdığını vurgulayacak şekilde yaklaşmaktadır.

Trump açısından çekilme, seçim kampanyası sırasında Birleşik Devletler’in küresel askeri varlığını sınırlandırmayı ve Amerikan güçlerini yabancı çatışmalardan çekmeyi taahhüt ederken ileri sürdüğü vaatlerinden biridir. Dolayısıyla Suriye’deki geri çekilme kararının Amerikalı seçmeni memnun edeceği öngörülüyordu, ancak daha sonra anlaşıldığı üzere bu yalnızca Trump’ın görüşü iken -Trump’ın kendi eğiliminin yanı sıra- yönetimindeki maiyeti iki farklı görüşe sahipti:

İlki; belirli bir taraf ile, bilhassa İran ile karşı karşıya gelmeyecek ve Birleşik Devletler’in bölgede meydana gelen olayların yansımaları için uygun düzeyde etki ve absorbsiyon yeteneğini güvence altına alacak şekilde bu varlığın sürmesi, hatta biraz daha güçlendirilmesi. Bu yaklaşım, önemli ölçüde Pentagon’daki komutanların ve askeri danışmanların görüşünü temsil etmektedir. İkinci yaklaşım ise önemli ölçüde, İran ile gerginliğin tırmandırılmasını ve daha kararlı adımlar atılmasını savunan, ancak İran’ın Suriye’deki varlığını absorbe etmek, sınırlandırmak veya kısıtlamak değil tamamen ortadan kaldırmak gerektiğine inanan ve -Dışişleri Bakanı Pompeo’nun zaman zaman açıkladığı gibi- İran’ın Suriye’den ve bölgeden bütünüyle çekilmesini isteyen mevcut Dışişleri Bakanı Pompeo ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’ın görüşünü temsil etmektedir.

Pompeo ve Bolton’a göre ani bir geri çekilme en azından üç olumsuzluk ile sonuçlanacaktır:

  • DAEŞ hücrelerinin yeniden uyanmasını ve aktifleşmesini teşvik edecektir.
  • Suriye’yi rakipsiz bir şekilde İran ve Rus nüfuzuna açık hale getirecektir.
  • Türkiye’ye denetimsiz bir şekilde yayılmacı emellerini gerçekleştirme fırsatı verecektir.

Pompeo ve Bolton’a göre, bölgedeki düşmanlık etkisini kısıtlamak, gerçekleştirilecek stratejik hedeflerden biri olmalıdır ve Trump’ın daha işin başında ortaya attığı şekilde bir çekilme, düşmanlığı azaltmak yerine partnerleri ateşi atma sürecine dönüşecektir. Dolayısıyla Suriye’de nelerin olması gerektiğine dair vizyonlarına uygun bir şekilde bu kararın değiştirilmesi veya formüle edilmesi için çaba harcamışlardır.

İşte çekilme kararı ve uygulama mekanizmasına ilişkin bu anlaşmazlık, Suriye’deki Amerikan varlığının, 400 ABD askeri konuşlanacak şekilde kalmasıyla sonuçlanan halihazırdaki duruma neden olmuştur. Bu ise Birleşik Devletler’in, Amerikan yönetimindeki bazı yetkililerin çekilme kararı öncesinde söz ettiği rolü oynamasına ya da hedeflerini gerçekleştirmesine izin vermemektedir. Aynı zamanda, geçtiğimiz birkaç hafta boyunca birden fazla kez meydana geldiği gibi, Birleşik Devletler’i DAEŞ unsurlarının saldırılarına açık hale getirmektedir.

Türkiye açısından ise Kürt milislerin akıbeti meselesi, Trump ile Erdoğan arasındaki gerçekleşen görüşmede gündeme gelen konular listesinde hiçbir zaman yer almadığı gibi, önceki yıllar boyunca Türkiye ile Birleşik Devletler arasında gerçekleşen toplantılar ve görüşmeler de yer almamıştır. Aksine Erdoğan, Fırat’ın doğusu konusunda Trump ile yaptığı tartışmalarda hep rahat olmuştur, öyle ki sonuncusu Trump’ın çekilme kararını açıklamasıyla sonuçlanmıştır.

