ABD’deki Gösterilerin Analitik Özeti

Önsöz

Mayıs 2020'de ABD'li bir polisin siyahi vatandaş George Floyd'u öldürmesinin ardından ırkçılığa ve abartılı polis müdahalesine karşı geniş protesto dalgaları başladı. Olayın güvenlik kameraları ve bölgedeki vatandaşların çektiği videolarla belgelenmesi, protestoların tırmanmasına ve ABD sınırlarını aşarak, protestoları Almanya, İspanya ve Fransa'nın büyük şehirlerine ulaşan gerçek bir krize dönüştürdü.

4 kişilik bir ekip tarafından tutuklanmasının ardından, Derek Chauvin ismindeki bir polis dizini dokuz dakika boyunca Floyd'un ensesine bastırdı. George, nefes alamadığını söylerken polis, George'un ve çekim yapanların söylediklerine kulak asmadı. Derek'in diğer 3 meslektaşı da George'un söylemlerini önemsemeyip, ayağa kalkmasına izin vermedi. Bu da, George'un son 3 dakikada bilincini kaybetmesi, nabzının yavaşlaması ve daha sonra kaldırıldığı hastanede ölümünün duyulması ile sonuçlandı.

George'un polis tarafından öldürüldüğü anlara ilişkin video sosyal medya ve haber kanallarında yayılmasının ardından 26 Mayıs 2020'de Minneapolis'te protestolar düzenlendi. Göstericilerin kentteki dükkân ve karakolları yaktığı anlara ilişkin protesto dalgaları, altıncı gününde ABD'nin 75 kentine sıçrayarak hızlıca yayıldı. Bazı yerlerde polis ve göstericiler arasında çatışmalar çıktı ve olaylar New York gibi büyük şehirlere dahi ulaştı. Bazı şehirlerde yağma ve vandalizm olayları yaşandı. George'un tutuklanmasında görev alan 4 polis görevden alınırken, ikinci dereceden cinayet sorumlusu olan polis memuru Derek Chauven cinayetle, diğer 3 memur ise cinayete yardımla suçlandı. ABD Başkanı Donald Trump, protestoları durdurmak için orduyu (Ulusal Muhafız) sokağa çıkarmakla tehdit etti. Olay, Beyaz Saray yakınlarında bir kilisenin yakılmasına kadar uzanırken, bazı şehirlerde güvenliği sağlamak için ilan edilen sokağa çıkma yasağı ihlal edildi. Protesto günlerinde Beyaz Saray güvenlik gerekçesiyle kapatıldı. Daha sonra, ABD Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı, Trump'ın Ulusal Muhafızları kullanma talebini reddederek, vatandaşların anayasal haklarını gerekçe gösterdi. Barışçıl gösteri yapma hakkına vurgu yapan Genelkurmay Başkanı, gösterilere şiddet ve kaos eylemlerinin hâkim olmadığını belirtti. Gösteriler, ABD'de siyahilere yönelik polis şiddetini ve ırkçılık sorununu yeniden gündeme getirirken, ırkçılık karşıtı gösteriler Fransa, İspanya, Almanya ve İtalya gibi Avrupa ülkelerine ve Kanada'ya sıçradı.

Bu protestolar, analitik olarak ele alacağımız bir olgu haline gelmiştir. Ayrıca gerek cumhuriyetçiler gerekse demokratlar olarak her iki tarafın, bu protestoları seçim amaçlarına yönelik kullanmalarını da ele alacağız. Bu krizin ABD içinde ve dışındaki etkilerini, ABD derin devletindeki istikrar hali devam ederken, toplumsal kriz sınırlarını aşması beklenmeyen gösterilerin gelecek seçimlere doğrudan etkisini de inceleyeceğiz.


1. Protestolara iten ana sebepler

George Floyd'un öldürülmesi, protestoların fitilini ateşleyen çeşitli sosyal ve politik faktörler için küçük bir kıvılcımdan başka bir şey değildir.

Birinci faktör: ABD'de siyahilere karşı ırkçılığın tarihçesi

Siyahi Amerikalılara karşı ırkçı ayrımcılık, ABD siyasi sistemi içerisinde sosyal ve tarihsel bir meseledir. ABD'nin ayrımcılığı önlemek için aldığı tüm önlemlere rağmen, ırkçı uygulamalar kendini göstermektedir. Örneğin, ABD toplumunun azınlığını oluşturmasına rağmen siyahilerin, mahkumların çoğunluğunu oluşturması bunlardan birisidir. Bu faktör hala ABD toplumundaki siyahi (beyaz olmayanlar) azınlığın vicdanında güçlü bir şekilde mevcuttur. Bu durum Amerikan polisinin bazı üyeleri tarafından yürütülen ırkçı uygulamaların yanı sıra ABD'deki beyaz ırkın üstünlüğüne inanan aşırı sağcı örgütlerin sürekli varlığıyla körüklenmektedir.

İkinci faktör: Trump’ın Beyaz Hristiyan-Sağ yanlı manipülatif kişiliği

Hristiyan-sağ akımı, Donald Trump için seçim için stratejik ağırlık merkezini temsil ediyor. 2016 seçimlerinde bu akımın yüzde 75’inin oyu Trump’a gitti. Sadece yüzde 18’i Hillary Clinton’a oy verdi. Hristiyan-sağ akımı, beyaz ırkın üstünlüğü, İsrail’e desteği vahşi kapitalizme karşı hoşgörüsü ve ABD’nin dış politikasında şiddet yanlısı olmasıyla biliniyor.

Trump seçildiğinden bu yana, diğer akımlarla çekişme halinde olan politikalarının bir çoğu bu akımı razı etmeye dayalı. Bu politikalardan bazıları şöyle: Göç sorunlarını öne çıkarmak, mülteci dalgasını engellemek, Trump’ın “İslami terörizm”e karşı savaşı ve ABD toplumundaki azınlıklara karşı gösterdiği olumsuz muamele etmek. Bu protesto dalgalarının patlak vermesine sebep olan şey, azınlıklara yönelik baskılardır.

Üçüncü faktör: Korona salgınının ekonomik etkileri

ABD toplumunun büyük bir kesiminin Trump’ın korona yönetiminde başarısız olduğunu düşünmesi da bu faktörlerden biridir. Nitekim bu salgın 28 milyon ABD’linin işini kaybetmesine, işsizlik oranının yüzde 15’lere çıkmasına sebep olmuştur. Bu oran, ABD’deki çalışan nüfusun 4’te 1’ini oluşturmaktadır. Korona salgınının ekonomik etkileri George Floyd’un öldürülmesine ilişkin düzenlenen protestolarda da kendini gösterdi.

Dördüncü faktör: ABD polisinin şiddeti

ABD toplumunda silahlanmanın artmasıyla, ABD güvenlik güçleri, şiddet uygulayan birtakım silahlı çetelere karşı şiddet uygulamak durumunda kaldı. Bu durum, ABD polisi hakkında şiddetiyle öne çıkan bir kişilik oluşturdu. Özellikle de kendisine tehlikeli ya da potansiyel suçlu gözüyle bakılan siyahi ve Latin kökenlilere karşı.

Polis merkezlerindeki tutuklu azınlıklardan birisinin öldürülmesiyle sonuçlanan çok sayıda abartılı şiddet eylemi yaşanmıştır. Polis şiddeti haritası sitesi (https://mappingpoliceviolence.org) verilerine göre 2013-2019 yılları arasında özellikle Teksas, California ve Florida eyaletinde 7 binden fazla tutuklu, polis merkezlerinde hayatını kaybetti. Bu rakamda siyahi tutuklular, beyazların iki katı. İstatistiklere göre, hapishanelerdeki suçlu oranlarının yüzde 40’ı siyahilerden oluşuyor. Bazı eyaletlerde ise bu oran yüzde 50’ye kadar çıkıyor. Siyahilerin ABD toplumunun yüzde 13’ünü oluşturmalarına rağmen, hapishanedeki beyazların 5 katını temsil ediyor. Siyahi Amerikalılara karşı öfke ve polis şiddeti, medyaya yansıyan şiddet olaylarıyla beraber başlayan kronik protesto dalgalarına dönüştü.

Beşinci faktör: Derin devlet ve Trump karşıtı medya

Trump, medya organlarını ve derin devleti karşısına aldı. Bu tavrı, içeride ve dışarıda Trump karşıtı bir tutumun oluşmasına yol açtı. Bu da kendisine karşı toplumsal bir tavra dönüşürken, protesto eylemleri ABD toplumu içerisindeki kutuplaşmayı arttırdı.

2. Rakip partilerin gösterileri kullanması

Bu olayların iki rakip partiye seçimlerin yaklaştığı bir dönemde faydalarının olacağı düşünülüyor. Çünkü her iki taraf da bu olaylardan en iyi şekilde yararlanmaya çalışacaktır.

Birincisi: Trump ve Cumhuriyetçiler

Trump, korona salgınının ekonomiye yönelik etkilerinden ve ABD’lerin yüzleştiği işsizlik gibi sıkıntılardan uzaklaşmak zorunda. Bu nedenle, gösterilerin neticesindeki şiddet, isyan ve yağma eylemleri, ABD toplumunun dikkatini buraya çekerek ekonomik sorunlardan uzaklaşmak için bir fırsat oluşturuyor. Trump, seçim sürecinde güçlü bir lider olarak çıkma konusunda ısrarcı. Güç kullanarak güvenlik ve istikrarı oluşturmaya çalışıyor. Bu nedenle Trump, öfkeli sokağa, göstericileri de kapsayarak birlik mesajları verecek şekilde seslenerek bölünmüş toplumu birleştirme mesajı vererek gösterileri yatıştırmaya çalışmadı. Aksine, ordu birimlerine tehlikeli bir şekilde şehirlere müdahale etme çağırısında bulundu. Ancak ABD derin devleti, Genelkurmay Başkanı ile anlaşarak bunun uygulanmasına izin vermedi. Böylece Trump toplumun diğer kısmı ile daha fazla çatışarak, kendi tabanına yatırım yapmaya devam edecek. Protestoculara daha fazla şiddet ve baskı mesajları vererek, bu gösterilerin meşru ve barışçıl olmadığını göstermek için yağma ve vandalizm eylemlerini kullanacak. Bu olaylar, Trump ve tabanı için önemli bir seçim malzemesi.

İkincisi: Demokratlar

Protestolar ve Trump’ın kışkırtıcı yönetimi Demokratlar için Trump’ın imajının zedelenmesi ve bir başkan olarak hatalarını yakalamak için verimli bir fırsat. Aynı zamanda bu diğer dini azınlıkları, siyahileri ve mültecileri kendi saflarına çekmek için mükemmel bir fırsat. Medya ve derin devletin kışkırtması ve salgın karşısındaki gösterilen kötü yönetim, Trump yönetiminin olumsuz yönlerini öne çıkardı. Bu sebeple Demokratlar, Trump’ın geçmişteki ilişkilerini, vergi kaçaklarını, azınlıkların haklarından uzak duruşunu ve tüm hatalarını profesyonelliğe uzak, önyargılı yönetimine karşı kullanarak, öfkeli topluma bunlarla hitap edecektir.

3. Abd’deki Gösterilerinin İç ve Dış Yansımaları

1. Süreç

Gösterilerin büyüyerek bir devrim hareketi veya Amerikan baharı olarak karşımıza çıkması beklenmiyor. Ancak, özellikle de iki parti arasında seçim krizinin yaşandığı bir ortamda, olayların durulması da yakın zamanda mümkün görünmüyor. Gelecek haftalarda olayların şiddeti azalsa da büyük ihtimalle ABD’de istikrarsızlık Kasım ayına kadar sürecek. Yaz aylarına girmemiz, ekonomik durgunluk ve pandemi bu durumu tetikleyecektir. Gösterilerin devam etmesi halinde, zaten pandeminin etkisi altında olan ekonomik durumda büyük bir değişiklik olmaması bekleniyor. Kapsamlı bir kaos olması halinde, en kötü senaryo güvenliği tesis etmek amacıyla ulusal muhafız birimlerinin sokağa çıkması olacaktır.

2. ABD dışındaki etkileri

Gösteriler büyüyerek Fransa ve İspanya gibi Avrupa ülkelerine kadar uzandı. ABD’de başlayan gösteriler, dünyada sol akımın tekrardan yükselişinin başlangıç noktası olabilir, değişim-reform yanlısı gençlik hareketlerinin ortaya çıkışını tetikleyebilir.

Bazı Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinin de bu gösterilerden etkilenmesi muhtemeldir ki, muhalefet yanlısı gruplar bu durumu kendi lehine kullanacaktır. Bu duruma paralel olarak, son yıllarda göçmen karşıtı nefret ve terör eylemlerinin etkisiyle, Avrupa’da sağ akım yükselecek.

3. ABD seçimlerine etkisi

Koronavirüs salgını ve protestolar öncesinde, Trump’ın ikinci dönemde seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Şimdi ise, bazı göstergeler, Cumhuriyetçiler arasında bile Trump’a destek verme konusunda görüş ayrılıklarının olduğunu ve kaybetme ihtimalinin bulunduğunu gösteriyor. Yapılan anketler, Trump’ın rakibi Biden’ın kazanma ihtimalinin artık daha gerçekçi olduğunu ortaya koyarken, bazı karar mekanizmaları, Biden’a Kasım ayının muhtemel kazananı gözüyle bakıyor.

4. ABD içine etkisi

ABD derin devleti ilk kez istikrarın bu denli düşmesine tanık olmuş durumda. Derin devlet, Trump’ın orduyu müdahaleye çağırana kadar olaylara izleyici kürsüsünden bakmayı tercih etti. Trump’ın bu talebi, savunma bakanlığı ve ordu komutanları tarafından engellendi. Bu şekilde dünyaya şu mesaj verildi, ABD’de yerleşik düzen büyük ölçüde istikrarını korumakta, köklü değişimden veya kaostan oldukça uzak durumdadır.

Bir başka açıdan, Trump ekonomiyi canlandırma yoluyla gösterilerin öfkesini bir nebze dindirmeye çalışacaktır. Bu doğrultuda gelecek yaz ve sonbahar aylarında müttefiklerinden silah alımı ve yatırım anlaşmaları konusunda baskı yapabilir.

5. Dünya genelindeki çatışma bölgelerine etkisi

Beyaz Saray’ı dizginleyerek ve devlet aklını Trump’ın yegâne hedefi olan seçim çıkarlarına karşı hâkim kılan derin devlet, ABD’nin çıkarları doğrultusunda dünyadaki çatışma alanlarında etkisini sürdürecektir. Nitekim, Trump ve yakın çevresindeki yetkilileri ilgilendiren çatışma ve politikalar hariç, ABD’nin önceliklerinde veya dış müdahalelerinde herhangi bir değişim olmayacak veya geri adım atılmayacaktır.

6. ABD’nin iç işlerine müdahale olasılığı

ABD’deki etnik ilişkiler, ırkçılık ve siyahilere yönelik tarihi adaletsizlikle ilgili yaşanan son olaylar, ABD toplumunda derin boşluklar olduğunu ortaya koymaktadır. Bu durum, bazı ülkelere (Rusya gibi) medya ve sosyal medya kullanılarak bu etnik farklılıkların üstüne gitme imkânı verecektir. Bu da ABD’nin toplumsal istikrarını dış saldırılara karşı savunmasız hale getirecektir.

7. Hristiyan sağ kanadın gerilemesi ve liberal solun yükselişi

Son olaylar, 11 Eylül sonrasında yükselişte olan Hristiyan sağ akımın gerileyerek, liberal gençlik hareketlerinin yükselmesine katkı sağlamıştır. Feminist ve benzeri bazı hareketler, (Trump’ın kaybetmesi durumunda) liderlik pozisyonlarını üstlenerek, Hristiyan sağ kanadın zayıflamasına yol açabilir. Tartışmalı silah yasasının kaldırılmasına potansiyel gözüyle bakılırken, polis teşkilatı ve hapishane sistemi de bu değişim baskısına boyun eğmek durumunda kalacaktır.

Sonuç

Mevcut protestoların Demokrat ve Cumhuriyetçi partilerin seçim taleplerini karşıladığı görülüyor ve iki tarafın da bunu seçim fırsatına çevireceği görülmektedir. Liberal-sol hareket, ABD içinde ve dışında 11 Eylül 2001 olayları sonrasında uzun süren gerileyişinin ardından yeniden yükselişe geçmiştir. Ancak öte yandan, bir ‘Amerikan baharı’ veya ‘Yeni bir Amerikan devrimi’ seçeneği oldukça uzak görünmektedir. Zira ABD iç sistemi bu tür krizleri absorbe edebilmektedir. Nitekim, ABD sosyal sözleşmesi, vatandaşların değişim taleplerini karşılamaya yönelik gerekli icraatları yapma konusunda yeteri kadar esneklik sunmaktadır. Ayrıca, protestolar aylarca devam etse dahi derin devlet, ABD varlığını sürdürmek için yeterli güce sahiptir.