Türkiye’nin rahatlığı, hatta çekilme konusundaki kararlılığı anlaşılabilir bir durumdur. Çünkü bu, Türkiye’nin ulusal güvenliği ve geleceği için tehdit olarak gördüğü silahlı Kürt milislere karşı geniş çaplı askeri ve güvenlik operasyonları yapılmasına alan açmaktadır. Ayrıca Amerika’nın çekilmesi; DAEŞ ve Fırat’ın doğusu, Irak’a ilişkin meseleler, İran ve diğer bölge ülkeleri ile ilişkiler başta olmak üzere bölgenin temel meselelerinde Türkiye’ye daha etkin rol oynama fırsatı tanımaktadır.

Görüldüğü kadarıyla Türkiye, Amerika’nın endişelerini gidermeye ve Türkiye’nin Kürtlere karşı güya bir tür soykırım işleme niyetinde olduğuna dair iddiaların önünü kesmeye çalışmaktadır. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan, 7 Ocak 2019 günü New York Times gazetesinde yayımlanan makalesinde, Türkiye’nin Kürtleri öldürme niyetinde olmadığını, ancak ister DAEŞ örgütü, ister YPG olsun, Türkiye ve keza NATO için tehdit teşkil eden aşırı unsurları yok etmek istediğini ifade etmiştir. Erdoğan devamla şöyle yazmıştır: “Suriye toprakları, halk tarafından seçimle belirlenen yerel meclisler tarafından idare edilecektir. Terör örgütleriyle bağlantısı olmayan herkes, yerel yönetimlerde kendi toplumlarını temsil etme hakkına sahip olacaktır. Suriye’nin kuzeyinde, nüfusunun çoğunluğu Kürt olan yerlerde kurulacak yerel meclislerde Kürt toplumunun temsilcileri çoğunluğu oluşturacak, ancak diğer tüm kesimlerin adil bir şekilde siyasi temsil hakkından faydalanmaları sağlanacaktır.”.

Birleşik Devletler’in Suriye’den çekilmesi, Kürt milisler için çeşitli güvenceler içersin ya da içermesin, çekilme mekanizması ve Türkiye ile ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda, her iki durumda da Türkiye’nin Suriye’ye ne kadar askeri müdahalede bulunursa o kadar -Suriye’deki saha hareketlerinin çoğunda Türkiye’nin müttefiki olan- Rusya ile koordinasyon içinde olması gerekecektir. Dolayısıyla Birleşil Devletler’in Türkiye’yi sınırlandırma girişimlerini sürdürmesi halinde Türkiye, Esed rejimi ile koordinasyon olmadıkça ulusal, ekonomik ve bölgesel çıkarlarını gerçekleştirmeye devam edemeyecektir. Her ne kadar Türkiye böyle bir öneri karşısında şu anda oldukça isteksiz görünse de, herhangi bir zamanda önündeki tek seçenek haline gelebilir.

Birleşik Devletler ile Türkiye arasındaki ilişkilerin karmaşık durumu, Amerika’nın doğru bir şekilde ve Türkiye ile koordinasyon halinde Suriye’den çekilme konusundaki tereddüdü ve bunun yerine Kürt milisleri esas alması, DAEŞ unsurlarına yeniden toparlanma ve Suriye topraklarını yeniden ele geçirme fırsatı sağlamıştır. Bu da aralarında Türkiye’nin de bulunduğu muhtelif tarafları Suriye rejimine açılıma doğru itmekte, Rusya ve İran’a hem çıkarlarını desteklemek, hem de Suriye ve Büyük Ortadoğu’ya ilişkin vizyonlarını uygulamak için gerekli alanı açmaktadır.

Sonuç

Amerika’nın Suriye’den çekilmesi konusunda uygulama, zamanlama ve mekanizma üzerinde doğrudan etkili üç temel faktör vardır. Bunların ilki; DAEŞ’in artçı saldırıları ve SDG’nin buna karşı koyma yeteneği. Suriye’den çekilmenin ana motivasyonlarından biri DAEŞ örgütüne karşı gerçekleştirilmiş sözde zaferdir. Oysa örgütün, yenildiğinin ilan edildiği günden bu yana sürekli olarak gerçekleştirdiği saldırılar bu gerekçeyi geçersiz hale getirmekte, örgütün halen bölgede ciddi bir tehdit teşkil ettiğini kanıtlamaktadır. Bununla birlikte örgütün düzenlediği bu operasyonlar, ateş hattında bulunması için hiçbir gerekçesi olmayan Amerikan askerlerinin çekilmesi için hızlandırıcı bir faktör de teşkil edebilir. Ayrıca diğer tarafların çoğu, Türkler, Ruslar, rejim ve İranlılar, Birleşik Devletler’in çekilmesi karşılığında bu meselenin sorumluluğunu üstlenme “teklifleri” sunmaktadır.

İkinci faktör ise Türkiye’nin Birleşik Devletler destekli Kürt milislere karşı tutumudur. Zira şu ana kadar açıkça görülmektedir ki Amerikan yönetimi içindeki taraflar çekilmenin zamanlaması ve mekanizması konusunda anlaşmazlık içinde olsalar bile, hemfikir oldukları hususlardan biri ABD destekli Kürt milislerin korunması meselesidir. Aynı zamanda bu, Türk tarafı ile yaşanan ciddi bir anlaşmazlık noktası ve Türklerin hiçbir esneklik gösterme niyetinde görünmedikleri bir meseledir. Dolayısıyla Birleşik Devletler, desteklediği Kürt milis varlığını koruma konusunda ısrar etmek istiyorsa, tam bir çekilmeden vazgeçip Suriye’de kalmak zorunda olacak, başta İran varlığı olmak üzere diğer meydan okumalarla karşı karşıya kalmayı göze alacaktır.

Üçüncü faktör de Fırat’ın doğu bölgesinin akıbeti ve İran ya da rejimin bölgeye uzanmasının önlenmesidir. Bu da Birleşik Devletler’i iki seçenek arasında bırakmaktadır. İlki, ABD destekli Kürt grupların bölge üzerindeki hakimiyetinin sürdürülmesi ve varlıklarının idari, güvenlik, hatta siyasi yönden pekiştirilmesidir. Bu grupların özerklik denilen yapıyı oluşturma, eğitim kurumları açma, askere alma teşkilatları kurma vs. girişimleri üzerinden şu anda yapılan da budur zaten. Ya da kendisini bölgeyi kontrol edebilecek en uygun taraf olarak gösteren Türkiye ile koordinasyon kurulacaktır. Bilindiği gibi Kürt gruplara dayanmak, Rusya, İran, Türkiye, rejim ve tümü olmasa da çoğu bölge ülkesinin muhalefetiyle karşılaşmaktadır.

Suriye’den çekilme kararının avantaj ve dezavantajlarına gelince; çekilmenin (Birleşik Devletler açısından) avantajları aşağıdaki noktalar halinde özetlenebilir:

  • Karar 2000 ABD askerinin terhis edilerek evine dönmesini ya da başka bölgelerde konuşlandırılmasını sağlayacaktır.
  • Çekilme, Birleşik Devletler’in Suriye’deki çatışma sahasında bir hayli bulunan diğer güçler ile planlanmamış ya da tehlikeli bir karşılaşma riskini önemli ölçüde azaltacaktır.
  • Çekilme, Amerika’nın Ortadoğu ve Avrupa güvenlik stratejisi için son derece önemli bir partner olan Türkiye ile ilişkilerin iyileştirilmesi yönünde alan açacaktır.

Çekilmenin (Birleşik Devletler açısından) dezavantajları ise aşağıdaki noktalar halinde özetlenebilir:

  • Amerika’nın çekilmesi, bilhassa DAEŞ’e karşı mücadelede ABD’nin uzun süredir kullandığı Kürt milislerin rolünün zayıflamasıyla birlikte DAEŞ’e karşı mücadeleyi olumsuz etkileyecektir.
  • Amerika’nın çekilmesi, İran’ın Suriye’deki nüfuzunu genişletmesi için bir fırsat tanıyacaktır.
  • Amerika’nın çekilmesi, Birleşik Devletler’in gitmesiyle oluşacak boşluğu doldurmaya istekli olacak Rusya ve Putin için bir zafer olarak kabul edilecektir.
  • Amerika’nın çekilmesi, Birleşik Devletler’in hakkında olumsuz bir tutum takındığı Suriye rejiminin de lehine olacaktır.

Sürpriz bir çekilme, Birleşik Devletler’in güvenilirliğini yitirmesine neden olacak, kendilerinden vazgeçmeyeceğini sürekli ve defalarca taahhüt ettiği müttefiklerini yarı yolda bıraktığı şeklinde anlaşılacaktır.

İlgili Makaleler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
%d blogcu bunu beğendi: